Üye Girişi

Üye Girişi

İngiliz Yörük Kızıyla Söyleşi

30 May 2016

Yörüklerle yaşayan İngiliz kıza, yıllar sonra Sarıkeçililer'e dair fikrini sordum...

Birkaç yıl önce, Yörükler Orta Asya gırtlak müziği "hömey" icra ederken yapılmış bir kaydı ararken (ki bir defa izledikten sonra bir daha bulamadım) bir BBC belgeseline denk geldim: Tribal Wives. Bir İngiliz kız, bir Yörük ailesine misafir oluyor ve yaşamlarına tanıklık ediyordu. Tabii oldukça ilgimi çekti, sabaha karşı 5 civarında, uykulu gözlerle fakat ilgiyle izlemiştim. Bugün internette tam kaydını bulamadım ama büyük bir kısmını şuradan izleyebilirsiniz. Diğer bölümleri de var, her birinde farklı bir "kabile"ye, batılı bir kız misafir oluyor ve tecrübeleri kaydediliyor.

Çarpıcı bir konuydu, elbette. Kendimce gözlemler yaptım, sonuçlar çıkardım. Fakat şu sıralar, Sarıkeçililer'in devlet baskısına uğraması gündemde. Zorla iskan edilmiş ve bu zulmün acısını hala diri tutan Avşarların Yörük ruhlu bir oğlu olarak, bu konuya dair bir şeyler yapmak istiyordum. Aklıma Charlie Brades geldi, İngiliz Yörük kızı. Belki onun Yörüklerin yaşamında gördükleri, bizimle hiç alakası olmayan o kızın Yörükleri benimsemesi, bizim Türkmen düşmanı "yetkili"lerimizi biraz vicdana getirir görürlerse, kim bilir?

Atam Dadaloğlu'ndan bir dörtlük paylaşayım, söyleşiye geçeyim:

"Bir çıkmaza girdi bugün yolumuz
Geçit vermez sağımızla solumuz
Kalır gayrı bizim burda ölümüz
Mert ağlasın namert olan utansın."


Yayımlanmasından bu yana hayli zaman geçti, fakat bir Yörük ailesi ile birlikte karşımıza çıktığın Tribal Wives belgeselinin sosyal medyada hala paylaşıldığını görüyorum. Bu projeye nasıl katıldın ve hayatına etkisi ne oldu öğrenmek isterim. Yörük ailesiyle yaşamadan önceki Charlie nasıl biriydi ve bugün nasıl birine dönüştü? 

Belgesel çekildiğinde yalnızca 23 yaşındaydım, bugün 30 yaşındayım, gerçekten uzun zaman olmuş. O zamanlar biraz toydum diyebilirim, her ne kadar Londra'da tek başıma yaşıyor ve finansal açıdan bağımsız bir hayat sürüyor idiysem de başka kültürlerle henüz tanışma fırsatım olmamıştı. İlk defa turistik amaçlı olmayan bir geziye çıkıyordum. Başka insanların nasıl hayatlar sürdüğüne dair oldukça ufkumu açan bir tecrübe oldu. Sanırım en çok etkilendiğim şey, Gök ailesinin sıcaklığı oldu; boşanmış bir ailenin 16 yaşından beri kendi başının çaresine bakan bir kızı olarak zaman zaman bu kadar geniş bir aile çatısı altında yaşamak biraz da tedirgin ediciydi. Ne kadar farklı olursak olalım, her zaman ortak bir şeyler bulabileceğimizi öğrendim. Gök ailesi özelinde, bu asgari müşterek mizahtı. Her zaman gülüşecek bir şeyler bulabiliyorduk ve bu yüzden uyum sağlamam çok kolay oldu.

Belgesel çekildikten sonra televizyon ve medya sektöründe çalışmaya devam ettim ve hala Londra'da yaşıyorum. Bugün bir yapımcı ve gazeteciyim. Politikayla ilgileniyorum, Russell Brand ile Trews'te çalıştım, birkaç eğlence programı ve belgesel projesinde yer aldım. Boş zamanlarımda DAS isimli bir podcast yayımlıyorum, politikaya ve İngiltere'de kadın olmaya dair konuşuyoruz. Feministim ve kadınların erkeklerle aynı maaş ve fırsatlardan faydalanması için birçok kampanyanın içinde bulundum. Huffington Post'ta ve blogumda yayımladığım makaleler ile, farklı feminist gruplarla birlikte çektiğimiz filmlere çok fazla zaman harcıyorum. Bir yandan da televizyon için çalıştığımdan sürekli meşgul bir hayatım olduğunu söyleyebilirim. Fakat yine de, bir gün Tribal Wives benzeri bir şeyi yeniden yapmak istiyorum, şimdiye kadar yaptığım en iyi şey o oldu!

Çekim süreci nasıl işliyordu? İzlediğimiz şey özgün ve doğal mıydı, yoksa hiç değilse bir dereceye kadar sinematik bir dokunuş var mıydı?

Çekim oldukça eğlenceliydi. Yönetmenle sahneler çekilirken sürekli konuşuyordum, bir eğitim süreci gibiydi. Gösterişçi biriyimdir, o yüzden kaydedilmek hoşuma gidiyordu ve eğleniyordum, ayrıca çekim ekibi de benim için bir tecrübe kaynağıydı. Çıkan işi izlediğimde, gayet memnundum, gerçekten hissettiğim şeyleri yansıtan bir iş olmuştu. Mutlu zamanları da, zor zamanları da gösterdiler. Tabii, bölüme yalnızca bir saat ayrıldığından büyük bir kısmını kesmek zorunda kalmışlardı, ama en iyi sahneleri koyduklarını düşünüyorum. Kamera karşısında ağlamak ya da kendimi küçük düşürmekten çekineceğimi düşünmüştüm, ya da kaydedildikten sonra izleyince rahatsız olacağımı, ama izlediğimde her şeyin kaydedilmesinin iyi olduğunu gördüm.

Çekim ekibi dağın diğer tarafında kalıyorlardı ve kamplarına gitmem yasaktı. Bazı günler sadece aileyle kalıyordum, kimse gelmiyordu. En güzel günler, kız kıza kaldığımız zamanlardı, eski radyolarına müzik kasedi takıyor ve bol bol dans ediyorduk. Çok eğlenceliydi, gülmekten yerlere yatıyorduk. Bir kutu lokum vardı, arada yiyor ve gülüşüyorduk. 

Çadırda ilk gecen nasıldı peki? O ana geri dönüp, 23 yaşındaki Charlie'nin gözlerinden bize kısa bir kesit sunabilir misin?

Ailenin yanına geldiğimde, herkesin aynı çadırda yattığını öğrendiğimde şok olmuştum. Öğrenci evinde arkadaşların yatıya kalmış gibi. Sıra sıra yatakları serdik ve yattık. Geceleri dağlarda çok soğuk oluyormuş, kocaman yastıklarımız ve kalın yorganlarımız vardı. İlk aklıma gelen, ne kadar sessiz olduğuydu. Londra'da asla tamamen sessiz ve karanlık bir ortam bulamazsınız, ya sokak lambaları vardır, ya geçen arabalar. Fakat burası çok huzurluydu. Uzun bir yoldan geldiğim için çabucak uykuya daldım. Fakat gece yarısı birden kurtların ulumasına ve keçilerin oradan oraya koşmasına uyandım. Keçileri koruyan köpekler havlıyorlardı ve sağa sola koştuklarını duyabiliyordum. Daha önce kurt görmediğimden çok korkmuştum. Çadıra girecekler diye ödüm patlıyordu. Fakat diğer herkes uyuyordu, hiçbir şey olmamış gibi. Gözlerimi kapatıp korkumu yenmeye çalıştım...

Çok eşlilik Türkiye'de çok yaygın değil, Yörükler hele, pek de çok eşli olmakla meşhur değillerdir. Bu kadar nadir rastlanan bir şeyin belgeselde yer almasına biraz şaşırmıştım. Sence kasten mi seçtiler bu aileyi?

Çok eşlilik meselesi ilginçti, daha önce benim ya da İngiliz izleyicilerin şahit olduğumuz bir şey değildi. Başlarda çok sinirleniyordum, özellikle Bayram'ın ikinci karısı Ayşe'nin evlendiğinde çok küçük olduğunu öğrenince. İki karısı olan bir adam ve çocuklarıyla aynı çadırda uyumak oldukça tuhaftı kesinlikle.

Ama orada zaman geçirdikçe, iki kadının arasında harika bir ilişki olduğunu fark ettim. Cennet, büyük eş, Ayşe'yi kızı gibi kabullenmişti ve her ikisi de anne olduklarından aralarında büyük bir saygı vardı. Böyle bir kabulleniş ve dostluk çok özel bir şeydi ve saygımı kazandı, şahit olduğum için mutluyum.

Belgeselde evin babasının ağladığını görüyoruz, bu bana çok dokunmuştu. Biliyorsun, Türk erkekleri biraz serttirler, ağlamayı ayıp kabul ederler. Ama bu adam ailesinin gözü önünde giden bir misafirin ardından ağlıyordu, bu devrim gibi bir şey. Ailenin üyeleriyle arandaki ilişkiyi biraz daha detaylı anlatabilir misin?

Geçirdiğim bir aydan sonra aileyle aramda çok güçlü bir sevgi bağı oluştu. Ayrılmak çok üzücüydü ve hala onları düşünüyorum. Ayrılık sahnemizin çekildiği anları ne zaman hatırlasam gözlerim doluyor. Bayram ve oğlu Sedat'ın ağladığını gördüğümde şaşırmıştım. Bayağı maçoydular, bu yüzden hiç beklemiyordum, ama benim için çok anlamlı oldu. 

Geçirdiğim sürede ailenin gerçek bir evladı gibiydim. Oğulları Sedat'la çok eğlenceli zaman geçirdik. Bolca gülüyor ve çok iyi anlaşıyorduk. Birlikte develeri ve keçileri gütmekten hoşlanmaya başlamıştım. Dağın yamacında bir taşa oturup gördüğüm en güzel gün batımını izliyorduk. Hiçbiri gün batımını izlemeyi neden bu kadar sevdiğimi anlamadı çünkü onlar hep bu dağlarda yaşıyorlardı, bense hiç böyle bir şey görmemiştim.

Büyük eş Cennet'le çok zaman geçirdim. Benim için bir anne figürüydü ve beraber yürüyüşe çıkardık hep. Çok eğlenceli bir kadındı. Düşme numarası yapar, çekim ekibini başına toplar, sonra onları kandırdığını söyler gülerdi. Ben Türkçe konuşamadığımdan, onlar da İngilizce bilmediğinden aramızdaki ilişkiyi anlatmak çok güç. Daha çok el şakalarıyla anlaşıyorduk ve birbirimize derdimizi anlatmak için el kol hareketleri yapıp zıplayıp duruyorduk. Sen elini kolunu çıldırmış gibi sağa sola sallar ve herkes sana kahkaha atarken ciddi olmak bayağı zor. O yüzden birlikte yaptığımız en yaygın aktivitenin gülmek olduğunu söyleyebilirim.

Yörükler, her ne kadar kamyonlar gibi birkaç modern çağ aracını kullansalar da, Anadolu'yu fetheden Türkmen atalarının binlerce yıllık yaşam tarzını hala devam ettiriyorlar. Özellikle Toros sıradağlarındaki Yörükler, çok eski gelenekleri yaşatıyorlar. Şamanizm, senin de nazar ritüelinde gördüğün gibi, bilinçaltında yaşamaya devam ediyor. Vaktiyle Osmanlı onları zorla iskan etmeye kalkmıştı, şimdi de Sarıkeçililer isimli bir grup Yörük zorla iskan edilmeye çalışılıyor ve baskıya uğruyorlar. Birkaç on yıl içinde, birçok Yörük ailesi bin yıllık geleneklerini, adetlerini ve yaşam tarzlarını bırakıp onlar için ayarlanan yerleşim birimlerine yerleşmek zorunda kalacaklar. Bu seni üzer miydi?

Dünya evriliyor ve değişiyor, dünyadaki bütün kültürler için olduğu gibi, Yörükler için de değişimler kaçınılmaz, ancak bu zorla yapılıyorsa, bu beni üzer. Ben oradayken, aile yerleşik hayata geçmeleri için yetkililerin baskısına uğruyordu ve özellikle yaşlılar buna direniyorlardı. Bazen "bizim yaşam tarzımız"ın en iyisi olduğunu düşünürüz ama bu doğru değil. Gelenek önemlidir ve saygı duyulmayı hak eder.

Bunun yanında, kızları Aysel'in bir şehre yerleşip arzu ettiği hayatı kurmaya başladığını duydum. Buna imkanının olması da önemliydi. Dünya küçülüyor ve globalleşme insanlar için eğitim, sağlık gibi hayati alanlara erişim sağlıyor, fakat bu sözde "batılı" yaşam tarzının kültürü ve geleneği öldürmediğinden emin olmamız lazım. Orta bir yol mutlaka vardır.

Son olarak, eklemek istediğin bir şey var mı?

Türk dağlarında yediğim kadar lezzetli yemekleri hiçbir yerde yemedim. Tribal Wives bölümlerine katılan kadınlar arasında evine kilo alarak dönmeyi başarabilen bir tek benim sanırım! Gök ailesi ile zaman geçirmek ve hayatlarına tanık olmak benim için bir ayrıcalıktı, kalbimde her zaman aziz bir yere sahip olacaklar. 


 

30.05.2016

Söyleşi: M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Son Düzenlenme Pazartesi, 30 May 2016 17:59
 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

325 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi