Üye Girişi

Üye Girişi

Varlık Fonu mu, Düyun-u Umumiye mi?

06 Şub 2017

THY, BOTAŞ, Borsa İstanbul, Ziraat Bankası, turistik hazine arazileri... Varlık Fonu'na devredilen bu kamu varlıkları, ekonomi politikasına dair kafa karışıklığına neden oldu. Kimileri bu hareketin bu kurum ve kuruluşların içini boşaltacağını iddia ederken, hamlenin ne anlama geldiğini açıklayan pek fazla haber yok. 

Sovereign Wealth Fund (SWF) de denen Varlık Fonları, devletlerin bütçe fazlalarının yahut özellikle petrol ya da diğer doğal kaynakları ihraç üzerine kurulu ekonomilerde, bu ihraç fazlasının getirdiği nakitin, oynak emtia fiyatları karşısında korunması amaçlı kurulan ve genellikle ülke tahvillerine ve muteber finansal araçlara yatırım yapan fonlardır. Daha basit bir deyişle, ülkenin "parası varken", enflasyon, mal fiyatları, kriz gibi gelişmelere karşı ülke ekonomisine destek olacak, biriken parayı çeşitli finansal araçlarda değerlendiren "kara gün" için kenara koyduğu değerdir. 

En belirgin örneklerden biri Norveç. Norveç Emeklilik Fonu, eskiden bilindiği adıyla Hükumet Petrol Fonu, 870 milyar doları aşan hacmiyle Avrupa'nın en büyük fonu kabul ediliyor. Yalnızca petrol ihracıyla zenginleşen ve birçok ithal kalemi olan Norveç, petrol gelirlerini bağladığı bu fonda, petrolden kazandığı parayı, "para kazanan" yeni finansal araçlarda değerlendiriyor, paranın erimesinin önüne geçiyor. Bu, Norveç'in refahını ve ekonomik direncini arttırdığı gibi, petrol fiyatlarındaki düşüşten doğabilecek milli servet kaybını önlüyor. Amerikan Sosyal Güvenlik Fonu da bu tür fonlara örnek gösterilebilir: Bizdekinin aksine, Amerikan "SGK"sı sürekli bütçeden yamalarla denkleştirilmiyor, bağımsız bir fon olarak birikiyor, "güvenli" alanlara yatırım yapıyor ve katılımcılarının sosyal güvenliğini bu sayede finanse ediyor. 

Bu fonların işleyişinde temel mantık aynı: Bir "fazlalık" var, bu fazlalık o an için kullanılmayacak ve "yerinde durduğu sürece" eriyecek, değerini kaybedecek; üstelik bu fazlalığı yaratan etmenlerde bir oynama olduğu zaman, fazlalık akışı da tehlikeye girecek. Öyleyse küçük getiri oranlarında bile çarpan etkisiyle büyük farklar yaratabilecek bir birikimi, küçük katkıların bir araya gelmesiyle oluşan büyüklüğü belli mecralarda değerlendirirsen, dişe dokunur bir getiri elde eder, bu getirinin bir kısmını fon tüzüğünde öngördüğün giderlere ayırır, kalanını da değerlendirmeye devam edersin.

Bu fonu uygulamayan ülkelerden en meşhuru sanırım Venezuela. 1998 yılında kurulan Makroekonomik Stabilizasyon Fonu, tam olarak bu amaçla kurulmuştu. Bu fonda biriken petrol parası, ülkenin kırılgan ekonomisine bir sigorta işlevi üstlenecekti. 2001 7.6 milyar dolarlık değere ulaşan fon, 2003 yılında hükümet tarafından "talan edildi". Hala ismen mevcutsa da, fon aktif değil.  Fransisco Toro, talan edilmeseydi 1999 - 2014 arasında bu fonda 146 milyar dolar birikeceğini hesaplıyor. Bu Venezuela ekonomisini petrol fiyatları düştüğünde rahatlatacak ve ülkenin karaborsa bataklığında, sefaletin kol gezdiği bir yeryüzü cehennemine dönmesini engelleyecekti. Başkanlık sistemimiz, Merkez Bankası bağımsızlığına müdahalemiz ve ekonomik verilere uyguladığımız sansürle bayağı örnek aldığımız Venezuela'nın bu talan politikasını da örnek alırsak, sonumuz karanlıktır. 

Türkiye'ye gelince, Türkiye'nin sosyal güvenlik sistemi fazla vermiyor, açık veriyor. Üstelik bir petrol vs gibi ihraç yoluyla döviz girdisi yaratacak kalemi de yok, Mahfi Eğilmez'in de değindiği gibi. Benim Türkiye'nin nev-zuhur Varlık Fonu'nu düşününce aklıma Tütün Rejisi ve Düyun-u Umumiye geliyor: Osmanlı, borçlarına karşılık ülkede gelir ve değer yaratan kimi alanları ve hatta vergi toplama ayrıcalığını batılı şirket ve devletlere devretmişti. Varlık Fonu'na THY, Ziraat Bankası gibi "kamunun gururu" kâr eden şirketlerin yanında turistik hazine arazilerini de aktarmış olmamız bu kanımı güçlendiriyor. 

Öte yandan, bizzat Cumhurbaşkanı desteğiyle "dolar bozdur" kampanyası gerçekleştirilmişti. Bu kampanyanın destekçilerinden Yiğit Bulut, Varlık Fonu'nun başına getiriliyormuş. Dolar bozdur kampanyası, vatandaşın yanında kamuyu da zarara uğrattı. Kamu kurumları dolarlarını bozdurdu ve doların yükselmesiyle varlıklarını kaybetmiş oldular. Hele ki dolarla ödeme yapan kamu kurumları için zarar ciddi boyutlardadır. Bu zihniyetin yönettiği Varlık Fonu'nun, varlıklarını "rezerv para birimleri" denen ve doların başını çektiği para birimlerinde tutmayacağı aşikar gibi. Dolara yatırım yapmayacak, dolar kazanmayacak, ülkeye döviz girdisi yaratmayacak bir Varlık Fonu, ya Venezüela'daki gibi hükumetin sıkışınca talan edeceği bir kaleme dönüşür, ya da Düyun-u Umumiye'deki gibi ülkeyi sömüren bir taşerona. Üstelik, yapılacak en mantıklı kampanya olan "dolarını, altınını bankaya yatır" gibi bir çıkışa bile, Erdoğan "Paranızı bankaya yatırın da, finans sömürücüleri operasyon mu yapsın?" diyerek karşı çıktı. Türkiye'nin yastık altı tasarrufunun sisteme girmesi, ekonomiyi ciddi etkileyecek bir kalemdir, ancak buna bile karşı olan bir zihniyet, Ziraat Bankası'nı Varlık Fonu'na devrederek nasıl kamu lehine kazanım elde edecektir bilmiyorum. 


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

222 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi