Üye Girişi

Üye Girişi

Referandum: Noldu, nolacak, napalım?

17 Nis 2017

Referandum sonucu çok farklı reaksiyonlar uyandırdı: İki cephede de zafer kazanıldığını yahut hezimet yaşandığını düşünenler var. AKP cephesi sonuçtan memnun değil, hayır diyen kesimse sonuçtan rahatsız, fakat ümitvar olmaya da meyilli. Şahsen benim için de hem anlaması, hem de sonrasına dair bir vizyon oluşturması hayli çetrefilli konu, üstelik birkaç yıllık köşe ve blog yazarlığım boyunca bir gecede hiç bu kadar çok okur mektubu almamıştım. Hem kendi zihnimi temizlemek hem de ortaya net sonuçlar koymak için önce madde madde "ne oldu"ğunu yazacağım, sonra geleceğe dair tahmin ve önerilerimi sıralayacağım. 

Ne oldu?

AKP, üç büyük şehri kaybetti, özellikle 1990lı yılların ilk yarısından beri hegemonya kurduğu İstanbul'u. Bu AKP içindeki kaynaşmanın ateşini harlayacaktır ki daha sonuçlar tam kesinleşmeden "ak troll"ler bunu dillendirmeye ve operasyon çağrısı yapmaya başlamışlardı. 

YSK, darbe yaptı. Referandum kesinlikle meşruiyeti sorgulanır bir seçime dönüşmüş oldu. Mühürsüz zarf ve pusulaların kabul edilmesi ve bunların 2.5 milyon adede ulaşması, üstelik kabul kararının saat 6'da verilmesi referandumun kimseyi tatmin etmemesine neden oldu. Birçok hayırcı, hayır oylarının gaspedildiğini ve artık meşru bir rejimle yönetilmediğini düşünüyor. Bu AKP'ye de zarar veriyor: YSK mensupları yargılanıp hesap vermez ve bu iş insanları tatmin edilecek şekilde çözülmezse, muhalif cephenin yıllar boyu çok haklı ve etkili bir zemini olmuş olacak. 

Ülkücüler AKP'ye oy vermedi, Kürtler oy verdi. Doğu'da AKP'nin daha önce aldığı oylara bakılınca, bazı illerden hayır çıksa da AKP'ye ciddi bir Kürt oyu gittiği anlaşılıyor. MHP seçmeni içindense, ancak genel merkezi önemseyecek kadar saf ve AKP'ye yanaşınca mal ve makam sahibi olacağını düşünen kesiminin oy verdiği, diğerlerinin Türk milliyetçiliğinin gereğini yaptığı görülüyor. Devlet Bahçeli, memleketi Osmaniye'de bile MHP oylarının AKP'ye akmasını sağlayamadı.

Bu referandumun kahramanı şüphesiz muhalif ülkücülerdir. Benim karşıma şöyle bir manzara çıkıyor: Toplumun sağ kesimine kanaat önderliği yapabilecek ve kitleleri mobilize edebilecek yetenek muhalif ülkücülerdedir. Siyasi olarak MHP Genel Başkan adaylarından Akşener, geniş bir teveccühü bütün karalamalar ve sansüre rağmen kaybetmeden devam ettirmeyi başardı, gittiği her yerde kalabalıklarca karşılanıyor ve yurdun hemen her yanında desteği var. Özdağ ve Oğan için bu denli geniş çaplı bir destek yoksa da, özellikle Özdağ'ın CHP kesiminde bir prestijinin olduğu aşikar. Bunun yanına kahveyi, sokağı, esnafı ve ortodoks MHPlileri daha kolay etkileyebilen muhalif Ocak Başkanları da eklenince, MHP'nin 6 milyon diyebileceğimiz birincil kitlesinin büyük bir kısmını bu kahramanlar hiyerarşik teşkilat yokluğu ve imkan kıtlığına rağmen seferber edebildiler. 

Gelen bir e-postada, Emre Sarı şöyle bir tespit yapmış-soru sormuş ki çok doğru: "Ülkenin bayır aşağı yuvarlanmasını istemeyen %50 çok heterojen... Müslüman ülkücüsü, ateist Türkçüsü, solcusu, merkez sağ liberali, Anadolu'nun saf ama farkındalık sahibi köylüsü, Atatürkçü CHPlisi ve bir sürü farklı hizip ortak düşmana karşı nasıl bir araya gelecek?" Buna dair bir sonraki bölümde öneriler ortaya koyacağım, fakat evetçi kitlenin çok homojen, hayırcı kitleninse çok heterojen olduğunu kesinlikle söylemek lazım. Bu dezavantaj gibi görülebilirse de, uyum sağlama ve farklı senaryolara farklı çözümler üretebilme yeteneği açısından avantajlıdır. 

Kılıçdaroğlu kaybeden olmuştur. Ben yer yer kendisine haksızlık edildiğini düşünsem de, hem CHPli olmayanlardan, hem de CHPlilerden kendisine büyük bir tepki olduğunu gözlemliyorum. Devlet Bahçeli gibi Kılıçdaroğlu da karizması olmayan, bürokrat tipli bir başkan. İnsanlara ilham verecek, kitleleri mobilize edebilecek ve sağ kesimde -saçma olsa da maalesef vaki- hassasiyet krizleri yaratmayacak bir CHP Genel Başkanı ülkeye hayırlı olacaktır.

Ne olacak?

İlk olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın çok kırılgan ve handiyse birbirine eşit bu kamplaşmada taktik üstünlüğü tekrar ele geçirmek için yeni bir tip Kürt açılımına gideceğini düşünüyorum. Milliyetçiliği sömürmeyi tamamen bırakmayacaktır, ancak bunun saltanatını sürmek için gereken %60 üzeri destek için yeterli olmadığını; hem Türk milliyetçilerini kandıramadığını hem de Kürtleri kaybettiğini gördü. MHP Genel Başkanı Hüda-par, Barzani ve Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alan islamcılar ile yanyana gelmeyi umursamasa da, Türk milliyetçileri umursuyor. Bu benim açımdan sevindirici bir gelişme. 

MHP ya Bahçeli'den kurtulacak, ya Türk milliyetçileri yeni bir parti kurarak MHP'yi tabeladan ibaret bırakacaklar. Referandumun tartışmasız kaybedeni Devlet Bahçeli'dir. 

Hayır oylarının zaman geçtikçe azalması için hiçbir neden yok. Ancak ekonomik sıkıntılar, toplumsal tansiyon ve muhtemel bir sağ partinin kurulması ile AKP içinde yaşanabilecek hesaplaşmalar, evet oyu veren seçmenin kopmasına neden olabilir. Bu yüzden bizi bir erken seçim bekliyor demek çok da yanlış olmaz gibi. Erdoğan eğer tedirginse erken seçime gidecektir, eğer korkmuşsa, 2019'a kadar başka siyasi manevralar yaparak kitlesini konsolide etme yolunu tercih edecektir. 

Batının bu referandum sonuçlarında şayia olduğuna dair açıklamalar yapmasını bekliyorum. 

Türkiye her zamankinden daha çok "diktatörler kulübü"ne itilecek ve bu Erdoğan'a hala destek veren sanayici ve iş adamlarını rahatsız edecek. 

Türkiye'de normal "siyaset" sonlanmıştır. Hakimin, savcının, yasamanın, yürütmenin, her türlü yetkinin tek adamın inisiyatifine bırakıldığı bir ülkede siyaset yapılamaz. Ancak bu istibdat çok kesifleşmeden direnç gösterilirse belki engelleme şansımız vardır. 

Ne yapalım?

Evvela öldük, bittik, mahvolduk lafları zararlıdır, bunu söylemek lazım. Referandumdan sonra hayırcıların önünde iki seçenek var: Pes edip islamofaşizmden memnun evetçilere dönüşmek ya da mücadeleye devam etmek. Ancak ikinci şıkkı seçiyorsak "ne yapalım" sorusunun bir anlamı ve cevabı var.

Sosyal demokratların çeşitli nitelikli işlerde bir tecrübe kazandığı ve teşkilatlandığı gerçek. Halk nezdinde ise muhalif ülkücüler, halihazırda AKP'li olmayan kitleye dokunabiliyor: CHP ancak kendi kitlesini muhafaza etmeyi başarıyor. Muhalif ülkücülerse MHP'nin ihanet sürecinde AKP'ye eklemlenmesini engellediği gibi, referandumun "solcu, allahsız, camileri ahır yapan cehapeliler"in referandumu olarak takdim edilmesinin önüne geçtiler. Bu iki farklı alandaki üstünlük ve nitelik önemlidir, birleştiği zaman bütün lider beceriksizliği ve imkansızlıklara rağmen AKP'nin elinden büyük şehirleri alabildiğini, belki YSK operasyon yapmasa hayır bile çıkarabildiğini gördük. 

Evvela, erken seçim tehdidine ve başkan oylamasına gidebileceğimiz ihtimaline karşı, bu eldeki iki kitleyi ve ötesini arkasına alıp ciddi ve dişli bir başkan adayı olacak bir figür lazım. O da hiç şüphesiz Meral Akşener'dir. Önce MHP'yi son defa "kurtarma" hamlesi yapılmalı, başarısızlık durumunda kanserli organ kesilmeli ve ülkücüler arkalarına bakmadan MHP'yi dalkavuklara terk etmelidir. 

CHP'de bir başkanlık değişimi hem içeriden hem de dışarıdan büyük tepki gören Kılıçdaroğlu prangasından kurtaracaktır. 

Bu işin bir başka boyutu var, o da ideolojik boyut. Yukarıda değindiklerim "büyük" meseleler, bizim de çok dahlimizin olamayacağı şeyler. Ancak gözlemlediğim kadarıyla ülkeyi terk etmek gerektiğini düşünen, yenilgi havasına girmiş "seküler milliyetçi" gençler var. Bu mesele benim için bütün diğer hususlardan daha önemlidir. 

Bundan sonraki süreçte baskı daha da artacağı ve dur diyecek demokratik kurumlar artık bütünüyle ortadan kalkmış olacağı için siyasi insanların dikkatli konuşup yazmasında fayda var. Suç işlemeden eleştirmeyi ve haklı zemini hep muhafaza ederek rejimin meşruiyetini sorgulamayı öğrenmeliyiz. Seküler milliyetçiler kıymetlidir, bir tanesinin bile sindirilmesi, hapse atılması, memleketin bekası açısından büyük kayıptır.

İmkanı olanların yurtdışına gitmesinde bir sorun görmüyorum. Ancak kaçmak için değil: Türkiye'nin en önemli sorunlarından birisi, "yurtdışı"nın muhatabının hep teröristler olmasıdır. Erdoğan da bunu iyi kullanarak "dış mihraklar" söylemini Ceaucescu gibi kullandı ve kazanım elde etti. Türkiye'de kalıp mücadele edeceklere, yurtdışından kamuoyu desteği sağlayabilecek bağlantılar büyük katkı yapacaktır. Bu mesele arzu ettiğimiz gibi Erdoğan'ın pes etmesi ile çabuk çözülmez de yıllara uzanırsa, bugün gidenlerin birkaç yılda "Türk diasporası" oluşturup ciddi katkı yapması mümkündür. Bir yeni "Jön Türkler" nesli yetişmeli ve sonrasında vatana dönmelidir. Bu sadece Erdoğan'ı siyaseten göndermek için değil, Türkiye'nin dış politikası ve beka mücadelesine önemli katkılar yapmak açısından önemlidir. İslamcı rejim, yurtdışıyla ilişkilerini tarikat ve cemaatler üzerinden kurdu. Buna alternatif olarak da terörist STKları ciddi bir lobi örgütlenmesine gittiler. Memleketi temsil edip vatana destek olacak temiz, seküler milliyetçi insanlar AKP'nin bütün dışişleri bakanlarından daha faydalı olacaklar.

Burada kalanların, "Türklük"ü bu neo-Türkislamcılık elinden almak için çaba harcamaya devam etmesi lazım. Sosyal demokrat kesimin Türklük vurgusunu arttırması ve Türk milliyetçiliğiyle barışması lazım. Zira iki unsurla mücadele ediyoruz: Modernizmi ve medeniyeti tesis için temel şart olan "millet olma" ile kavgalı ümmetçiler ile, etnik vurguyla Türk aleyhine yeni bir millet tesis ederek, Türk rahmini parçalayarak yavru Kürt milletini doğurmaya çalışan teröristler. Demokrasinin, cumhuriyetin, hukukun üstünlüğünün işlemesi için millet olmamız lazım, Türkiye'deki "yığın"ı millete yeniden dönüştürmek içinse, Türk milliyetçisi olmamız. Seküler, hürriyetçi ve demokrat bir milliyetçi söylem, mevcut milliyetçi yapıların tekelinden çıkarak bütün bir "hayır" cephesine teşmil edilmelidir. İslamofaşizmin bir de milliyetçiliği kullanarak istibdadını inşa etmesinin ne kadar korkunç olduğunu ve diziler, filmlerle Marksizmin "yanlış bilinçlilik"i gibi bir "yanlış Türklük" inşa ederek en güzel etno-sembolleri en aşağılık amaçlar için kullanmasının nasıl tesirli olacağını düşünmek yeterlidir.

Hayırcı kitle, marjinal ve sivri söylemlerden kaçınarak büyüme trendini evetçileri hayırcıya dönüştürme vizyonuyla devam etmelidir. Zamanın ruhu da, ekonomik ve siyasi gidişat da bizim yanımızda. Erdoğan'ın tahrikine kapılmadan, ilm-i siyaset içeren manevralarla söylemi "karşı"ya da ulaştırabilmeliyiz. Zaten hayırcılar, evet verenin de beka ve mutluluğunu düşünerek hayır verdiler. Evetçilerin rejimi hayırcıları barındırmayacağını seçim öncesi ve sonrasında beyan etti, ancak bizim evetçilere de yaşam alanı açacağımızı vurgulamamız lazım. 

Evetçileri marjinalleştirecek ve kutuplaştırmayı arttıracak söylemlerden kaçınırken, tansiyonun düşmemesini de sağlamak gerekiyor. AKP taraftarlarının her söylemi aleyhlerinde delil olarak kullanılmalı ve AKP'li kanaat önderleri marjinalleştirilmeli. Şükür ki, Cem Küçük'ün "savaşa hazırlanın" demesi gibi, bu kitleden bolca malzeme çıkıyor, bunların üzerine gidilmeli. 

Son olarak, biz yeminleri bu günler için ettik. Hürriyet Kasidesi'ni tekrar tekrar okuyun ve başınızı dik tutun. 

Şimdilik bu kadar, belki bir devam yazısı da gelir.


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

943 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi