Üye Girişi

Üye Girişi

Kürtlerle Bir Arada Yaşamak Zorunda Mıyız?

19 Eki 2015

 Bin yıllık kardeşlik... Halkların kardeşliği... İslam ümmeti... Sınıfsız imtiyazsız falan filan bir kitle...

Bunların hepsi bu ülkedeki etnik ve mezhepsel gerilime dair farklı görüşlerin, devletçi ya da muhalif, sunduğu çözümlerin sloganlaştırılmış cümleleri. Her gün duyuyoruz, her yerde karşımıza çıkıyor. Bana gına geldi, size gelmedi mi? 

Kardeş olmaya, bir arada yaşamaya, bunun için çok değerli şeylerden vazgeçmeye mecbur muyuz? Bu yazı buna dair çalakalem birkaç fikir beyan etme amacında.

Öncelikle tabii, Kürt meselesine dair takınılan yanlış tavırlara şöyle bir değinmeliyim. Örneğin, devletin terörü kararlılıkla bitirmek yerine, işgüzar ve işbilir memurlar, bürokratlar ve kimi zaman askerler sebebiyle hiçbir zaman topyekün bitirme kararlılığında olmayıp, üstelik Batı'ya Kürt göçüne göz yumması, bunu teşvik etmesi büyük bir problem... Devlet dediğin, etnisitesi ne olursa olsun, pasaport, kimlik verdiğinin haklarını güvence altına alabilmeli, tutup eninde sonunda varoşlarda yeşeren bir Kürt milli şuuru ve Türkofobisi olacağı apaçık belli bir göç dalgasına izin vermemeliydi. 

Bunun ötesinde, AKP iktidarının yaptığı daha vahim hatalar var: PKK'yı muhatap almak... AKP'nin yalaka gazetecileri "bu kadar insanın desteklediği bir yapı terör örgütü olamaz, elbette muhatap alınmalıdır" yazıyorlardı... Vekiller, bakanlar, başbakan yardımcıları bu durumun ne kadar doğal olduğundan bahsediyorlardı...

Türkiye, terör sorununu, teröristi öldürerek bir nebze çözmüş ve örgütü çöküş sürecine sokmuştu. İktidara gelen islamcılar, 2002'den itibaren, "rahat rahat islamcılık yapabilmek adına", devletin bütün dinamiklerinin ve kurumlarının dibine dinamit koydular. Bu amaçla kürtçüleri palazlandırıp, biti kanlanan PKK'nın diriliş sürecine girmesine sebep oldular. Türk subaylarına bizzat devlet komplolarıyla iftira atarken, teröristin ayağına mahkeme götürdüler. Apo'yu "benim annem de Türk, devlete her türlü hizmete hazırım" diyen bir figürden, devlete nota veren bir kanaat önderine dönüştürdüler. Ve bu, kürtçülerin onlara kuluçka makinesi işlevi gören islamcıları da "sallamadan" at oynattıkları kurtarılmış bölgeler yarattı. 

Sol ise, "bu kürtçüler koçbaşı olup mevcut düzeni yıksın, ardından biz yaşam alanı bulur, arzu ettiğimiz sistemi daha kolay tesis ederiz" dedi. Yeniden dizayn edilen CHP de bu "nev-zuhur" fırsatı görerek "ona oynamaya" başladı.

 

Geldiğimiz nokta bellidir: İslamcıların palazlandırdığı kürtçüler silah ve örgütlülük gücüyle ciddi bir potansiyele eriştiler. Türk milliyetçiliği hariç, bütün diğer hareketler de, Türk'ün namusu, şerefi, Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının da hukuki güvenliği ve geleceğini düşünmeden, iktidar ya da kâr hırsıyla, bununla eklemlendiler. Öyle ya da böyle, muhatap almaya, normalleştirmeye giriştiler.

"Bir suç sosyal ve kolektifse, meşruiyet kazanır."

AKP demokrasiyi "çoğunluk ne derse o olur" diye anladı, anlattı ve muhalife bile kabul ettirdi. Başlarda bunu kendi hukuksuz uygulamalarını meşru hale getirmek için uyguluyordu, ancak Kürt meselesine de yansıdı. Türkiye'nin temel dinamikleri AKP'nin islamcılık yapmasına izin vermediği için, AKP bunları zayıflatmalıydı. Bunun yolu, "Eski Türkiye aleyhine, kürtçüler lehine" kaybetmekten geçiyordu ve AKP bir kayıp yaşayacağı zaman bunun hep kürtçülük lehine olmasına dikkat etti. Demokrasi anlayışındaki hastalıklı tavrı, topluma kabul ettirdi ve kürt meselesini de böyle ele aldı: "Bu kadar insan PKKlı, hepsini öldürelim mi? Masaya oturmak zorundayız."

Bu, Adana'nın Cono mahallesi topyekün hırsızlık yapıyor diye hırsızlığı suç olmaktan çıkarmaya benzer. Kaldı ki, PKK'yı bu kadar güçlü ve "yaygın" hale getiren yine AKP'dir. Korucuları ortada bırakan, teröristle mücadele edeni tutuklayan, "annem de Türk" diyenden, devlete nota veren bir Apo figürü yaratan AKP'dir. 

Devlet zihniyetine bakar mısınız, Yalçın Akdoğan HDP'yi eleştireceği zaman "Bu Kandil'e nanik yapmaktır" diyor. "Öcalan olsa bunları sopayla kovalardı" diyor. Bir örgüt liderinin Türkiye siyaseti üzerindeki etkisinden rahatsız olmak şöyle dursun, onun sopasıyla adam korkutuyor. Bu HDP'den daha PKK sempatizanı bir tavırdır. 

Nihayet bugün, CHPliler de dahil olmak üzere, herkes PKK'yı meşru muhatap olarak görüyor. 4. büyük parti Apo'ya selam yolluyor, bu tartışılmıyor da, MHP'nin bu hukuksuzluğa, insan düşmanlığına karşı çıkışı "faşizm" olarak ele alınıyor. 

Rahat Rahat İslamcılık Yapabilmek İçin

Rahat rahat islamcılık yapabilmek demiştim yukarıda, biraz açayım... Apo yakalandığında, örgüt dağılma sürecine girdiğinde, AKP iki şey yaptı: Özel harekatçı ülkücüleri hedef gösterdi, o dönemki liboş görünümüyle askere saldırdı, "düz ovaya inin" çağrıları yaptı. (2001 yılında şehit sayımız 0 bildiğim kadarıyla.) Yani rahat rahat islamcılık yapabilmek adına, terörü ve teröristi bitiren yapıları, tutumu, anlayışı devletten temizledi. PKK hem yeniden toparlandı, hem de artık yasal zemindeki uzantılarını AKP sayesinde kolayca geliştirdi, kurumsallaştırdı. AKP ile bir alan kavgasına da tutuştular, fakat AKP PKK'yı net bir şekilde karşısına alırsa, başka taraflara taviz vermek zorundaydı, bu "lose-lose" durumunda, PKK'ya kaybetmek daha çok işine geldiğinden (Zira PKK AKP'yi iktidardan indiremez, en azından kısa vadede) hep oraya taviz verdi.

Şehitler bu yüzden "artarak artan" biçimde çoğaldı. Baskınlar oldu, AKP bunun çözümünü teröristin ayağına mahkeme götürmekte buldu. Dışarıdan desteklendiler, AKP tuttu Barzani'yi ülkesinin iç işlerine karıştırdı. PKK'nın karşısına kendi kürtlerini koyma yolunda islamokürtçü yapıları ve öte taraftan Barzani'yi kullanmaya kalktı. ve bunların üçü de bu ülkenin başına bela oldu. Ahmet Davutoğlu bile "bunlar çözüm sürecinde palazlandılar" itirafı yapmışken, "çözüm süreci iyi de çevresi kötü" vs. diye kıvırmaya gerek yok.

Eric Hoffer'ın ne kadar doğru olduğu bilinmez, bir tespiti vardır: isyancı kitleler baskı en yüksekteyken değil, gevşeme başladığında başarıya ulaşırlar. Örnek olarak, tarih boyunca en kötü serflik koşullarını yaşamış Rus köylüsü biraz rahatladığında sosyalist devrim, Fransız burjuvası kendine biraz yaşama alanı bulduğunda Fransız İhtilali'nin gerçekleşmiş olmasını verir. AKP tam da bunu yaptı: başarıyla ilerleyen bir terörü imha sürecini, teröristle "diğer düşmanlara meydan vermemek için" masaya oturmak ve "çözüm süreci", "açılım süreci" denen naneye dönüştürdü. Diğer düşmanlar? Bu ülkenin diğer siyasi hareketleri. Bu veçhile AKP "şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit" etmiş bir yapıdır. Türbanlı bacılar üniversiteye girip mini mini Tuğçe Kazazlar ortaya çıkabilsin, salak salak adamlar ekranda cahil cesaretiyle evrim yoktur diyebilsin vs. diye bu ihaneti gerçekleştirdiler.

Mücrim ile masaya oturulmaz. Mücrimlik sosyal ve kolektif bir hal aldı diye, meşrulaşmaz. AKP'nin en büyük zararı, kimi gençlerin bilinç ve bilinçaltına PKK'yı ve HDP'yi öyle ya da böyle meşru bir "taraf" olarak sokmasıdır. AKP demokrasiyi kaba etlerinden anlayıp "çoğunluk ne derse o" diye kurgulamıştı, haliyle bu zavallı gençler de "herkesin içtiği su"dan içip, kalabalıksa meşruiyeti vardır demeye başladılar, bütün analiz falsoları buradan ileri geliyor. 

Şu Anki Manzara

İslamcı ve Kürtçü terörist gruplar Türkiye sınırları içerisinde hesaplaşıyorlar, her yerde bomba patlıyor. Dolar fırlamış durumda, tuhaf bir adam çıkıp "bu da benim tezim" diyerek faiz arttırımına karşı çıkıp Türk ekonomisini kendi saçmasapan hırslarına meze ediyor. Fakirleşiyoruz, can güvenliğimiz yok, uluslararası arenada sıfırlandık.

Daha elimi, özgürlükçü gençler HDP'yi benimsiyor. Altan Tan'ın, Hüda Kaya'nın partisini. "PKK sizi tükürüğüyle boğar" diyen vekillerin partisini. Bilmiyor ki zavallı genç, bu hukuksuz, militarist, AKP'den farksız bir cemaat ahlakıyla işleyen yapı daha da güçlense, "bir sus ulan koduğumun Cihangir enteli" köteğini ilk kendisi yiyecek.

HDP'yi benimsemeyecek kadar akıl sağlığı kalan gençler ise, bu Kürtçü terör yüzünden haşinleşiyorlar. Batıya göçten söz ettim, bir durum pek önemlidir: Artık "aşırı milliyetçi" örgütler batı illerimizden çıkıyor, İzmir'den, Bursa'dan, Balıkesir'den... Zira bu çocukların verdiği reaksiyon esasında bir milliyetçi ve "yaratıcı, yapıcı" reaksiyon değil, Kürt göçünün doğurduğu sosyoekonomik problemler ve yaşam tarzlarına karşı oluşan tehdidin, artan suç oranlarının vs. ortaya çıkardığı gergin havanın tutuşturduğu bir harlanmadır. 

Pekala Ne Yapmalı?

İslamcılar ve onlardan önceki beceriksiz devlet adamları sebebiyle bir Kürt etno-şuuru aşırı uyanmış durumda ve temsilini PKK'da buluyor, havzayı da HDP genişletiyor. Bu kadar insanı öldüremeyiz. Çözüm ise, Türk'ten başka herkesin işine yarayacak ancak Türk'e kasteden bir kof, piç Türkiyelilik olarak öneriliyor. 

Türkiyelilik neden olmaz ve neden muzırdır, hatta Kürt için bile muzırdır, bu başka bir yazının konusu olsun. Fakat söylemeliyim ki, gemi azıya alan Kürt, İstanbul'da, Mersin'de hak iddia ediyor ve çoğunu aldı bile! "Vergi vermem, yardım alırım" şeklinde özetleyebileceğimiz bir etnik asalaklık ajandası HDP-KCK-PKK yapısının birincil hedefidir. Bir "Kürtlerin Millet Olma Sancısı"nı hissediyoruz, biz hissediyoruz: Bu sancı Türk'ün rahminde. Ve Kürt bir millet olarak doğduğunda, o rahmi parçalayacak. Üç buçuk Kürdün gönlünü edeceğiz diye çıkarılan yasalar, değiştirilen söylem, zehirlenen koca bir nesil ile, bu bizim sonumuz olacak.

Kategorik olarak herhangi bir etnisitenin, ırkın "kötü", "aşağılık" vs. olduğunu düşünmüyorum. Ancak teker teker Kürtlerden bağımsız olarak, bir "Kürt Tehlikesi" söz konusu Türkler için. Bunun da en insani ve yapıcı çözümü Kürtler ile Türklerin ayrılmasıdır. Milliyetçilik karşıtlığı yaparken göz göre göre, gevrek gülüşlerle Kürt milliyetçiliği yapan bunca alçak ve fikir namusundan habersiz adamla başka türlü başa çıkamayız.

Mesele ele tekrar "hukuk meselesi" olarak alınmalı, silahlı yapılar ve onların destekçileri yok edilmeli. Zira mevcut durum, Kürtlerde "hakkımızı ancak silahla aldık" hissini uyandırdı, yarın Türklerin de hukuku, teamülleri, hakları vs. hiçe sayıp "kalabalık olursak haklıyız" diyerek suç işlemeye ve Anadolu'yu kaosa sürüklemeye başlamaları an meselesidir. Ayrıca yükselen etnik tansiyon, Kürtler için ölüm, Türkler için de psikolojisi iyiden iyiye bozulacak bir nesil tehlikesi alarmını çalıyor. Türkiye Cumhuriyeti, bir devlet olduğunun ve devletin birinci ödevinin adalet ile güvenliği tesis olduğunun farkına varmalı. 

Ve hürriyet istiklalden daha az önemli değildir: Kürtler var oldukça, Türkler liberalleşemeyecek, hürriyeti tadamayacak. Zira bu etnik sıkıntı hem Kürtçü cephe tarafından, hem buradan nemalanan İslamcılar tarafından sürekli kaşınıyor. Devletin her türlü insan haklarına, özgürlüğe mugayir eylemi "Kürt tehlikesi" bahanesiyle meşrulaştırılıyor, üstelik o tehlikeyi bilfiil yaratanlar bugün devleti yönetenler olduğu halde! Kürtler hem de ekonomik açıdan bir yük: Devlet güya onları kendisine sadık kılabilmek için rüşvet verdi resmen, hepsini sosyal yardıma alıştırdı ama yardımlar bir işe yaramadığı gibi, geçimi devlete dayamış Türk düşmanları gibi bir realite yaratıyor. Hem, devletin görevi yardım yapmak değil, insanların çalışıp kazanabilecekleri bir ortam oluşturmaktır, bu "sadaka veren devlet" anlayışı sadece Kürt sorununda değil, bütün sahalarda ayak bağıdır bize.

Şu halde ben PKK'yı ortadan kaldırmış ve sempatizanlarına gerekli yasaları işleterek cezalarını vermiş bir devletin, kararlı bir politikayla 30 yıl önceki demografik yapıya ülkemizi döndürüp, ardından referandum ile Kürtlere kendi eliyle bir ülke kurduğu bir geleceği özlüyorum. Ermenistan'ı biz kurduk diyebilirim az çok tarih okumuş bir adam olarak; daha az acılı bir yeni Ermenistan tesisi, Hakkari-Şırnak civarında kaderine terk edeceğimiz bir Kürdistan ile mümkündür ve daha önemlisi hayatidir. Burada kalan ekseriyetle Kürtler zaten şehirlileşmiş ve bu "varoş etnik asabiyeti"nden uzak insanlar olacağı ve istisnalar da artık bitlerini kanlandıracak ortam olmayacağından buna uyum sağlayacağı için, oturduğum mahalledeki kibar, entelektüel Ermeniler gibi sevebileceğimiz, sayabileceğimiz insanlara dönüşürler.

Böyleyken böyle. Çalakalem yazdım, birçok iddiamı temellendirmedim, ama bir beyin fırtınası ürünü olarak böyle kalsın bu yazı.

***

Yazı dizisinde sonraki bölümler:

Terörle Mücadele ve Söylem Sorunu

PKK'nın Marka Mimarisi



M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.



 
mbdincaslan.com | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

127 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Latest Park Blogs