Üye Girişi

Üye Girişi

Aktroll Bitti, Boztroll Başladı

24 Haz 2016

Münkir üflemekle çerağ söyünmez...

Meral Akşener'in yarattığı rüzgarı Türkiye'de iki kişi kesinlikle durdurmak istiyor: Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli. Biri, iki partinin başına atadığı iki müdürle yarattığı alternatifsizliğin keyfinin gölgeleneceğini biliyor. Diğeri, o kutsal makamdan indiğinde, efendisine gittiğinde oradan bile iltifat görmeyeceğini, kimsenin sevmediği, adı haine çıkmış, dünkü dalkavuklarının yalnız bıraktığı bir adam olarak öleceğini biliyor. 

Fakat bir de, "boztroll"ler var. Sair "muhalif" adayların adıyla hareket eden ve Meral Hanım'a saldıran. Bu adayların kendileri de, Genel Merkez'i destekleyen ifadeler kullanıp, Meral Hanım'a saldırıyorlar. Ülkücü iradeye terbiyesizlik etmiş ve ülkücüleri karşısına almış bir adam olarak Bahçeli'nin ülkücülüğüne kefil olduğu tek aday olma şerefine (!) nail olmuş Koray Aydın mesela. Genel Merkezimizin düzenlediği kurultaya katılmalıydık, çok ayıp ettik diyen Sinan Oğan mesela. Üstelik, değişen tüzük maddeleri en çok Sinan Oğan'ın işine yaramışken. Bugün MHP Genel Merkezi, 19 Haziran'daki meşru kongre için bir diğer "yürütmeyi durdurma kararı" aldırdığını açıklayınca, aklıma geldi.

Adnan İslamoğulları çok güzel bir yazı yazmış, meşhur sıfırcı Bilal'e anlatır gibi, tüzük maddeleri meselesinin neden Akşener dışındaki muhaliflere battığını sormuş. Öyle ya, teşkilat kapatma yetkisinden mi memnunsunuz, ihraç yetkisinden mi? Genel Merkez'in tam tahakkümü mü sizi mutlu eder, yoksa delegenin, kongrenin ağırlığının arttırılması mı? Akşener dışındaki adaylar, öyle görünüyor ki, Genel Merkez ile bir daha masaya oturursak pazarlıkta ağırlığımız olsun diye şimdiden Bahçeli'yi desteklemeye başlamışlar, yakında açıktan Bilge Liderimiz, Türkmen Beyimiz Devlet Bahçeli diye açıklamalar yapabilirler.

Hem yeni, hem eski tüzüğe göre, delegenin yirmide birinin imzası ile, kongre gündemi değişebiliyor. Yani Akşener ekibinin aldırdığı hiçbir karar gayrımeşru değildir ve ülkücü iradeyi sıkıntıya sokmamıştır. Ama Genel Merkez'in buna karşı çamura yatmayı deneyeceği her türlü belliydi ve ilginç olan, diğer adaylar da Akşener'in ülkücü iradeyi güçlü kılmak adına aldırdığı kararlardan rahatsız oldular. Hatta, genel merkez ağzıyla konuşarak, bunun hukuksuz olduğundan bahsettiler. Koray Aydın'ın avukatı Dilşat Erdil, örneğin, "18 Haziran Cumartesi günkü Genel Başkan adaylarının ve temsilcilerinin katıldığı toplantıda Sn. Koray Aydın 2/3 Delege sayısı olmadığı takdirde kongrenin bir hafta sonrasına ertelenmesinin daha sağlıklı olacağını ve oylamaya sunulacak her tüzük maddesi değişikliği teklifinin dava konusu edilebileceği yönünde muhalefet şerhi koymuştur" diye bir açıklama yapmış. Bu doğruysa, Koray Bey'in arzusu, Devlet Bahçeli'nin yeni Şefkat Çetin'i olmak demektir. Sadece siyasi bir manevra değil, yalanları ve hukuksuzluğu defalarca tespit ve tasdik edilmiş Genel Merkez'in, yine hukuki olmayan tutumunun aynen bir muhalif aday tarafından dillendirilmesi, şüphesiz bir birlikteliğe işaret eder. 

Genel Merkez avukatının alıntı yaptığı "muhalif"(!) adaylar var, ibretle izliyoruz. Koray Aydın ve Sinan Oğan, Genel Merkez avukatıyla aynı düşünüyor olmaktan iftihar ederler mi acaba?

Genel manzara bu, en başından beri çok az değişti: Meral Akşener, ülkücü iradenin "bana saygı duyacak, beni öcülerle korkutmayacaksın!" tepkisinin temsilini üstlendi ve hem camia içinde, hem Tayyip Erdoğan karşısında da tek makul aday olduğu için, ülke çapında bir rüzgar yarattı. Dişiyle, tırnağıyla, yükün büyüğünü üstlenerek cumhuriyet tarihinde görülmemiş parti içi demokrasi mücadelesini en önde yürüten isim oldu. "Bu karmaşada bize de bir şeyler düşer mi acaba?" diye kollarını sıvayanlar, fırsattan istifade etmeye kalktılar ve Meral Hanım'ın izlediği yol buna izin vermeyince, en büyük çelişkiyi göstererek, kendisine düşman kesildiler, "muhalif" pozları vermelerine rağmen. Boztrollerin kudurması bundandır, "Akşener Korkusu"nda açıklamıştım. 

Bu boztrollerin tezviratı, Genel Merkez'in kara propagandasından daha büyük zarar veriyor. Zira Genel Merkez bir değil birkaç defa yalancılığı ispatlanmış ve gönülden, kıymetten sakıt olmuş bir adrese dönüştü. Ancak bir araya gelip kardeşlik hukuku ile hareket ederek, fraksiyondan, fikri şerhten yahut dahil olunan ekipten bağımsız olarak ortak "musibet"e karşı mücadele eden cephe içerisinde böyle bir bozgunculuk, çok daha aşağılıktır. Zira Genel Merkez savunucularını ikiye bölersek; duygusal saiklerle, ülkücü itaat diyebileceğimiz ve zaman zaman hasletimiz de olan özellik sebebiyle genel başkanının ihanetine körleşen adamı, desteklemesek de anlayabiliriz. Yahut, ülkücülük vs. ile işi olmayıp, siyasi varlığını, toplumsal değerini yahut geçimini Devlet Bahçeli'ye borçlu olduğundan onu canhıraş bir şekilde savunanlar, bizce affedilmezler ama, hiç değilse tutarlılar. 

Eğer aylar önce çizdiğimiz manzara doğru ise, Bahçeli hem başarısız, hem ülkücü iradeye karşı saygısız ve sevgisiz, hem de onlara hakaret edecek, saldıracak kadar terbiyesiz ise, muhalif saflardaki en büyük günah, bu bozgunculuktur. Elbette bütün adaylar rakiptir ve rakiplerin mücadelesi, ne kadar sert olursa olsun, meşru ve hatta müspettir, en iyiyi seçmemizi sağlar. Fakat hem bütün camiaya terbiyesizlik etmiş Genel Merkez ile aynı dilden konuşup, onun hukuksuz iddialarını dillendirmek, hem de muhalifim demek, en hafif tabirle münafıklıktır. Eğer Simyacı'daki "çobanlar koyunlara benzer" kehaneti doğru ise ve bu iki aday, kendi boztrollerinin etkisinde kalıp böyle saçmalıyorlarsa, bir ılık duş alıp, belki iftar sonrası şekersiz ve koyuca bir Türk kahvesi içerek kendilerine gelmeliler. Boztrollerine yol verip, mertçe, bozkurtlardan oluşturacakları ekiplerle hareket etmeli, böyle başarıya ulaşırlarsa da tebrik edilmeliler. 

Meral Anne, televizyonda "ben troll beslemiyorum" demişti. Meral Anne'nin, Çakıroğlu'nun cenazesine gitmeyen Başkan'a kalbi kırılmışken, onu sınavında güvenliğini sağlamak için kapısında nöbet tutarken gördüğünden beri ta yürekten onu destekleyen oğulları, kızları var. Bahçeli sonrasında camianın ihtiyacı olan da, tam olarak budur. Başarıya ulaştığımızda, Meral Anne bu kepazeliklere şöyle acı acı bir gülümseyecek ve bizleri, Türk milliyetçiliğinin normalleştiği, kitlelerle kucaklaştığı yepyeni bir Türkiye'ye taşıyacak.

Münkir üflemekle çerağ söyünmez. "Küçük ateşi söndürür esen rüzgarlar / Büyük ateş rüzgar vurdukça parlar"

Moralinizi yüksek tutun. Gidecekler. Bahçeli de gidecek, Tayyip de gidecek, biz göndereceğiz. Bizim yerimize birileri değil, biz, iki elimizle, dişimiz tırnağımız, terimiz ve kanımızla. Yeter ki moralinizi yüksek tutun, safları sıklaştırın, sesinizi gürleştirin, çevrenizi ikna edin.

Ülkücü irade ve irfan, Başbuğ'un vefatının bir çözülme değil atılım yapma hamlesine dönüşmesini sağlamıştı, müthiştir. Başbuğ'a vefa borcumuzu böyle ödemiştik. Bugün yine aynı irade ve irfan işbaşında. Bozguncuya, dedikoducuya, terbiyesize, hırsıza meydan vermeyin.

Bir rüzgar esti mi hilal kurtulur!


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

244 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi