Üye Girişi

Üye Girişi

Yeni Parti: Ülkücüler ve Oyun Teorisi

16 Tem 2017

Bahçeli'nin ülkücüler üzerine oynadığı oyun bayağı eski bir taktik. İmparatorluklar böyle yönetilirdi: Tebaayı birbiriyle teması minimumda kompartımanlara böl, hatta aralarında rekabet ve düşük dozlu çatışmalar olmasını sağla. Bu sayede merkez yapı uzun süre ayakta kalıp baskın etnik ve oligarşik unsurun saltanatını sürdürebiliyor. İlber Ortaylı'ya göre Osmanlı da bu yöntemle ayakta kalmıştır; tarihe baktığımızda Çin İmparatorları'nın çeşitli Türk reislerine farklı unvanlar verip, birbirlerini kıskanmaları, aralarında savaşmalarını sağlayarak, her defasında başvurulan otorite, meşruiyet ve finans kaynağı olarak konumlanıp kuzey sınırlarını güvence altına aldıklarını görüyoruz. 

İletişim biliminde "Suskunluk Sarmalı" denen bir kuram var. Günümüz dünyasında yalnız kalan insanda, medya o kadar tesirlidir ki, "Suskunluk Sarmalı" yaratır. İktidar, medya yoluyla her "ünite"ye, yalnız olduğunu, aklındaki fikrin aptalca/gülünç/yanlış/haince olduğunu ve kendisinden başka kimsenin öyle düşünmediği mesajını iletir. Bu mesaja maruz kalan "ünite", fikrini "kendine saklar" ve esasen aynı ya da benzer görüş ve duyguları paylaşan çok kalabalık bir kitle, bir "suskunluk sarmalı"na kapılarak, bir avuç muktedir tarafından yönetilirler. 

Bahçeli'nin örneğin Erciyes Zafer Kurultayı'nı kaldırmasını bu gözle okuyunuz. Sosyal medya öncesinde bütün renkleri, yerel farklılıkları ve görüş ayrılıklarıyla ülkücülerin toplanıp gerekli iletişim mecrasına kavuşarak bir efkar-ı umumi yaratabildiği tek etkinlik Erciyes Zafer Kurultayı idi. Bahçeli bunu kaldırarak iktidarının ömrünü uzatmıştı; ülkücülerin elinden bir araya gelip "yaa, evet ben de bu adamdan memnun değilim" deme fırsatlarını almıştı. Bahçeli başa geldiği andan itibaren kesintisiz süren muhalefetin büyük patlamayı ancak 2015'ten itibaren yapmasında, Akşener ve diğer figürlerin uğradığı haksızlık kadar, sosyal medyanın artık olgunlaşmış bir muhalefete kendini manifesto edebileceği bir alan açmış ve ülküdaşlar arası bağların tekrar kurulup resmi söylem dışında söylemlerin paylaşılabilmesini sağlamış olması da bir amildir. Şöyle bir geriye dönüp baktığımda, kongreden yeni partiye uzanan süreçte tanışıp sohbet ettiğim, bağlar kurduğum birçok insan var ve hepsiyle ya direkt, ya dolaylı olarak sosyal medyadan tanıştım. Aralarında milletvekilleri, bakanlık yapmış isimler, ülkücü hareketin kanaat önderleri var. Bu konuya yazının sonunda tekrar gireceğim için burada keseyim, sosyal medyanın bu kabuk kırma sürecinde çok önemli bir faktör olduğundan emin olduğumu söylemek yeterli.

Bahçeli bahsettiğim şekilde kurguladığı ülkücü camiada en çok, ülkücülerin şahsi beklentileri üzerine oynayıp bunları manipüle ederek iktidarını sağlamlaştırıyordu. Son günlerde ortalarda dolanan "yeni partide görev almayan muhaliflere af çıkacak" söylentisi bunun güzel bir karikatürü. Şimdiye dek alıştığı gibi, görev değişiklikleri, yalandan taltifler, makam yahut kazanç karşılığı el öptürüp kişilik kırma operasyonları ile Bahçeli tekrar ülkücü camianın bireylerini yalnızlaştırıp bir "oyun"un içine itiyor.

Oyun Teorisi'nde sıkça örnek olarak verilen bir kurgu vardır, Mahkum İkilemi diye bilinir. Buna göre, birbiriyle iletişimi olmayan iki mahkum gözaltına alınır. Sorgucuların niyeti mahkumlara en uzun hapis cezasını vermek, mahkumların niyeti de, haliyle, cezadan kaçmaktır. Ortada şahitlikten başka delil olmadığı için, sorgucular mahkumlara şöyle bir öneri sunarlar: Bir mahkum diğerini ele verir ve diğer mahkum susarsa, ele veren kurtulacak, diğeri 10 yıl hapis yatacaktır. İkisi birden birbirini ele verirlerse, 5'er yıl hapis yatacaktırlar. İkisi de susarlarsa, ikisi de 1'er yıl yatıp çıkarlar. 

Mahkumların yapabileceği iki eylem var: Konuşmak, yani ele vermek ya da sessiz kalmak. İhtimaller incelendiğinde, sessiz kalmak yanlış bir seçenektir: Zira sessiz kalmanın işe yaraması, ancak tek bir senaryoda, diğer mahkumun da sessiz kaldığı durumda faydalıdır. Öteki durumda ise, yani diğer mahkum konuşursa, sessiz kalmak en kötü senaryodur. Fakat konuşma senaryosunda ya 5 yıl hapis yatılır, ya da hiç yatılmaz. O yüzden bu sistemin "Nash dengesi" iki mahkumun da konuştuğu senaryodur. Mantık bize "ötmenin", arkadaşı ele vermenin daha kârlı bir yol olduğunu söylüyor. Ancak bu sorgucuların kurduğu bir denklem: En rasyonel çıkış, sorgucuların kârlı çıkıp her iki mahkuma da maksimum sürede hapis yatırdıkları senaryo. 

Tabii uygulamada farklı bir şey var: Askerlere, olası bir esaret durumunda isim ve rütbelerinden başka bilgi vermeme hakkı uluslararası anlaşmalar tarafından tanınmıştır. Ancak bir savaş durumunda bu anlaşmalar gizliden ya da açıktan ihlal edilebilir, esir askerler sorgulanabilir. Bütün devletler, askerlerine "konuşmamaları"nı telkin eder: Zira sözkonusu olan bireysel çıkar değil, grup çıkarıdır. Bütün askerlerin sustuğu senaryoda askerler, birlik ve hatta ülke kurtulur, savaş kazanılabilir, bu sayede, uzun vadede esaret de bitecek, birey de kârlı çıkacaktır. Ancak sorgucular tam tersini söylerler: Esire sürekli "konuş - işkenceden kurtul" telkini yaparlar. Diğer parametrelerden bağımsız, tecrit edilmiş bireyin rasyonel mantığı için konuşmak kârlı olsa da, birey tecrit edilmemişse, bir bütünün parçasıysa başka hesaplar da devreye gireceğinden "doğru" değişebilir.

Ülkücüler şimdiye dek kasti bir şekilde tecrit edildiklerinden hep "sorgucu" Bahçeli'nin kârlı çıktığı, kısa vadede bireylerin de kendilerini kârlı saydıkları senaryoları seçtiler. Zira "yanındaki"nden emin olamıyorlar, herkes yalnız en tepeyle ilişki kurduğu ve ödül-ceza oradan dağıtıldığı için 5 yıl hapis yatmayı kâr addediyorlardı. Yeni partide değişmesi gereken tam olarak budur: Uzun vadeli ve "ülkücüler"in kârını düşünerek hareket etmek. 

Bu noktada yeni bir oyun tasarlayabiliriz: Ülkücüler diyelim ki tutuklandılar yahut uzaylılar tarafından kaçırılıp hücrelere tıkıldılar. Önlerinde iki senaryo var: MHP'de kalmak ve Yeni Parti'ye geçmek. Fakat bu "Bayesian oyun"da parametre çok daha fazla, en basite indirgesek bile çok daha karmaşık bir denklem karşımıza çıkıyor:

I. Ülkücülerin küçük bir kısmının yeni partiye geçtiği senaryoda, yeni parti başarılı olursa bu başarıda "ülkücüler" cemiyet olarak pay sahibi olamayacaklar. Parti başarısız olursa, geçmeyenler kârlı çıkacak. Üstelik bu partiye geçenler başarısızlığın sebebi olarak görülüp, bütün kredilerini tüketecekler.

II. Ülkücülerin büyük bir kısmı yeni partiye geçerse, başarıda pay sahibi olacaklar. Parti başarısız olursa, meşruiyeti büyük ölçüde yeni partiye taşıdıkları için, başarısız olsalar bile küçük grubun yaşayacağı olumsuzlukları daha az yaşayacaklar.

III. Ülkücülerin hiçbiri yeni partiye geçmezse, başarı-başarısızlık onlar için anlamsız olacak.

IV. Ülkücülerin hepsi yeni partiye geçerlerse, başarıda pay sahibi olacaklar. Başarısızlık durumunda başarısızlığın kendisi hariç hiçbir olumsuzluk yaşamayacaklar, zira meşruiyeti de kendileriyle götürmüş olacaklar. 

Bu durumda "ülkücüler" açısından (Yeni Parti açısından değli) baktığımızda en olumsuz senaryo, ülkücülerin küçük bir kısmının yeni partiye geçmesidir. En olumlu ve tehlikesiz senaryo ise, topyekün yeni partiye geçmektir. 

Oyunların teorisinin ötesinde, bu ikinci kurgu eksik ya da yanlış olsa bile, ülkücülerin mahkum ikileminin bugünün müsebbibi olduğu aşikardır. Gerçek hayat oyun değil ve yukarıdaki kurguya almadığımız binlerce parametre var: En önemlisi olarak "ülküdaşlık"ın yeniden tesisi, yeniden yatay bağları kurabilme ihtimali var. Yeni bir parti, bunu sağlayacağını vaat ediyor, bu sağlanırsa, ülkücüler bir yapısal sorundan kurtulacaklar, bir daha mahkum ikilemine mecbur tutulmayacaklar. Bu da hesaba katıldığında, en sağlıklı hareket Yeni Parti'ye geçmek gibi görünüyor.

İşin diğer boyutu da var: Meral Akşener'in sembolleşmesinin hikayesi basitçe ele alındığında, bir ülkücü hikayedir. Ülkücüler cumhuriyet tarihinin en önemli demokrasi mücadelesinin birini verdiler ve yüzlerce "seçilmiş" delege, üstelik MHP gibi stalinist bir yapının içinde, yöneticiye karşı gelip kongre istedi, bunu da büyük çoğunlukla Akşener'e duydukları teveccühle yaptılar. Kongre gerçekleşmedi, referandum sürecinde muhalif ülkücüler, Hayır'ın MHP yönetimi hilafına hem ülkücü camiada %80'lerde, hem de ulusal planda neredeyse %50 çıkmasını sağladılar. Bunun yarattığı dalga, hem Akşener'in şahsi, hem de ülkücü hareketin kolektif birikimi, toplumsal bağları ve havzası, bu hareketin ulusal bir demokrasi ve hukuk mücadelesine dönmesini, Türkiye'nin birçok kesimini kucaklamasına neden oldu. Bu ülkücü hareketin Türkiye'de yarattığı en genel, en herkesi kucaklayan, "popüler" ve muteber hikayedir. Bu hikayenin dönüşen ve gelişen bir ülkücülükle eklemlenip, Akşener liderliğinde yepyeni ve güzel bir Türkiye'nin inşası ile sonuçlanması, ancak ülkücüler bu hikayenin yarattığı ve tarihin omuzlarına yüklediği misyonu kabullenip devam ettirirlerse gerçekleşecek. "Yeni Parti'ye katılmama" senaryosunun olumsuz sonuçlarına bu fırsat ve değeri kaybetme de eklemlenmelidir. 

Sosyal medyada tekrar dönecek olursak, gözlemlediğim çok güzel bir şey var: İnsanlar "ne yapacaklar" sorusundan çok, "ne yapabiliriz" sorusunu soruyorlar. Böyle proaktif bir kitle siyasette aranıp bulunamayan, yüksek nitelikli ve mucizeler yaratmaya muktedir bir kitledir. Eğer yapısal bir dönüşüm arzuluyorsak, bu kitlenin kendi içinde de, özgür ve edilgenlikten uzak biçimde örgütlenmesi gereklidir. Sosyal medya bir "kendiliğinden" örgütlenme yaratıyor, birbirini tanıyan, aynı isimleri takip eden insanlar arasında bir bağlaşma ve zayıf da olsa örgütlülük var. Bunun gelişerek daha ciddi formatlara bürünmesi, Yeni Parti'nin işini kolaylaştıracaktır, zira Akşener'in elinde sihirli bir değnek yok. Kendi acizliğimiz ve eyleme yanaşmayışımız yüzünden gerçekleşecek muhtemel ve müstakbel başarısızlıkları Akşener'in lider olarak eksik oluşuna fatura edip kendimizi teselli etme lüksümüz de yok. Zira mücadelemiz basit bir iktidar mücadelesi değil, Anadolu'da "özgür, iyi ve müreffeh Türkler" olarak yaşayabilme ihtimalimizi ortadan kaldıran bütün yapılarak karşı verdiğimiz bir varoluş savaşıdır.

Meral Akşener'e Açık Mektup ve Yeni Partiye Dair yazılarımın (başlıkları tıklayarak okuyabilirsiniz) gördüğü ilgiden çok memnunum, Meral Hanım da dahil olmak üzere çok güzel ve kıymetli geridönüşler aldım. Bu yazıyı da yazdıktan sonra, kendi adıma benim gibi düşünen insanları yeni partiden ne bekliyoruz, ona nasıl hizmet edebiliriz diye konuşmak için bir toplantıya davet edeceğim. Toplantı yer ve tarihlerini ayarlayana dek, insanların görüşlerini iletmesinden memnun olacağım, zira Yeni Parti'yi yukarıdan gelen, despot bir irade değil, taban kuruyor; ancak konuşmaya, katkı yapmaya alışan, teamüller ve yapısal özelliklerini buna göre şekillendiren bir taban bu partiyi hedefine taşıyacaktır.


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Yorumlara dahil kullanıcılar

  • Her zaman hazırız ülke için ne gerekliyse elimizi değil direk başımızı taşın altına koymalıyız. Sadece "şunu yapalım, bunu yapalım" değil," ben bunu yaptım bu parti için" diyerek karşınıza çıkabilcek kadar aklıma ve eylemlerime güvenebilmeyi isterdim. Birilerine söyleyelim onlar yapsın; enerji düşüklüğü, umut azlığıdır ki halen aşabilmiş değilim -_- Yazarak , kafa patlatarak, çeşitli organizasyonlar planlayarak bu ülkenin kurtarıcısı olmaya adaysınız ve tam arkanızda, sağınızda, solunuzda olmayan herkes suçludur.

Who's Online

123 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi