Üye Girişi

Üye Girişi

PKK'nın Marka Mimarisi ve Anti-Kürtçü Söylem

19 Şub 2016

Danimarka ismi nereden gelir, hiç düşündünüz mü? Denmark deniyor İngilizce'de, Danca'da Danmark. Tam olarak "Danların ülkesi" demek. Dane + mark şeklinde iki birimi var aslında, ya da Dan + mark. Mark, eski İskandinav dilinde "merki", eski İngilizce'de "mearc", bugün "mark", "marck", "marque" gibi versiyonları bütün Avrupa dillerinde karşımıza çıkıyor, kökeni eski Cermence ve Proto-Hint-Avrupaca. Tam anlamı, "sınır" demek. Bugün bildiğimiz "marka" sözcüğünün etimolojik atası; pekala "iz, işaret, ayırdedici konsept" anlamını nasıl kazanmış? Eskiden sınırlara sınır işareti olarak taşlar koyarlarmış, bugün bile Anadolu köylerinde bu uygulama vardır. Sınırı işaretleyen taşlara da "mark" denmeye başlamış. Daha sonra "mark" sözcüğü bugün bildiğimiz "marka" anlamında kullanılmış; Alman Markı'nda da "üzerinde işaret taşıyan kağıt" anlamıyla karşımıza çıkıyor.

Marka böyle bir şey; bir toprak parçasını vatan eden "hikaye"dir aslında, Denmark sözcüğündeki marka. O toprakta ve üzerindeki bütün "iz"ler, toprağın markasını, öyküsünü oluşturur.

Bizim Türklerin alfabesi, Orhun Tamgaları, mallara, hayvanlara vurulan damgaların, kısa haberleşmeler ve işaretleşmeler için de kullanılmaya başlaması ve ardından alfabeye evrilmesiyle ortaya çıkıyor. Marka deyip geçmemek lazım, İngilizce markanın bir diğer karşılığı olan "brand", hayvanlara kızgın demirle vurulan damganın adıdır aynı zamanda.

Görüldüğü üzere "marka" sadece pazarlamada karşımıza çıkan bir şey değil. Ülkeler, siyasi örgütlenmeler, futbol kulüpleri, hasılı birer sembol ve hikaye sentezine ulaşmış her şey, birer markadır. Biraz daha ayrıntılı haline İletişime Giriş ve Propaganda: Deus Vult yazımdan ulaşabilirsiniz.  O yazımda değindiğim "göstergebilim"in alt başlığı olan "Kültürel Göstergeler"de, dört temel kültürel gösterge grubu vardır: Kahramanlar, Semboller, Adetler, Değerler. Bu dört gruptaki göstergeler, motif, şahıs, kült, sembol ve ikonlar, toplumun kültürünün temel aktarım unsurları ve markasını yaratır. O marka sayesinde kültür yayılır, küçülür ya da gelecek nesillere aktarılır. Bütün bir kültür marka olduğu gibi, kültürün altında alt markalar da vardır. 

Marka, bir vaadi, öyküyü ve kişiliği paketler, iletişim dilinin en önemli gramer elemanıdır.

Hala PKK'ya, Kürt meselesine bağlamadım, farkındayım. Fakat okuyucunun hiç değilse ana hatlarıyla bu konuyu anlaması gerekiyor. O yüzden "marka mimarisi"ne değinmeliyim. 

Oral-B ya da Pantene markalarını duymuşsunuzdur. Fakat P&G'yi duydunuz mu? Kurumsal marka olan P&G'nin bütün alt markalarına burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz. Peki birçoğu bildiğimiz, tanıdığımız markalar olan bu örnekleri bilirken, neden P&G'yi bilmeyiz? Benzer durum, Unilever için de geçerli.

Zira buradaki marka mimarisi "ürün markası" stratejisine dayanmıştır. Bu ne işe yarar? Birkaç yüz farklı hedef kitle grubuna, ihtiyaca ve sektöre hitap eden ürünler üreten ve satan P&G, hepsini aynı isimle satsa, bir duvarla karşılaşırdı: Diyelim ki, şampuan markanız Pantene bir skandala konu oldu. Durduk yere diş macunu markanız da etkilenirdi. Zincirleme bir şekilde bütün sektörler ve pazarlarda sıkıntı yaşardınız. Ürünleriniz tek tip değil, hedef kitleler, pazarlar, sektörler farklı farklı, her birine hitap edecek tek bir marka, renk, logo yaratmak da zor. Örneğin çocuklara hitap eden bir üründe renkli, Comic Sans Ms ile yazılmış bir logo kullanıyorsunuz, yetişkinler için aynını kullanamazsınız. Dolayısıyla P&G gibi çok yönlü pazarlarda "mücadele eden" bir kurum için en doğru strateji ürün markasıdır. Her ürün, ayrı bir marka olur, P&G logosu bazen hiç görünmez, bazen çok küçük, neredeyse görünmez bir yere koyulur.

Başka stratejiler de var elbette ama, bu yazı için önemli olan bu. Zira "Kürtler", bu stratejiyi kullanıyor. 

"Kürt hareketi" denince akla gelen "marka"ları bir yazalım. PKK, HDP, Kadek, Kongra-Gel, YPG, HPG, PJAK, PYD, KCK, TAK, ARGK. Benim aklıma gelenler bunlar, şüphesiz bu liste çok daha uzundur. Pekala neden böyle yapılıyor, bunun anlamı nedir ve bununla nasıl mücadele edilir?

Kürt hareketi, ürün markalıyor. Büyük ürün grupları biraz daha "şemsiye mimari"ye benziyor (PKK ve alt dalları, PYD ve alt dalları), ancak genelden bakınca ürün markası mimarisi direkt olarak karşımızdadır. Suriye'de ayrı bir mantık, söylem ve hikaye, Irak'ta başka, Doğu Anadolu'da başka, Batı'da Türklere hitap ederken başka. Bir marka yıpranınca, bambaşka bir logo, bayrak, isimle yeniden markalaştırma... Altan Tan ile İslamcılara, Sırrı Süreyya ile Cihangirlilere... Müthiş bir eforla oluşturulan girift ve yüksek verimli bir marka mimarisi var, islamcı cahillerin yönettiği Türkiye'yi rezil etmeleri ve sürekli kazanım elde etmeleri bundandır. 

Pekala durum buysa, nasıl başa çıkacağız? Burada "kurumsal marka" nedir, onu bir bulmamız lazım. Yani bu ürün markası mimarisinin P&G ya da Unilever'i "ne"dir? Cevap çok basit aslında, kurumsal marka "Kürtler"dir. Her bir ürün markası grubu, bütün alt markaları, hat ve marka genişletmeleri, özel markaları ile, "Kürtler" hanesine kâr yazar. Ve kendileri yıpransa da, "Kürtler"i yıpratmamak için azami gayret gösterirler, zira Türk'ün "benim Kürt arkadaşlarım da var" demesine muhtaçtırlar. Bu tavır kırılırsa, sistem çökecektir zira.

Bizim gerizekalı milliyetçilerin/Türkçülerin hala anlamamakta ısrar ettiği ve şahsıma saldırmak için kullandığı "Kürtlerle Bir Arada Yaşamak Zorunda Mıyız" ve "Anti-Kürtçülük'te Söylem Sorunu" yazılarımın iletişim bilimi zaviyesinden arka planı budur.

Tekrar özetlemek gerekirse, milliyetçi propaganda artık "Kürtler"e yönelmelidir. Tek bir Kürt'ü aşağılamak, dövmek vs.den bahsetmiyorum. "Kürtler" kavramının itibarı zedelenmeli, marazın kaynağı kökünden kurutulmalıdır. Zira HDP'yi alt etseniz, CDP çıkar, yine çıkar. Türkiyelilik diyorlar örneğin, Türkiyelilik sık sık tekrar ettiğim gibi, "Hepimiz Türkiyeliyiz, Kürt Kürttür, Türk Türkiyelidir. Bir Kürt suç işlemişse Türkiyelidir, fakat ödül kazanmışsa Kürttür. Ödül alan Türk'ün Türkiyeliyim dememesi vatana ihanettir" demek. Başbakan Davutoğlu da aynı dilde konuşuyor, "Türkmen'in ağzına Kürtçe çok yakışır", "Anadolu kültürü" gibi laflar ediyor. Kürt hareketinin söylemleriyle Kürt hareketi bitirilmez, buna "1000 yıllık kardeşlik" saçmalığı da dahildir. 

Burada, Kürtlerin "etnik asalaklık" tabir ettiğim "bağımsız olmayalım, vergi vermeyelim ama yardım alalım, özerk olalım" söylemleri de ancak "Hayır, kapı orada. Ben seni hiç istemiyorum" diyerek bozulabilir. Gezi'de, Artvin'de "Kürt" varlığının insanların müspet ve barışçıl protestolarına zarar verdiği, Kürtlerden tiksinenlerin terörist addedilmemek için katılmaktan çekindiği ya da hevesini kaybettiği işlenmeli. Topyekün "Kürtler" kavramının üzerine gidilmeli. 

Çok basit bir güncel örnek. Türk(!) basınında, "Türk genç hamile sevgilisini yaktı" başlığıyla çıkan bir haber var. Biraz araştırmayla görülüyor ki, bu genç Kürt'tür, buraya tıklayarak kaynağa ulaşabilirsiniz. Bu tür durumlarda mücrimin Kürt olduğu öne çıkarılmalıdır. Kürtlerin, "Türk kimliği"ne düşmanlıkları ile en büyük kaybeden olacakları işlenmelidir. Kürtlere "ben seni hiç istemiyorum, şehirlerimden defolup git, al sana bağımsızlık, hadi ulan" sopası gösterilmelidir. "Türkiyelilik"ten Türk'ün hiçbir kazancının olmayacağı gibi, çok kaybının olacağı ve tek kârlı çıkanın Kürtler olacağı hatırlatılmalıdır.

Örnek bir propaganda metni: Kürt tarihçi Şeref Han, "Kürtler insanlarla cinlerin çiftleşmesinden meydana gelmiştir" diyor. Resmi tarih Kürtleri normal insanlar gibi gösterdi, lanet olsun foşist TC !

Bu konuda yazmaya devam edeceğim, şimdilik burada keseyim.

Güncelleme: Yazıyı yazdıktan birkaç saat sonra Ankara saldırısını TAK üstlendi. Direkt olarak burada değindiğim strateji sebebiyledir. YPG-PYD bu süreçte gerekirse kurmaca bir çatışma bile düzenler PKK ile. Marka mimarisi bunu gerektiriyor, YPG-PYD Kürtlerin "vitrin yüzü". Onun sayesinde hem Amerika, hem Rusya'nın desteğini alıyorlar, mevcut dört büyük Amerikan başkan adayından dördü de müspet bakıyor PYD'ye, örneğin. 

Bir markayı, özellikle feda edilebilsin diye yaratılmış bir markayı feda edip PYD'yi aklamak zorundalar. Zaten şimdiye dek büyük infiale yol açan bütün eylemleri TAK üstlenmişti, direkt olarak bu amaçla kurulmuş bir yapı. 

***

Yazı dizisindeki diğer bölümler:

Kürtlerle Bir Arada Yaşamak Zorunda Mıyız

Terörle Mücadele ve Söylem Sorunu

Anlatılar Savaşı


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Yorumlara dahil kullanıcılar

  • Bahadır bey, analizinizi beğendim. Marka metaforunu isabetle ve kolay anlaşılır ifadelerle kullanmışsınız. Yazının son paragraflarında işaret ettiğiniz doğru görünen tesbitler bağlamında riski de var. Otuz yılı bulan tarihine ve her türlü kışkırtma ve aptalca karşı politikalara rağmen iç savaşa/bölünmeye Kürt vatandaşların hâlâ uzak durması önemli. Onların Kürt hareketi tahrikçilerinin kucağına itilme ihtimali ve iç çatışma riskini nasıl sıfırlayacağız? Taşnaklar'ın 1. DS sırasında yerli Ermeni halkı müslüman komşusuyla ölümüne çatışmaya sokmasını hatırlatırım. Bu hususa da değinmelisiniz. Kolaylıklar diliyorum.

Who's Online

333 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi