Üye Girişi

Üye Girişi

Biz ve Onlar: Milliyetçilik 2.0

19 Eki 2017

Biz, tecavüze uğramış bir kadının haberini okuduğumuzda, "Türkiye yaşanmaz oldu, bir adam nasıl olur da bu kadar kötüleşebilir?" diye soruyoruz, onlar "kesin açık giyinmiştir şıllık" diyorlar. 

Bir grup genç sızan gazdan zehirlenip öldüğünde bizim ilk düşündüğümüz, "Hayatının baharında, Türkiye'nin geleceği gençler yitirdik"... Onların ilk aklına gelen, "kaçı kız, kaçı erkekmiş, ne giyiyorlarmış?"

Biz devletli millet olmanın kıymetini biliyor, devleti insanı yaşatacak bir aygıt olarak görüyoruz. Onlar, kendilerine ihale veren çarkın adını devlet koyuyorlar, kendileri ve oğullarından başka herkesi buna kurban etmeye hazırlar.

Biz bir protesto görsek, bu toplumsal infiali, arkasındaki nedenleri anlamaya çalışıyoruz. Onlar, "devleti protesto ediyorlar, vay şerefsizler" deyip putlarını koruyorlar. 

Biz unutmuyoruz, onlar işlerine gelmezse hatırlamıyorlar. Biz milletin derdiyle dertleniyoruz, onlar milletin sırtından keyif çatma derdinde. Biz Türklüğümüzden razı ve mutluyuz, onlar kurmaca kahramanlarının, hiçbir pay sahibi olmadıkları başarılarıyla gururlu. Biz ayağa millet için dikiliyoruz, onlar milliyetçiliği ayaklar altına alıyorlar. 

Uzun uzun anlatmak mümkün "biz" ve "onlar" arasındaki farkı. Fakat Türkiye'de iki tür milliyetçiliğin, iki retorik ve ideolojik şemsiyenin "yükselen milliyetçilik" olgusundan büyük pastayı kapma kavgasında olduğunu söylemek mümkün. İki grup da milliyetçi olduğunu iddia ederken, biri hürriyeti, ortalama Türk'ün mutluluğu ve refahını önemsiyor, diğeri Stalin'i geç, Pol Pot'a rahmet okutacak kadar kolektivist, toptancı, -sempatizanın kendisi haricinde- bütün bireylere ve bireyselliklere yabancı. 

İlk grup, yani biz, ekseriyetle "Yeni Parti" yoluna düştük. Diğer grup AKP havzasında kendisine yaşam alanı buldu. Bu iki tür milliyetçilik, birinden diğerini tanımın dışına itmek zorunda; zira liberal kapitalizm ile sosyalizm kadar zıt iki içerik aynı ambalajla paketleniyor. İkisinden biri, haklılığını -ve rüştünü- ispat ederek diğerini tanım dışına itecek. Ya hürriyetçi, Türkçü, Turancı, bireyi baz alan ve gerçekçi bir milliyetçilik, arkasında Ceditçilik'ten İttihatçılık'a, Erken Cumhuriyet aydınlarından 44 nesline, MHP'den Yeni Parti'ye uzanan tevarüs silsilesiyle diğerini sahanın dışına itecek... Ya da islamcılığın koyu kolektivist, bu yönüyle nazizme teşbih edilebilir bir hali, bir adamın iktidarını pekiştirme aracı olarak, arkasında 70'ler ve 90'lar islamcı sapmalarının, İBDA'nın, BBP'nin birikimini alarak "ben artık yeni milliyetçiliğim" diyecek. Pazarlama 3.0, Endüstri 4.0 gibi yazılım versiyonlarının adlandırma geleneğine dayanan sistemle, bir Milliyetçilik 2.0'dan bahsetmek mümkün, henüz şekilsiz ve doktrinsiz olsa da, zaman zaman karşı karşıya gelen, zaman zaman geçişkenliği artan iç içe giren bu iki gelenek artık karşı karşıya gelip Milliyetçilik 2.0'ı tanımlamak zorunda. 

Birinci tevarüs silsilesini eksik ve yanlışlarıyla, tarihi hataları ve güncel eleştirilerimizle birlikte olsa da ihtiva eden ülkücü geleneğin muhalif kanadı, ekseriyetle Yeni Parti'ye geçiyor dedik. Pespaye bir nazizmden öte olmayan ikinci grup elbette, eşyanın tabiatı gereği uzun vadede silinip gidecektir, ancak milliyetçilik tanımına dair verilen savaşta galip olursa, Türk milliyetçiliği ve hatta Türk kimliğini de tarihe gömerek gidecektir. O yüzden ikinci gruba dair salt ve tavizsiz bir düşmanlık beyanından başka, uzun uzadıya tahlile girişmek, "pek zamanı kalmayan Türkiye"de gereksiz ve enerji israfıdır. İlk grubun ise Yeni Parti'de vereceği sınav önemlidir.

Bugün sohbet ettiğim eski Aydın milletvekilimiz Ali Uzunırmak'ın bir tespitini, daha doğrusu sorgusunu önemsiyorum: Bu yeni tecrübe ve -olumlu anlamıyla- macera ne kadar sürdürülebilir olacaktır? Öyle ya, eldeki, hiç değilse "bilindik" bir yapı, MHP büsbütün boşaltılmakta. Buradan muzaffer ve MHP'nin kökleşmiş eksik ve handikaplarını aşmış bir yeni milliyetçilik doğmayacaksa, bu bizim için ancak bir Pirus zaferi olacaktır. 

Fakat bu sorguyu ve kaygıyı taşırken, gözetmemiz gereken en önemli husus, ülkücülerin, daha doğrusu ülkücü gelenekten beslenen Türk milliyetçiliğinin edilgenlikten kurtulmasıdır. Türk milliyetçileri, milliyetçilik iddiasındaki mevcut kurumun eksik ve yanlışlarına sessiz kalmayarak, hürriyetçi ve demokratik bir tepki başlattılar. Uzun zamandır ilk defa bu denli edilgenlikten uzak bir aksiyon gören Türk milliyetçiliği, bu dinamizmi iyi okuyarak potansiyelini gerçekleştiren bir itme kuvvetine dönüştürmelidir. 

Öyleyse sınav, Yeni Parti'nin ve Meral Akşener'in sınavı değildir. Zira ülkücüler artık kendilerine biçilen donu giyip, seçilen mahallede takılarak önünden yiyen, verilen görevi üstlenip gerisinden el çektirilen getto çocukları değiller, ya da olmak istemiyorlar. Sınavı verecek olan, ülkücülerin ta kendileridir. Bir araya gelerek, aklı, ideolojik tartışmaları, bilimsel yöntemi temel alarak cemaatten cemiyete geçmenin gereklerini yerine getirirlerse, MHP'yi dönüştürme isteğindeki temel arayış olan "topluma açılmış bir milliyetçilik"in Yeni Parti'de çok daha büyük, "Milliyetçilik 2.0" markasıyla gerçekleşmesi mümkün. Fakat "Bizans'tan geçme hastalıklar" tezahür eder, Yeni Parti'den beklentiler klasik rant ve bireysel kariyer odaklı ajandalarla belirlenirse, sınavı geçemeyen ülkücüler olacaktır. 

Yeni Parti kuruluyor, kuran da Akşener değil; yükselen muhalefetin ta kendisi, "ortalama iyi"yi temsil eden kalabalık ve güzel bir "toplum". Bu uyanışta Türk milliyetçileri hem kendileri, hem de memleket lehine kazançla sonuçlanacak bir rol oynayacaklarsa, hem cemiyetleşmeyi başaracaklar, hem milliyetçiliklerini ve retoriklerini yeniden tanımlayacaklar, hem de Yeni Parti'nin toplumsal tabanıyla uzlaşacaklar. Büsbütün kasaba siyasetçisi bir ajanda yahut "gettomda alıştığım şeyler burada da olsun" şımarıklığı ile hareket ederlerse bir katkı vermek şöyle dursun, Akşener ve Yeni Parti'yi teşkil eden dinamikler tarafından partiden uzaklaştırılacaklar. Zira Türkiye'nin kaybedecek zamanı yok, devletin başındaki şahıs büyük bir güvenlik zaafına dönüşmüş durumda.

Şikayet etme çağı, MHP'de kaldığımız dönemdi. Şimdi beklemek, şikayet etmek değil, aksiyon ve ispat vaktidir. Cumhuriyeti kuran Türk milliyetçilerine, memleket bir kez daha ihtiyaç duyuyor; bu sorumluluğu yerine getiremezlerse, ülkeyi bu prangadan başkaları elbette bir şekilde kurtaracaktır. Bu kurtarıcılar milli olabilirler, olacaklardır da, ancak müstakil ve köklü haliyle "milliyetçilik" Türkiye'de tarihe karışabilir.

Şairin müjdelediği "hüküm sırası" geldi çattı. Bozkurtlar ne kadar hazır, bunu kendileri gösterecekler.


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

167 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi