Üye Girişi

Üye Girişi

Kitabın Ortasından: Sultanahmet Patlaması

12 Oca 2016

Sultanahmet'te bugün (12 Ocak 2016) sabah saatlerinde bir patlama meydana geldi. Tam Suriyeliler ile Kürt gettolarının yarattığı sorunlara değinmeye başlamıştım ki, cumhurbaşkanı açıklama yaptı: Saldırgan Suriye kökenli. Bu sürpriz değil ve maalesef gelecek yıllarda artarak devam edecek yeni bir terör dalgasının habercisi.

Çok değil, iki hafta kadar önce yazdığım Işid Nedir, Kim Kurdu? başlıklı yazımın son paragrafında değinmiştim: 

"Ve o da ne: Sınırlarımızda resmi rakamlara göre, tam da Işid'in beslendiği havzanın özelliklerine uyan iki buçuk milyondan fazla Arap var. Yarın Işid ya da bir başka örgüt, bu sürgün ve dolayısıyla örgütler için muazzam bir avlanma alanı olan kitleden beslenmeye karar verdiğinde, ne yapacağız?"

Bu belliydi. Hele ki, evvelinden benzer bir terör sorunundan mustarip ve tecrübeliydik: Doğu'daki terörü, tümörü önce bir bölgeye hapsedip orada yoğun tedaviyle yok eden doktor titizliğiyle temizleyeceğimize, bölge halkının batıya göçüne izin vererek büyütmüş ve başımıza bela etmiştik. Yerinden yurdundan olan, toplumun en altına itilen ve güvensiz kalan insanlar, örgüt için çok verimli bir militan devşirme havzası yarattılar. Üstelik, bu defa şehirleri de terörün kucağına ittiler. Anadolu'nun her şehrinde kurulan Kürt gettoları, hem adi suçların, hem terör suçlarının artmasına, hem ülke sathına yayılmasına, kılcallarımıza girmesine sebep oldu.

Suriyeliler için de böyle olacak. Kürtler ve Suriyelilerin dizginlenmediği, islamcıların iktidarda ve bürokraside olduğu bir ülkede daha çok patlama olacak. Onlarca ne idüğü belirsiz Suriyelinin dolaştığı memlekette Işid militanını nasıl tespit edeceksin? Binlerce Kürt gettosunun var olduğu şehirlerde hücreleri nasıl bulacaksın? Her an bir genç ajite olup bomba patlatabilir. Sonra liyakat ve beceriyle alakası olmayan islamcı sarmaşıklara ne demeli? "Uzun" bir sırığa sarılıp büyüdüler sadece, ellerinden ne gelir? Bunlar polislik, askerlik, istihbaratçılık yapabilir mi? Nitekim yapamadılar da.

Merkel, mülteciler taşkınlık yapınca hemen yaptırım sinyali vermişti. Aynını bekliyoruz, bizimkinde tık yok. Ne bekliyorlar, halkın bu dört koldan yüklenen terör baskısından bunalıp kendi adaletini tesis etmeye kalkıp, kimseye yaramayacak kaotik bir girdabın içine sürüklenmesini mi? 

Arada bir aklıma gelen bir mevzu var. Almanya'ya giden Türk işçiler mülteci değillerdi ama yine "sosyal bir sorun" yarattılar. Ve Almanya bu sosyal etkinin altından başarıyla kalktı. Bu "know-how"u almak, buraya getirmek, hiç değilse dersler, referanslar çıkarmak bizimkilerin neden aklına gelmez? Her ne kadar biri yabancı işçi, diğeri mülteci idiyse de, yabancı ve kalabalık bir unsurun yerleşme amacıyla bir ülkeye gelmesi çok ciddi yönetilmesi gereken bir meseledir. Osmanlı bile daha iyi yönetiyordu diyeyim, kısa keseyim bu bahsi.

Pekala ne yapılmalıydı, ne yapılmalı? Türkiye'deki bütün Suriyeliler çalışma kamplarına toplanmalı. Üretim yapmaları sağlanarak, ürettikleri onlar adına satılarak gelir elde edilmeli. Tabii bu süreç, Türk işçisi, işvereni ve ekonomisini etkilemeyecek dallarda olmalı: Suriyelilerin etkilerinden biri de, ücret rayicini düşürmek oldu. Türkleri işsiz bıraktılar; gözünü kâr hırsı bürümüş işverenler de bunu çok çabuk kullanmaya başladılar. Çalışma kamplarında örneğin doktor mülteci varsa soydaşlarına doktor, hemşire varsa hemşire olarak istihdam edilmeli, niteliksiz ya da başka iş bulamayan kütle de, seçilecek iş dallarında çalıştırılarak gelir üretmeli. Bu gelir Suriyelilerin yarattığı ekonomik yükün bir kısmını hafifletmede kullanılmalı. Mesela zorunlu doğum kontrolü önemli bir meseledir. Pislik ve sefalet içinde domuzlar gibi çiftleşmelerini engelleyemiyoruz zira onlar da arzu sahibi, ama geçici olarak kısırlaştırılmalarını sağlayıp (örneğin kadınlara spiral takılabilir) çocuk sahibi olmaları hem Türkler, hem Suriyeliler, hem de günahsız çocuklar için engellenmeli. 

Medeni ve vicdanlı bir ülke böyle yapar. Hem Suriyeliyi iyi yönetilen, planlı ve disiplinli sahaların içinde tutar, onu korur, geçici olarak kaldığı yerde bir işe yaramasını ve onurunu muhafaza etmesini sağlar, hem taşkınlığı engeller. Hem de Türklerin memnuniyetsizliğini ve sosyal çatışmaları engeller. En önemlisi, örgütlerin, mafyatik yapıların, uyuşturucu tacirlerinin, fuhuş şebekelerinin beslenmesini engeller. 

Beyinsiz bir ülke hem Suriyeliyi sefil eder, dilenci eder, hem kendi insanını bombalara kurban eder.

Göstermelik, kimseye faydası olmayan, en çok da Suriyeliye zararı dokunan "insanlık, sevgi, barış, kardeşlik, özgürlük, mültecilere şefkat" söylemleri bir halta yaramaz ve ister sol, ister islamcı kisveyle olsun, bu söylemlerin toplumları ve devletleri nereye sürükleyebileceğinin örneğini İsveç'te, Almanya'da küçük çapta görüyoruz. Türkiye, terör eylemleriyle, en ciddi boyutunu yaşayarak gördüğü halde, görmezlikten gelmekte ısrarcı; bu yönetimin Arapperest olmasından başka ne ile açıklanabilir, bilmiyorum.


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.



 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

130 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi