Üye Girişi

Üye Girişi

Yaşasın Malumatfuruşluk

23 Eyl 2016

Ekşi Sözlük'ten ayrıldığımdan beri, bir yazının konusu olmayacak, ama ilginç bulduğum ve insanlarla paylaşmak istediğim bilgi kırıntılarını zaman zaman Twitter'a yazıyorum. Fakat orada da karakter sınırı vs. canımı sıkıyor. Müstakil bir yazıda, kısa kısa anekdotlar halinde bu bilgi kırıntılarını paylaşmak istedim. "Son yemek"le başlayalım...

***

İdam mahkumlarına son yemek ikram edilir, özellikle Amerika'da pek yaygın, neredeyse yasal diyebileceğimiz kadar mutad olmuş bir uygulama. Bu uygulamanın kökleri sandığımızdan eskiye gidiyor: Ortaçağ Avrupasına... Avrupa'da, neredeyse bütün Hint-Avrupalı kültürlerin paylaştığı bir inanış var: Yemek, kutsaldır. Yemek yediğin çatıya ve yemek paylaştığın insana ihanet edemezsin. (Benzer motif, Game of Thrones'ta da işlenmişti.) Ortaçağ'da cellatlar, öldürecekleri insanların ruhunun onlara musallat olmasını engellemek için, onlara yemek ikram ederlermiş. Bu yemeğin özellikle mahkumun sevdiği, arzuladığı bir yemek olması sağlanırmış. Bu sayede cellatlar, hortlaklardan korunmuş olurlarmış. Bu gelenek İngilizler yoluyla Amerika'ya taşınmış. 

***

Atsız'ın dizeleri meşhur: "Belki fazla bel bağladın şimal komşuna / Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna". İtalyan Faşist Diktatör Mussolini'ye hitaben yazılmış bir şiirde geçiyor. "Cermenliğin kuduruşu", ilginç bir tabir değil mi? Sırf kafiye için mi yapılmış acaba? Sanmam. Atsız bir tarihçiydi, çokça kitap okumuş, kaynak taramış bir adamdı. 

Furor Teutonicus, "Töton Öfkesi" yahut "Cermen Öfkesi" demek. Latince bir terim; Romalıların savaştığı Cermenik kabileleri tarif için kullanılmış. İngilizce fury, Latince furia'dan alıntı, öfke demek. Aynı anlama gelen bir diğer sözcük, "rage", yine Latince rabies''ten alıntı, direkt olarak "kuduz" karşılığı kullanılıyor bugün rabies. Hülasa, Atsız, sırf kafiye uğruna söylemiyor bu sözü, Romalılar için meşhur olmuş "Cermen öfkesinin", yani Cermenliğin kuduruşunun, Türkler için ancak gülünç olduğunu iddia ederek, bağlam içerisinde çok güzel bir sanat yapıyor. Şiir boyunca kurduğu İtalyan-Romalı, Türk-Göktürk, Alman-Cermen metaforlarıyla gayet uyumlu. 

***

Çin alfabesi, piktogram - ideogram arasında, her sözcüğün ayrı bir karakterle gösterildiği, ilginç bir alfabe.

Bu yazım sisteminde, yabancı sözcükler çok sıkıntı çıkarır. Dışarıdan Çince'ye, bu yüzden çok az sözcük girer. Zira çince'nin "tek heceli" diye meşhur olan gramer yapısına uygun değildir yabancı sözcükler.

Ülke isimleri ise çince için beladır. en kısa yoldan, teker teker her heceye en yakın telaffuz edilen Çince heceyi vererek, isim verirler yabancı ülkelere. Örneğin "Hungary" (Macaristan) için "Xiong Ya Li" derler ki, her hece bir anlama karşılık geldiği için, ilginç (ve tesadüfen gerçekle ilintili) bir manaya sahip olur: Hunların dişinin kârı. 

En ilginci ise, 1800lü yılların sonunda Osmanlı'ya gelen bir Çin elçisinin yaptığı. Söz gelimi Os - Man - Li gibi daha önce değindiğim yönteme benzer bir yazıma ihtiyaç duymamış. Ahmet Taşağıl'ın aktardığına göre, direkt olarak, vaktiyle Göktürkleri yazdıkları karakterler ile yazmış. 1300 yıl sonra da, dini, yaşam tarzı değişse de, aynı geleneğin devamı olduğunu böylece belgelemiş. 

Rahmetli Elçibey'e atfedilen bir söz düştü aklıma. "Ermeniler Türkiyelilere de, Azerbaycanlılara da Türk derler. Düşman bizi bizden daha iyi tanır."

***

"Bir gece Muhammed'e
Çalabdan geldi Burak
Seni okur zülcelal
Ne durursun? Kıl hazırlık."

Okumak, eski Türkçe'de "çağırmak". İngilizce tam karşılığı "invoke". Bugünkü "okumak" anlamını, her harfin, bir sesi çağırması fikriyle kazanıyor. Yani Yunus'un bu dizelerinde, Burak, Muhammed'e "Celal sahibi olan seni çağırıyor" diyor. Okumak sözcüğünün bu anlamı, Avşar ve diğer Türkmen ağızlarındaki "okuntu" sözcüğünde yaşıyor, "davetiye" anlamında. 

Bu arada, müthiş bir müzikal proje var, Music of Mediterranean diye. Bizim islamcı güruhun asla yapamayacağı kalitede seslendirmişler Yunus ilahilerini gavurlar, en güzeli de yukarıda dizelerini alıntıladığım ilahi. Burayı tıklayarak dinleyebilirsiniz.

***

"Kul Hüseyin eyder gül benzin soluk
Alnımıza yazılmıştır ayrılık
Gam çekme sevdiğim, gönüller birlik
Ne sen beni unut, ne de ben seni."

Türkülerde, halk şiirinde sık sık görürsünüz, "eydür", "eyder", "ey der", "aydur" ifadelerini. Seslenme anlamında "ey" ve demek anlamında "de"nin birlikteliği gibi düşünülür. Halbuki öyle değil; "aytmak", eski Türkçe'de "söylemek" anlamına gelen bir sözcük. "Böyle dedi Kul Hüseyin" anlamında kullanılıyor, Also sprach Zarahustra gibi. 

"Atke mining askerler
Tanrı atını aytıp
Timur bilen Babürnin
Ruhlerini şad etip

Eşik aldı han sofa
Hanlar kelip oynasun
Uruşka ketken askerlerni
Alp Er Tunga kollasun"

Örneğinde gördüğümüz gibi, Türk lehçelerinde hala yaşıyor.

***

Sancı diye bir sözcüğümüz var. Ortaokulda bize türemiş isimleri vs. anlatan hocamın, bu sözcük sorulunca şüpheye düştüğünü hatırlıyorum. Zira yapısal olarak türemiş olduğunu çağrıştırıyordu ancak kökünü bulamıyordu.

Eski Türkçe'de "sançmak" diye bir fiil var. Kargıyla, mızrakla dürtmek anlamında. Mızrak saplanır gibi hissettiren acıya, bu yüzden "sancı" demişiz. Bunu (sançmak fiilini) ihtimal Atsız'ın bir romanında görmüştüm, hocaya söylemiştim. Aferin almıştım. Demek ki neymiş? Türkçülük eğitiminizde gayet faydalıymış. 

Biraz müstehcen bir örnek vereyim. Bir küfürlü (söyüşlü) Azerbaycan mayhanasında, "Meyhaneynen seni Elekber lal ederem / Burda hamınizi ehl-i hal ederem / Senin g.tün men ele işgal ederem / Sancaram bayrak g.tünün arasına" diyor şair. Müstehcenliği bir yana, müthiş bir imgelem ve zekice sözcük seçimi!

***

Türkçe'de "kalabalık" bildiren bütün sözcükler bir "o" sesi içeriyor. Ordu, toplum, toy... O sesi ağzı kalabalık ettiğinden mi acaba?

***

Bizim Türk-islamcılar, "Türkler Allah'ın ordusudur, seçilmiş milletidir" vs. nevinden Yahudi özentisi lafları pek seviyorlar. Bu inanışa, Osmanlı'yı, şanlı cedlerimizi ziyaret eden bir Macar, Kelemen Mikes de katılıyor. Sözleri şöyle:

"Her şeyden önce söze şöyle başlayayım: Bu büyük imparatorluğun bu kadar zamandır varlığını sürdürmesine şaşmamalıyız. Onun silahlar sayesinde gelişmesinin nedeninin, Türk düzenine göre idare şeklinden veya onu idare edenlerin akıllılığından çok, Tanrının emri olduğunu düşünmemek mümkün değil. Padişahın her şeyin üstünde olan ve genellikle ne akla, ne de ahlaka dayanan kudretine; söz ve hareketlerinin pek akıllıca olmadığı zamanlarda bile kanun sayılmasına ve örnek olmasına bakarsak, başka türlü düşünemeyiz." (C. Sabatos, Türk İmgesi)

Yani Kelemen Mikes diyor ki, bu kadar saçmalık peşinde koşan bir toplum, dünyaya hakim olmuşsa, bu ancak Tanrı öyle istediği için olabilir, başka türlüsü mümkün değil.


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

290 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi