Üye Girişi

Üye Girişi

Gelecekteki Ülkücüye Mektup

07 Ara 2016

Sevgili kardeşim;

Şu sıralar büyük bir kaygım var: Bizim tarihimizi, bize düşman olan ne kadar farklı odak varsa, onlar yazıyor; bizim olan motifleri bizden başka herkes kullanıyor. Senin zamanında bunun etkisinin iyice derinlere sirayet edeceği endişesiyle bu yazıyı kaleme alıyorum. Öyle ya, bugün Soner Yalçın ülkücülük tarihini yazıp bize geçmişimizi öğretiyor, milliyetçiliği ayaklar altına alanlar, bizim şehitlerimizin mektubunu tahrif ederek okuyorlar; kimseden çıt çıkmıyor. Hayatta tertemiz Türk milliyetçisi olmak ve bu tertemiz ideolojiyi ülkeye hakim kılmaya çalışmaktan başka bir işle meşgul olmamış bir adam olarak, dijital dünyanın en tenha arşivlerine bu yazıyı salmak mecburiyeti hissetmiş olmam, şimdiye kadar yaşadığım en acı tecrübe oldu. O kadar kötü durumdayız ki, bizim olan bizden o kadar geri gelmemecesine çalınmış, başkalarına ait olmuş ki, bir şey yapmadan oturmuş olmak yerine bu yazıyı yazmayı tercih etmem, sana geçmişinin en karanlık gecesine dair bir nişane olarak kalacaktır, olur da bu yazıya denk gelirsen. 

Bir de, sanırım, "hiç mi ülkücü, gerçek ve dosdoğru milliyetçi yokmuş da, karşı çıkmamışlar" densin istemiyorum, tarihe not düşmek istiyorum.

Sevgili kardeşim, bizler MHP'ye inandık. MHP'de inanılacak tek şey, hatıralardı hem de, buna rağmen inandık. Belki bizim hatamızdır, bilmiyorum, ama kalabalığımız oradaydı. MHP'nin mecliste bulunması gerektiğini düşündük, içimiz sızlasa da Bahçeli denen adamın başında bulunduğu bu partiye oy vermekle kalmadık, insanlar da oy versin diye uğraştık, elimizden geldiğince her mecrada savunduk. 

Artık savunulacak bir tarafı kalmadığında, "in oradan" dedik. Sadece bunu dediğimiz için hain olduk, ajan olduk, şerefsiz olduk. Tehdide uğradık, kurşunlarla muhatap olduk, sövülmedik tarafımız kalmadı. Sana nasıl anlatırlar bilmiyorum, ama tam olarak bunların döneminde, Fırat Çakıroğlu isimli bir genç üniversitesinde öldürüldü ve bunların başkanı cenazesine bile gitmedi. Ortalığı ayağa kaldırıp hesap sormadılar, beylik laflarla yetindiler. Hatta terbiyesizler çıkıp, başkanlarının cenazeye gitmeyerek nasıl büyük bir fedakarlık yaptığını bile anlattılar. Cengiz Akyıldız'ın ölümünü sen sıradan bir adli vaka olarak duymuş olabilirsin, öyle değildi. Güpegündüz, söylemesi acı ama av hayvanı avlar gibi avladılar Cengiz Akyıldız'ı. Arkasından beylik laflar edildi ama hiçbir şey olmadı. Soracak olursan, çok muhalif ülkücünün konferansı basıldı, çok muhalif ülkücü dayak yedi, hatta kurşun sıkılanlar oldu. Sana muhtemelen bugünleri "vatan hainlerinin kurşununa kafa atarken..." diye başlayan cümlelerle anlatacaklar, inanma. Bu satırları yazdığım yıllarda, MHP'den en çok çeken ve korkan, ülkücülerdi. MHP'den korkmayan, MHP ile dalga geçen, liderine belaltı laflar edenler ise, MHP'nin yeni müttefikleri. Bize "80 öncesi biz..." diye anlattıkları hikayelerden bile sahte olacak sana anlatılanlar, inanma. Bunlar, kendinden olanı değil, düşmanı seçtiler, emellerini düşmanın arzu ve hevesleriyle tevhid ettiler. 

Bir Meral Akşener vardı, iktidara talip oldu. Arkasında ciddi bir halk teveccühü vardı, hala var. Bir ülkücünün iktidara talip olmasından, en çok ülkücüyüm diyenler rahatsız oldular ve ona olmadık iftiralar attılar düşmanla ağız birliği edip. Dava için asla göstermedikleri sertliği, adanmışlığı ve teyakkuzu, koltukları, maaşları tehlikeye girince ülkücülere karşı gösterdiler. Biz kazanırsak sana doğrusunu anlatırız zaten ama, senin zamanında "onlar kazanmış" ve tarihi onlar yazmış olursa, bunu bil: Sana bu hikayeyi anlatanlar, üç buçuk menfaat için her türlü rezilliğe, iftiraya göz kırpmadan imza atacak tıynetteki insanlar. 

Bir darbe oldu Türkiye'de, muhtemelen sen bu darbeye nasıl kahramanca karşı koyduğunu anlatanlardan dinleyeceksin. Bu darbeyi yapanları devlete sızdıranlar, AKPlilerdi. Ben o zamanlar gençtim. Liseyi yatılı okuyordum. Her akşam maklube yemeye giderlerdi, yalnızca ben, ülkücü haysiyetime yediremez, devletin verdiği yemeğe kaşık sallar, gitmezdim. Cemaat yemeği yiyenler, parasını kazananlar, torpilini alıp makam sahibi olanlar bugün darbeye karşı koyan kahramanlar oldu. Ben hep kendim kazandım, kendim yedim, hem okudum hem çalıştım kardeşim. Fakat bunlar PKK ile, FETÖ ile ortak iş yaparak zengin oldular, adam oldular, yer tuttular. Bizim "ağabey"lerimiz de, bütün kredilerini bunlara kefil olmak, cemaatten aklamak için kullandılar. Belki de, başkanları saatini 17.25'te durdurduğu, cemaat medyasını korumak için İstanbul İl Başkanı'nı polisle kavga etmeye gönderdiği içindir. Suçlarını örtmek için bu kadar canhıraş bir şekilde AKP ile işbirliği yapıyor, tertemiz ülkücülere iftira atıyorlardır muhtemelen. Bunları da bil olur mu, herkes unutacak, sen hatırla. 

Terör örgütleriyle sıkı fıkı olanlar, bir keskin dönüşle aklanabildiler. Biz, işlemediğimiz suçlarla itham edildik, asla aklanamadık. Hep Atsız'ın "Yükseldi arşa neşvesi dûnun, esafilin / Toprakta gizli kaldı bizim ah u zarımız" dizelerindeki manzarayı yaşadık. 

Laikliğin, hukukun üstünlüğünün, serbest piyasanın, ulusal birliğin taraftarı olduğumuz, basitçe Türk milliyetçisi olduğumuz, tarikat, cemaat gibi şer yuvalarına meyletmediğimiz, aman aramız iyi olsun diye çevremizde AKPli tutmadığımız, lafı eğip bükmediğimiz için sakıncalı olduk. Yaşam alanımız git gide daralıyor, muhtemelen sen bizlerin derli toplu yaşam sürebildiği devirleri hiç bilmeyeceksin. Sen bunları okurken, korkarım, bizler başarısız olmuş, ıskartaya çıkarılmış, küçük sohbet gruplarında tütün lekeli bıyıklarımızla geçmişteki kimi simalara durmadan küfreden huysuz ihtiyarlar olacağız. Yine de sen, yıldızların söneceği güne sakladığımız yıldızsın, sen bizim uğradığımız büyük ihaneti gör, anla, en doğru haliyle bil ki, aynı tuzağa düşme. Ve bizim kanımızı yerde bırakma. 

Olsun. Bizler yılmayacağız. Niye yılmayacağız, geçenlerde bir ağabeyine anlattım. "Seni" demişti, "Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun dizelerini yazdığın sitede görüp tanıdım." Asım'ın Nesli diye bir şiir serisidir, mutlaka oku sen de olur mu? "Düğünlerde, bayramlarda ellerinde elimiz / Yel estikçe alnımızda, yüzümüzde saçları" beytini tekrar ettim o ağabeyine ve şöyle söyledim: "O dizeler beni pes etmekten alıkoyuyordu. Nasıl fedakarlıklarla bugüne geldiğimizi hatırlatıyordu. Ne zaman pes edecek olsam o ağıdı okur, can ve kan verenlerden utanır, yola devam ederim." Biz bu yüzden devam edeceğiz. Zira devam etmezsek, Fırat boşuna ölmüş olacak. Fırat'ın üniforması yoktu. Fırat'ın resmi bir görevi yoktu. Fırat aşağı yukarı bizimle aynı şeyi talep ettiği için öldürüldü. Biz bu davayı bırakırsak, Fırat boşuna ölmüş bir zavallı olarak mazinin sahipsizler mezarlığında, biçimsiz, unutulmuş ruhlar çorbasına karışacak. Hala Ege Üniversitesi'nde Fırat Çakıroğlu Tarih Fakültesi'ni kurabiliriz diye ümit ediyor ve o ümide tutunarak mücadele ediyoruz.

Biz hep bizden öncekilere isyan ettik, kızdık, eleştiri okları yönelttik. "Bize düzgün bir altyapı bırakmadınız" dedik. "Oğlum" dediler, "ne yapalım, imkanımız bu kadardı." Bizim her imkanımız vardı kardeşim. Ama birlik olamadık, medet umduk, duygularımızın esiri olduk, beceremedik. Sana Türk milliyetçiliğine ihanet etmiş bir parti, o partinin yepyeni mankurtları ve göbekten Türk düşmanı islamcıların iyiden iyiye yularını ele geçirdiği Türk-islamcılık denen bir hilkat garibesi bırakıyoruz görünürde. Fakat terekemizde hiç değilse yılgınlık, pes etmek, yılışmak ve düşmandan merhamet dilemek gibi "Bizans'tan kalma" hastalıklar olmayacak. Biz babaysak ve sen de oğulsan, sana zenginlikler, hanlar hamamlar bırakamadık, evet; fakat genlerin sağlamdır. Mayamızda bozukluk yok. Bu ümidimizi taze tutuyor, zira "şahin kocasa da vermez avını / Aslı kurt yavrusu yine kurt olur." Sana bu istidadı, bu genetiği bırakıyoruz. Aslanın yavrusu yine aslan olur, fakat ömrü boyunca zincire vurulmuş bir aslanın ayakları güçsüzse, aslanlığının hakkını tam veremediyse, aslan mı utanmalıdır? 

Sana, hiç değilse "bu zincir bizi boğdu, ayaklarımızı zayıflattı, pençelerimizi çürüttü, sesimizi kıstı" diye işaret ediyoruz. Sen bu zinciri kıracaksın. Biz de, sen büyüyüp gelişene kadar, şimşekleri üzerimize çekeceğiz. Çakalla, sırtlanla biz boğuşacağız. 

Ağabeyin olarak senden tek isteğim, Hürriyet Kasidesi'ni okuman. Bu memlekette hürriyet ateşinin yandığı meşaleyi yeniden Türkler tutacak. Medeni, sağlıklı, mutlu, huzurlu bir toplum olacağız. Geldiğimiz kutlu verasete borcumuzu böyle ödeyeceğiz. Başaracağız, başaracağız, başaracağız. Bu en karanlık günde, meçhul bir yarının şafağına mektup yazıyorum, Tanrıdağları'ndan Binboğa'ya esen yellere bırakıyorum.

Atalar ruhuna emanetsin.


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

488 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi