Üye Girişi

Üye Girişi

Fiili Durumlar ve Peygamberler

23 Kas 2016

İslam tarihinde en sevdiğim figürlerin başında Aişe gelir. Zira tam bir kadındır. Cahiliye döneminde Hatice, Hind gibi "nüfuzlu kadınlar" varken, İslam'dan sonra bu maalesef baskılanmış. Diri diri gömülen kız çocuğunun hakkını savunmak üzere meydana çıkanlar, cahiliye devrinden bile beter uygulamalarla kadını eve hapsetmişler. Bugün, "kadının sesi sokakta duyulursa namus perdesi yırtılmış demektir" diyorlar, malum.

Fakat Aişe'yi severim. Zira dediğim gibi kadındır. Aktördür, İslam'dan sonraki Arap devlet yapılanmasının ilk ciddi iç savaşının başındaki isimdir hatta. Devrin şartları ve ölçütlerinin elverdiğince aktif bir kadındır, bu da bulunduğu taraftan bağımsız olarak Aişe'yi kıymetli ve ilginç bir figür yapar. 

İşte bu Aişe'nin, sözünü sakınmadığı, girişken olduğu defaatle ispatlanmış olan Aişe'nin, peygambere çok güzel, çok çarpıcı bir karşı çıkışı var: Ma era rabbeke illa yüsariu fi hevake. Yani "Rabbin senin arzularını tatmin etmekte çok hızlı". Kuran'dan bir ayetin, peygamberin -daha önce şeri yahut örfi olarak var olmayan- bir tutumunu meşrulaştırarak inmesi üzerine bu sözü söylüyor. 

Elbette İslami ilimlere göre peygamberin yarattığı fiili durumlar ve bunları meşru kılan ayetler, hikmet eserleridir. Peygamber, ümmetin muhtemel ve müstakbel sıkıntılarına engel olmak için, Allah tarafından bir araçtır; belli fiilleri işler, belli vaziyetlerde kalır ve ardından o fiiller meşrulaştırılır, yahut vaziyetlere intibak&reaksiyon kolaylaştırılır. Hatta yine Aişe bu tarz durumlarda çoklukla baş roldedir, Aişe'nin yitirdiği bir ziynet eşyasını araması sebebiyle sudan uzakta kalan kervan vesilesiyle teyemmüm, Aişe'nin bir erkekle baş başa kalması ve bunun dedikodular yaratması üzerine zina için dört şahit meselesi, İslam hukukuna girmiştir. 

***

Elbette, bizim yasalarımız Allah'ın hükümleri değil. Bizler doğrudan doğruya yaşamdan ilham alarak, insanoğlunun binlerce yıllık yazılı tarihinin tecrübelerinden faydalanarak oluşturuyoruz yasalarımızı. Öyleyse, hukukta fiili durumu meşrulaştırmak ancak Allah'a özgüdür, o da peygamberi için. Eh Allah ve peygamberi, külli aklı ve iradeyi temsil ettiklerinden, bu makuldur. Ancak bizler insansak, cüzi isek, böyle davranmamız Allahlık yahut peygamberlik iddiasıdır&isnadıdır. 

Küçük çocuklarla evliliği "böyle bir durum var, bu mağduriyet ortadan kalksın" diyerek meşrulaştırmak istediler. Halbuki insan hukukunun temel bir kaidesi var: Yasayı bilmemek suçu düşürmez. Türk hukukunda da bu madde kayıtlıdır. Bunun ötesinde, fiili duruma uyarak yasa yapmak, sözgelimi tecavüz oranları artınca tecavüzü meşrulaştırmayı da gerektirir. Halbuki hukuk, mağduru ve potansiyel mağduru korur. Hukukun amacı, fiili durumların meşrulaştırılması değil, fiili durumların yaratacağı sorunların ortadan kalkmasıdır: Gücü yetenin zayıfın malına çökmesini engellemektir. Aile baskısı yahut ailenin hastalıklı fikirleri yüzünden "evlenilebilir" kabul edilen ve kendi dimağı henüz karar alma ehliyetine sahip olmayan küçüğü koruyan hukuk, tam aksini düşünen sapıkların sırf bu sapıklık kültürlerinde, dini yorumlarında ya da alışkanlıklarında var diye heva ve heveslerine ram olamaz. Hukuku işletirsin, o küçük çocuklarla evlenme suçunu işleyenler de bunun suç olduğunu öğrenirler.

Türkiye'de fiili durumu meşrulaştırma en radikal haliyle, çözüm sürecinde görülüyordu. Bir suç kolektif bir şekilde işleniyorsa, masaya oturalım fikri, Türk subayları tutuklanırken teröristin ayağına mahkeme götürüp bir de aklama fiili, hukukun idam fermanıydı. Hukuk dışında da sıkıntılıydı: Fiili durum yaratıp (de facto) meşru konuma (de jure) erişenler, temsil kazandılar, yaşam alanı kazandılar ve bu kökleşti. Türkiye, bedelini silah bırakmamış ve şehirlere bombalar yığmış bir terör örgütüyle, artık meşruiyet kazandığı için çok daha etkili olan küresel propagandasıyla hala boğuşuyor. "Düz ovada siyaset" çağrıları, tam olarak fiili durumu meşrulaştırma çağrılarıydı. 

FETÖ meselesinde de aynısı var. Kaide, tüzük, yönetmelik; sırf bu insanlar devlete girebilsin diye rafa kaldırıldı. Fiili durum yaratıldı, normalde devlet kademelerinde olmaması gerekenler, sırf "müslümanlar devlet kademelerine giremiyor" zırvasıyla devlete sokuldu. Sonra bu fiili durum, kendini meşrulaştırmaya çalıştı, darbe yaptı. Şükür ki, başarılı olamadı.

Fiili durumlar, meşrulaşmayı amaçlar. Örneğin Rusya Kırım'ı işgal eder, yeterince bekler ve pes etmezse dünyanın tanıyacağını, bir oldu bitti hasıl olacağını düşünür. Yunanistan Türk adalarına bayrak çeker, Türkiye'den karşı çıkan, hukuku işleten olmazsa, fiili durum meşrulaşır. 

Hukuk, fiili durumlar olmasın diye var, özetle. Hukukun olmadığı yerde kabadayılar, eşkıyalar türer, fiili durumlar olur. Herkes gücünün yettiğini sömürür, ya da güçlüye yanaşır. Hukukun üstünlüğünün korunması ise, ancak fiili durumlar ne kadar güçlü, ne kadar kalabalık mücrimlerce ifa ediliyor olursa olsun, hukukun yaptırım gücünü ve bağımsızlığını korumakla mümkündür. Şeriat parmak kesecek ve o parmak acımayacak ki, her fert ülkede bir hukuk olduğunu ve herkes için geçerli olduğunu bilsin. Hele modern çağda, bir milletin ferdi olabilmeniz için ilk şart, milleti temsil eden devlet yapılanmasının adil ve herkesi eşit gören bir hukuk sistemiyle işlemesidir. Yoksa devlete de, millete de aidiyetinizi kaybedersiniz.

Bir de fiilen anayasayı delen bir cumhurbaşkanının başkanlık hevesi için, anayasayı değiştirelim teklifi yapan "muhalefet" partisi var. Hukuk, sıradan insanlar için fiili duruma intibak etmeyeceğine ve hukukun doğası tam olarak bunun aksi olduğuna göre, bu parti için Cumhurbaşkanı acaba peygamber midir? Bir de, fiili durumları meşrulaştırmayı seviyor ya, Diyarbakır'a artık ahalisi Amed diyorsa, adının değiştirilmesi için meclise yasa teklifi verir mi?

Bunun kararını okuyucu versin. 


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

199 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi