Üye Girişi

Üye Girişi

Bilişsel Çelişki ve AKP

03 Ağu 2016

Odi et amo. Quare id faciam, fortasse requiris?
Nescio. Sed fieri sentio et excrucior.

Catullus

Yukarıdaki dizeler, bir Latin şaire ait. "Seviyor ve nefret ediyorum. Belki sorarsın, neden böyle yapıyorum? Bilmiyorum. Fakat hissediyorum ve acı çekiyorum." İnsanın aşk ile ilişkisini iki dizede çok güzel anlatmış. MFÖ biraz daha farklı söylüyor "Seni seviyorum der senden kaçarım". 

David Hume'dan, insanoğlunun ideal olarak, sığ formüllerle ele alınamayacağını, zira insanoğlunun çelişkilerle dolu olduğunu okumuştuk. Fakat bir adım ötesi de var: İnsanoğlu, çelişkilerini azaltmaya meyyaldir. 

Ontolojik İslam ve Vicdan Masturbasyonu Olarak İslamcılık yazımda (burayı tıklayarak okuyabilir ve yazıdaki linklerle okumayı genişletebilirsiniz) bilişsel çelişkiye değinmiş ancak kuramsal arkaplanını vermemiştim. Bu yazıda bilişsel çelişki kuramını biraz açıklayıp, bunun islamcı bilinçaltında nasıl AKP tercihine dönüştüğünü anlatmaya çalışacağım.

Bilişsel Çelişki kuramına dair bildiğim kadarıyla ilk deney, Leon Festinger'a ait. Burayı tıklayarak deneye ve sonuçlarına ulaşabilirsiniz. Ben bir başka deneyi daha basit ve açıklayıcı buluyorum. Daryl Bem ve Keith McConnell, üniversite öğrencileriyle bir deney yapıyorlar. Üniversite derslerini yönetimin mi, öğrencilerin mi belirlemesi gerektiği tartışmasında, "öğrenciler belirlemelidir" diye düşünen öğrencilerden, deney amaçlı "öğrenciler belirlememelidir" temalı bir yazı yazmaları rica ediliyor. Yazı yazıldıktan sonra, tekrar test yapıldığında öğrenciler, "öğrenciler belirlemelidir" fikrinden uzaklaşmış görülüyorlar. Bu iki testi birleştiren bir diğer deney daha var: A. R. Cohen tarafından yapılmış. (Hepsi ve daha fazlası için bkz Perspectives on Cognitive Dissonance, R. A. Wicklund, J. W. Brehm. Bu deney sayfa 73'te.) Özetleyecek olursak, Cohen polisin hışmına uğramış öğrencilerden, bir deney için, polisin yaptıklarını savunan birer makale yazmalarını istiyor. Öğrencilerin hepsi aslında polise karşı, ama deney amaçlı bunu yazıyorlar. Yazılar yazıldıktan sonra, öğrencilere katılım ücreti ödeniyor. Sonra polise karşı tutumları tekrar ölçülüyor. Sonuçlar ilginç: Daha az para alanlar, polise karşı yumuşamışlar. 

Bütün bu deneylerin bize ne anlattığını özetleyecek olursak, insanoğlunun beyni, eylemleri ile fikir ve inançlarının uyumlu olmasını istiyor. Uyumsuzluk, çelişki, çatışma sözkonusu olduğunda, beyin buna karşı reaksiyon gösteriyor. Bu reaksiyonun nasıl olduğunu aşağıdaki görselle modelleyebiliriz.

Fikir, inanç ve yargılarımız ile, fiil, davranış ve söylemlerimiz arasında çelişki artarsa, bu üç reaksiyon yaratıyor: Ya inancımızı değiştiriyoruz, ya fiilimizi; ya da en ilginci, fiile bakış açımızı. Bu sayede beynimizi rahatsız eden bilişsel çelişki azalıyor. Tabii burada, yukarıdaki deneylerdeki "teşvikler" ve diğer parametreler de rol oynayarak, çelişkinin hangi yolla azaltılacağını belirliyor.

Aslında biraz "namussuz" bir durum gibi görünse de, sağlıklı düşünebilmemizi sağlayan mekanizma budur. Bir şeyin iyi olduğunu düşünüyor ve yapıyoruz, fakat eylemimizin sonucunun fayda getirmediğini görüyoruz. O zaman ya bu kanıyı değiştireceğiz, ki bu en namuslu tavırdır, ya bu eyleme geçmeyeceğiz. Eyleme geçmeme kararının farkı şu: Fikirlerimiz aynı, ama çaydanlıktan eli yanan çocuk gibi, bir daha çaydanlığa dokunmama kararı alıyoruz. Çaydanlığa dokunmanın iyi bir şey olup olmadığı üzerine düşünmüyoruz. Üçüncü yol ise, en namussuz yöntem: Fiile dair bakışımızı değiştiriyor, hatta kendi kurguladığımız yalanlarla onu daha kabul edilebilir hale getiriyoruz.

Gerçek fikirlerinin aksini iddia eden bir yazı yazması istenen gençler, o yazıyı yazarken, bilinçaltları bir çelişki hissediyor. Para ödendiği zaman, beyin bunu çelişkisiz bir hale getirebiliyor: Fikirlerim hala aynı, sadece para için bu yazıyı yazdım, parayı aldım ve değişen bir şey yok. Fakat para alınmadığında ya da az alındığında, beyin rahatsız olmaya devam edip, "ulan acaba polis şiddeti haklı olabilir miydi?" diye düşünmeye başlıyor. 

Üçüncü yola örnek verelim: İsa'nın tanrının oğlu olduğuna inanıyorsunuz. Fakat İsa'yı çarmıha çivilenmiş olarak görüyorsunuz. En basit yol, "demek bir marangoz Tanrı'nın oğlu olamaz" demek, inancı değiştirmek. İkinci yol, bunu sorgulamayıp, "bir daha üstünde çul bile olmadan tanrının oğlu olma iddiasıyla ortaya çıkan adamlara iman etmeyeceğim, sorun yaşamayacağım" demek. Üçüncü yolsa, "Hayır, İsa hala tanrının oğludur, o bizim günahlarımızın affı için kendini öldürttü ve dirilerek geri gelecek" demek. 

AKP seçmenine bakalım. Cumhuriyet kazanımlarının, serbest piyasanın, Batı teknolojisinin... Karşı yahut düşman olduğu ne varsa, hepsinin "ekmeğini" yiyor. Fakat fikren bunlara karşı. İnandığı fikir ve dogmalar, bunları kötü kabul ediyor. Fakat hayatı da bunlarla kuşatılmış, üstelik bunlardan istifade eder halde... Ne yapmalı da, bilişsel çelişkisini azaltıp bilinçaltını rahatlatmalı? Bunlara karşı olduğunu beyan eden bir partiye oy verince, bilişsel çelişkisini rahatlatmış oluyor. Üstelik AKP seçmeninde, fiile dair algıyı değiştirme yolu da sıkça tutulan bir yol. Daha önce değindiğim yazıda vicdan masturbasyonu demiştim, bu kitlenin vicdansız olmasının en büyük nedenlerinden biri budur. Cemaatin Türkiye'de darbe yapabilmesinin nedeni de: Deşifre olmamak için içki bile içebilen adamlar, bilişsel çelişki ve kendini-algılama kuramlarının tipik birer deneği değiller de nedir?

Türkiye, tam da bu sebepten, darbeden gerekli dersleri çıkaramayacak. Zira darbeyi yapanlar ile, AKP seçmeninin, Erdoğan'a destek beyan edenlerin, bir de Devlet Bahçeli milliyetçilerinin beyinleri aynı çalışıyor. Kimse, "yahu sürekli kandırılan Başbakan, Cumhurbaşkanı mı olur? Bunlardan kurtulmalı, kandırılmayanı seçmeliyim" demeyecek, zira Erdoğan ve AKP'nin temsil ettiği "çark", bu insanların bilinçaltlarının rahatsız olduğu çelişkiyi sömürürken, onların "fikri değiştir" seçeneğini seçmesini engelleyen teşvikler veriyor, bu yüzden sürekli fiile dair algıyı ve yargıyı değiştiriyor, kendilerince tevil ediyorlar. Üstüne bir de AKP Pornosu yazımda değindiğim psikolojik reaksiyonlar eklenince, sürekli çelişkiler, Erdoğan ve AKP'ye inancı azaltacağı yerde, arttırıyor.

Çözüm, teşviği kırmakta. Dış etkenlerin 3. yolu seçmelerine neden olan teşviği azalınca, fikri değiştirme seçeneğini seçebilirler. Örneğin Türkiye Batı'ya entegre olur ve medya, şehir meydanı (...) laik olursa, AKP seçmeni gettolardan çıkar, kentsel dönüşüm nedeniyle mahalle kültürünün daha az etkili olduğu mekanlarda yaşarsa, teşvik azalır. AKP iktidardan iner, iş, ihale, rant vaadi azalırsa, teşvik azalır. Öyleyse AKP'den kurtulmak isteyenleri hem sosyal ve kültürel, hem de politik bir savaş bekliyor: Meral Akşener'den delicesine korkmalarının nedenlerinden biri de budur. Şu günlerde, cemaatçi ya da AKPci olmadan, yahut bunların ekmeğine yağ sürmeden kral çıplak diyebilen yegane siyasetçi, o. 


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

215 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi