Üye Girişi

Üye Girişi

İhvan - Cemaat Savaşı

04 Ağu 2016

Bizim islamcılar komplo teorilerine çok meraklıdırlar. Son zamanlarda bu komplo teorileri komple azıttı: Vaktiyle "Erdoğan cinleri kullanarak oylarınızı değiştiriyor" diyen bir cemaatçi vardı. Sonra Melih Gökçek çıkıp, Fethullah Gülen cinleri kullanıyor dedi. Gülen de altta kalmadı, ölmem için büyü yaptılar diyerek karşılık verdi. Cinlerin, muskaların, büyülerin cirit attığı bir siyasi arena... Ne güzel; bu tür memoratlardaki varlıkların inanmayana hiç musallat olmadığını düşününce, herkesin cinlenip büyülendiği bu ortamda yekpare ve kayıtsız sekülarist duruşumla tek başına iktidara gelmem işten bile değil...

Herhalde bu durum biraz da sulandırmak için... Örneğin Melih Gökçek, cemaate yardımlarının gündeme gelme tehlikesini ve Tayyip Erdoğan'ın gözünden düşmüşlüğünü, böyle akılalmaz iddialarla örtbas etmek istiyordur belki. Ortada sürekli kandırılan bir Tayyip Erdoğan var mesela; PKK'ya güvenir, şehirlere bomba yığınakları yapılır, kandırılmıştır. Cemaate güvenir, savcısı olur, cemaat darbe yapar, kandırılmıştır... İnsanların "kardeşim ben kandırılan cumhurbaşkanı istemiyorum" demelerini engellemek için, Cumhurbaşkanı'nı cinlerin kandırdığını iddia etmek gayet makul. Öyle ya, Yahya Kemal'in dediği gibi: "Kızgın benizleriz ki parıldar görünmeden / Titrer yanında bizleri bir lahza vehmeden..." Cin dediğin bayağı kudretli bir varlık, bunların kullanıldığı bir savaşta cumhurbaşkanının kandırılmasını sorgulamak ayıp olur. Gerçi, PKK da mı cin kullanıyordu diye soracak oluyor insan... O da ne! Aklıma Kürt tarihçi Şeref Han'ın "Kürtler bir rivayete göre insanlar ve cinlerin çiftleşmesinden meydana gelmiştir. Allah-u alem." deyişi geldi. PKK, kuzenlerini kullanıyorsa demek. (Musa Anter zavallı, Şeref Han'a nasıl ateş püskürüyordu Allah-u alem, yani Allah bilir diyerek bu rivayeti büsbütün görmezden gelmediği için.) Bu komplo teorilerini bir kenara bırakıp, meseleye -biraz da zorlayarak- farklı bir yerden bakmak istiyorum.

Dünyada iki "transnational" islami örgütlenme vardı. Bizim cemaat dediğimiz, Hizmet vs. isimleriyle de anılan Gülen hareketi ve Mısır merkezli İhvan-ı Müslimin, ya da Müslüman Kardeşler. Bu iki yapılanma, sair tiplerdeki islami örgütlerden farklıydı: Silahlı gruplar, partiler yahut tarikatlerin hepsine benzeyen, hepsinden izler taşıyan, ancak hepsini aşkın bir sentez. Bu ikisi, aynı zamanda büyük fonlar yönetmenin ve ticari faaliyetlerde bulunmanın önemini de çabuk kavramışlardı. Yine ikisi de, kurucu liderlerini geleneksel motifleri taşısa da, "modern" bir şekilde bulmuşlardı: Hasan el Benna yahut Kürt Said yahut Fethullah Gülen, geleneksel tarikat silsileleriyle ve süluku ile değil, tarikat-dışı cemaat yapılanmasının nev-zuhur bir icadı ile konumlarını kazanmışlardı. Buradaki modernlik, bu yeni cemaat lideri tipinin daha önce görülmeyişi ile alakalı.

Nurculuk ve İhvan'ın benzerlikleri ve farkları, çok eskilerde dikkat çekmiş. Gerçi benzer bulunmamış ama, karşılaştırılma ihtiyacı doğmuş. Burayı tıklayarak daha detaylı bir yazıyı okuyabilirsiniz. Bu iki yeni tür yapılanmanın, ta Said'in yaşadığı yıllarda büyüyerek bugünkü gibi vakıflar, dernekler, siyasi partiler yöneteceği, darbelere karışacağı belli imiş. İhvan, Kral Faruk'u deviren darbede de vardı, bizim Cumhurbaşkanımızın yakın dostu Mursi'yi iktidara getiren darbede de. Nur Cemaati'nin 80 darbesi ile ilişkisi müphem; tek bildiğim, 80'de içeri giren ülkücülerin yoğun bir Nursi propagandasına maruz kaldığı. Muhsin Yazıcıoğlu örneğin, yaşarken "Hocaefendinin ülkücüsü" idi. Cemaatle yakın bağlantılarını o günleri görmüş insanlardan dinledim ancak bu insanlar izin vermeyi reddettiği için ne dinlediğimi yazamıyorum. Yine de, ufak bir tarama, Yazıcıoğlu ve cemaat ilişkisine dair objektif veriler sunacaktır. 

İhvan'ın Türkiye'ye gelişi eskidir. Milli Görüş denen millilik ve milliyetçilik düşmanı aşağılık zehir, bu organizasyonun kitaplarını Türkiye'ye getirmiş ve kendi nazariyesini büyük ölçüde buradan iktibas etmiştir. Aynı yıllarda Fethullah Gülen, klasik nurculuk hareketine bugün bildiğimiz şeklini veriyor ve siyaseten bir etki kazanmaya başlıyordu. Bu grup da, milli görüş içerisinde yer edinmeye başlamıştı ama bir farkla: Bununla yetinmiyorlar, birçok partiye giriyorlar, iktidara kim gelirse gelsin, tekerlerini döndürmeyi amaçlıyorlardı. İskender Öksüz'ün Türk Dış Politikası'nda İhvan etkisini çok güzel anlatan bir yazısı var, burayı tıklayarak okuyabilirsiniz. Cemaat de, Türk dış politikasını özellikle AKP iktidarı zamanında çok etkiledi. Birçok diplomatik ziyarette, gayrıresmi olsalar da gayet resmi işlevler üstlenmiş cemaat heyetleri rol oynadılar. 

Şu halde, ben Türkiye'deki darbeyi iki transnational islamcı organizasyonun alan mücadelesi olarak okuyorum. Tayyip Erdoğan, pro-ihvan safları temsil ediyor. Darbeciler de, pro-cemaat safları. Bu savaşta galip çıkan kim olursa olsun, Türk'ün bir şey kazanmayacağı muhakkaktır. (Ayrıntısı için lütfen Öksüz Hocaefendi'nin lahikasını, pardon makalesini okuyunuz.) İlginç olan, Mısır merkezli İhvan'ın Mısır'ı, Türkiye merkezli Cemaat'in Türkiye'yi kaybedip, İhvan'ın en güçlü biçimde Türkiye'de tutunmuş olması ve haberler doğruysa, Mısır Gülencilerin yeni karargahı olmaya başlıyor gibi. İhvan hakkında en ileri giden, pek güvenilir bir tip değilse de, Walid Shoebat olmuş, kendisi İhvan'ın bir darbeyle Nato'nun en güçlü ikinci ordusunu ele geçirdiğini söylüyor. Kim bilir? Allah-u alem. (Nato demişken)

AKP'nin iç siyasetteki çelişkilerini bir evvelki yazımda ele almıştım. Öksüz'ün yazısıyla birlikte, darbeyi "İhvan-Cemaat savaşının Türkiye ayağı" olarak sunmaya çalışan bu yazı, dış siyasetteki çelişkileri açıklamakta kullanılacak metoda dair bir denemeden ibaret. Zira AKP devrinde dış politikadaki git-gellerimiz baş döndüren cinsten. Normal bir devletin ne sebeple olursa olsun yapmayacağı manevralar neden yapılıyor sorusunun cevabı, belki burada saklıdır: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, belki de küresel islami şebekelerin çoktan ele geçirdiği bir piyon yahut bekçi köpeğidir, kim bilir? Belki de o yüzden devlet gibi davranmıyordur, o yüzden kan kaybediyor, can çekişiyor, kendi insanının çıkarları ve milli itibarından başka her şeye hizmet ediyordur? (Elbette başında duranların saltanat hırslarına da)

Bize, "yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini" diye haykırmak düşüyor. Tarih, sekülarizme sözde "milliyetçilik" kisvesiyle düşmanlık eden herkesi ya hain, ya gafil, ya da gerizekalı olarak yazacak. Gerçi, laiklik düşmanı Erdoğan bile Allah'a şirk koşarak "hakimiyet milletindir" deyip Atatürk hazretlerinin yoluna girme sinyalleri verdi. Muarızım anti-sekülerler bile akıllanmıştır belki?


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

234 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi