Üye Girişi

Üye Girişi

Orhun Bize Bir Ruh Veriyor, Ta Nerelerden...

07 Ara 2015

Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar
                                   Brecht

Biz Türk tarihinden, mitolojisinden, kadim Türk hikmetinin yazıya döküldüğü eserlerden pek ders çıkarmayız. Övünürüz ederiz ama, Kutadgu Bilig’i uyarlayamamışızdır hala düşüncemize, siyasetimize, entelektüel havzamıza. Hâlbuki Platon’un Devlet’i Helenler, Machiavelli’nin Prens’i Avrupalılar için neyse, Kutadgu Bilig bizim için odur. Bizim sosyologlarımız, beşeri bilimlere dair yazıp çizenlerimiz, örneğin, Cogito dergisinin futbol sayısında Latin Amerika’nın en ücra kesimlerine bile değinir de, ne bileyim “tepük”e, ya da yaklaşık 40 kişinin öldüğü Kayserispor – Sivasspor maçına değinmez.

İskender Öksüz buna “özüne oryantalizm” diyor. Orhun abidelerinden bir örnek verdiğimizde buruşan suratlar, bunu milliyetçi bir hassasiyetle değil, bir bilimadamı tavrıyla dahi inceleyemeyen entelijansımızın aşağılık hali beni üzüyor. Tabii bizim payımız da var bunda: Biz Türk milliyetçileri saçmasapan söylemler, iddialar ve zırvalarla bu hazinenin ırzına geçtik. Herkesi soğuttuk, kendi insanımızı bile.

Oysa ben etimolojiyi, mitolojiyi bilimsel bir anlayışla ele alarak, sosyal bilimlerdeki nazariyeler ışığında bu hikmet hazinesini irdelemeyi çok severim. Çok güzel dersler çıkar. En önemsiz, “trivial” görünen ayrıntıda bile nice veriler, işaretler gizlidir, ufuk açar. 

Mesela Orhun abidelerinden bir pasajda tek bir sözcük üzerine çok kafa yormuştum. "Kıdmaz ermiş" diye bir cümle geçer, ben onun "kıymaz imiş" olarak okunması taraftarıyım ki, Nişanyan da "kıy- kökü kıd- kökü ile aynıdır" diyor. D-y geçişi makuldür. (Edgü - iyi, adak-ayak gibi)

“Kıymak” sözcüğü ne zaman “kıymak” halini almış, tam olarak bilmiyorum. Abideleri tamamıyla tarayamadım, geçiyor mu bilmem. Fakat geçiyorsa bile, Orhun abidelerinde hem "kıymak", hem "kıdmak" bir arada olabilir mi? Bence olabilir. Tam ifade şu:

Tabgaç bodun sabı süçig agısı yımşak ermiş süçig sabın yemşak agın arıp ırak bodunug ança yagutır ermiş yagru kontukda kisre anyıg bilig anta öyür ermiş edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş bir kişi yañılsar uguşı bodunı bişükiñe tegi kıdmaz ermiş. süçig sabına yemşak agısına arturup üküş türük bodun öltüg türük bodun ölsikig.

Tam olmasa da şu anlama gelir, "kıdmak" sözcüğünü benim dediğim gibi okursak:

Çin budununun sözü şarap gibi (süçig – şarap anlamında süci ile alakalıdır bence. Direkt "tatlı" değil, "hoş-güvar" karşılığı diyebiliriz, Neva-kâr’daki mey-i hoş-güvar'dan mülhem.), ipeği yumuşak imiş, şarap gibi sözü ve yumuşak ipeğiyle uzak budunları öyle kendine yaklaştırırmış. (Bu budunlar) Yakına konduklarında ancak o zaman neler çevirdiklerini anlarlarmış. (Çinliler) Bilge kişiyi, iyi kişiyi yürütmez imiş, bir kişi yanılsa milleti onun beşiğine kadar (bütün aile efradına, sülalesiyle birlikte) kıymaz imiş. Şarap gibi sözü ve yumuşak ipeğine kanıp Türk budun öldün, Türk budun öleceksin.

Tatlı değil de, süci sözcüğüyle etimolojik bağlantısı olduğunu düşündüğüm "süçig" karşılığı "şarap gibi" demek daha doğru, dediğim gibi. Hem aldatıcılık iması daha güçlü oluyor, bağlamla daha uyumlu.

Kıdmak sözcüğü ise şu açıdan önemli: Göçebe Türkler toplumsal düzeni keskin ve kesin cezalarla sağlıyorlardı. Geç dönemde böyle topyekün cezalandırma Çengiz ve diğer Orta Asya Türk devletlerinde yaygındır. Dolayısıyla önerilmiş çevirilerin çoğu bence tutarsız, burada Çinlilerin yaşam tarzına Türkler tarafından getirilmiş bir eleştiri var. İnterneti şöyle bir taradığınızda, bu cümlenin çok farklı hatta tuhaf çevirilerine rastlayacaksınız.

Böyleyken böyle. Eski Türk yaşantısının nasıl olduğuna dair oldukça büyük çaplı bir yorumun ilk kıvılcımını bu pasajdan çıkarabiliriz. Muharrem Ergin “bütün akrabalarını barındırmaz imiş” şeklinde bir aktarım yapmış mesela. Öyle değil de, geçenlerde vefat eden Talat Tekin’in dediği gibi “bütün akrabalarına varana dek öldürmez imiş” şeklinde okursak, önemli bir çıkarıma ulaşıyoruz. 

Bir sohbetimde “Osmanlı’nın Kayı boyundanım demesi, Kayı boyundan olmasından daha önemlidir. Meşruiyetinin kaynağını eski Türk mitolojisinden aldığını beyan etmesi müthiş bir durumdur” demiştim. Bu bakış açısı buna benziyor.

Sadece bu değil. Genel olarak bugüne ışık tutan prensipler, tutumlar devşirilebilir tarihimiz ve kültürümüzden. Özellikle “cumhuriyet” meselesini önemli görüyorum. Şu sıralar bizim milliyetçiler pek bir demokrasi düşmanı ve kendilerince bir soyluluk peşindeler. 

Benim gördüğüm "bozkır ruhu"nda, dağdaki Türkmen çobanı, layıksa, bilmem ne kağanın soyundan gelenden üstündür ki, Türk tarihi biraz da bunu bir süre sonra unutup, tekrar hatırlayabilmek için türlü eziyetler çekme tarihidir, hala hatırlayamadık dağdaki Türkmen'in kıymetini.

Dede korkut hikâyelerinden birinde, Salur Kazan'ın eli yağmalanır. Bir çoban kalır geriye ona yardım etmeye muktedir. Önce "eğer bir çobanla düşman üzerine varırsam beyler benimle dalga geçer" diye çobana ihanet eder. Çoban duruşunu bozmaz. Nihayet, çobanın gayreti ve kahramanlığıyla Salur Kazan öcünü alır. 

Dede Korkut'tan bu anekdotun yanında, Orhun Abidelerine dönersek, Bilge Kağan da, kara budunun sorgusunun, memnuniyetsizliğinin ve bilinçlenmesinin öneminin altını çiziyor: 

Türük : qara : qamiq :budun : anca temis : ellig : budun ertim : elim : imti qani : kimke : elig : qazğanurman : ter ermis : qağanliq : budun : ertim : qağanim qani : ne qağanqa : isig kücüg : berürmen : tir ermis : anca tep : tabğac : qağanqa : yaği bolmis :

Aslında Türkiye Türkçesini dilbilgisi açısından derinlemesine biliyorsanız çok rahat anlarsınız, bakın sözlüğe bakmadan yazıyorum anlamını:

Türk kara budun hepsi birden (kamıq, kamu, hamı; hepsi, alayı, toplamı demek, halk anlamında da kullanılıyor bugün. ) öyle demiş ki, elli (devletli) millet idim, elim şimdi hani? Kime devlet kazanırım (bu sözcükten emin değilim ama genel geçer kazanma fiilinin anlamından çok, Sarız yöresi Avşarlarının şivesindeki "kazanmak" sözcüğüne yakın bir anlamı var anladığım kadarıyla) şimdi der imiş. Kağanlı millet (budun) idim, kağanım hani? Hangi kağana işi gücü veririm der imiş. Öylece Çin kağanına yağı (düşman) olmuş.

Unutulmaması gereken bir nokta daha var ki, bu anıtta Bilge Kağan'ın ağzından öncelikle, Türk beylerinin Türk sıfatlarını ve duruşunu terk ettiğinden, yani "ak budun"un ihanetinden bahsediliyor.

Bu pasajın devamında ise, tanrının Türk milleti yok olmasın diye, Bilge Kağan'ın babası İlteriş'i gönderdiği anlatılıyor. 

Bir defa, milletine hesap veren bir kağan figürü müthiştir. Sonra, modern teorisyenleri hayrete düşürecek kadar yüksek bir mertebeye evrilmiş millet şuuru şayan-ı hayrettir. Bu abideler bizim sosyologlarımız, antropologlarımız tarafından hakkı verilerek okunsa ve özellikle İngilizce makaleler ile anlatılsa, birçok nazariyeyi etkiler, “Türk Vakası”, sosyal bilimlerin merkezinde çok önemli bir çalışma alanı olurdu.

Ve okuyucuyu nasıl etkiliyor bilmem ama, beni “kara budun”un, yani sıradan halkın sorgulamalar neticesinde etken, bilinçli bir tepki ile Çin hükümdarına düşman olması beni şaşırtıyor. Dikkat ediniz: Soylular, ancak millette böyle bir şuur varsa “işe yarıyor”. 

Cumhuriyet rejimi ve halkçılık, işte bu yüzden önemlidir. Türk’ün, hele ki Türkmen’in tarihi, bağrından çıkardığı devlet adamlarının onu tekrar tekrar satmasının, ve çoğunun yine Türkmen çobanı tarafından kurtarılmasının tarihidir. 

Kurtarıcı beklemeyi, saçmasapan mitoslara, sanrılara bel bağlamayı zararlı buluyorum. Gökten Allah inmeyecek, çizmesini giyip saflarımızda savaşmayacak. Damarımızda bilmemkimin kanı akıyor diye uzay yarışına hiçbir katkımız olmadan Mars’ta koloni kurmaya dahil edilmeyeceğiz. 

Türklükle ya da Türklerle gurur falan duymuyorum. Türkleri çok seviyor, iyi bir evlat, kardeş, eş, yoldaş olarak onların benimle gurur duymasını sağlamak istiyorum. Yüzlerce yıl önce yaşamış adamların işlerinden kendime gurur devşirmem abes olurdu. Ve bu bahsettiğim tavrı Türk milliyetçiliğine teşmil edebilsek, her şey bambaşka olurdu.

Önemli gördüğüm bir Dede Korkut anekdotu ve iki Orhun pasajına dikkat çekmek istediğim bu kısa, çalakalem yazımın sonunda, “Oğuz’un arsızı, Türkmen’in delisi” olarak, pek sevdiğim bir Alman halk şarkısından alıntıyla bitireyim, aslı Lollard heretiklerinin önde gelen siması İngiliz John Ball’un bir vecizesidir:

“Als Adam grub und Eva spann, 
Wo war denn da der Edelmann?”

(Adem toprağı beller, Havva ip eğirirken soylu kimdi?)

 


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.



 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

284 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi