Üye Girişi

Üye Girişi

Yeni Siyasetin İkonolojisi

01 May 2017

Karşılaştırmalı Mitoloji kitabımda, insanları sinir etmeyi ve çok anlama gelecek laflar edip, yanlış anlaşıldığında "anlamıyorsunuz salaklar" demeyi çok sevdiğim için, bir ifade kullandım: Millet mitolojidir. Esasında bu ifade benden önce defalarca dile getirilmiş, hem -milliyetçilik açısından- olumlu yahut nötr, hem de olumsuz anlamlarıyla. Basitçe, bir "millet" olabilmek için ortak semboller (Ben bunlara mitler diyorum. Yazının devamında "ikon" da diyebilirim. En genel haliyle timsaller ya da semboller kafidir.) ve bu ortak sembolleri maşeri şuurunda (Bizim bugün kolektif bilinçaltı dediğimize, Sadri Maksudi maşeri şuur diyordu.) taşıyan, tanıyan ve benimseyen insanlar gereklidir. 

Millet olabilmek için bu gerekli, daha dar bir planda siyasette de ortak semboller bir hikaye anlatırlar. Zaten sembol yahut daha ilmi bir ifade ile "gösterge" (semiotikin Türkçesi. Ben olsam "tamgabilim" diye çevirirdim), uzunca bir hikayeyi tek bir görsel, işitsel yahut bir başka mahiyetteki iz ile anlatan olgu demektir. Daha rahat anlamak için bir örnek verelim: Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu dediğimde, uzunca bir hikaye anlatıyorum. Kırımoğlu, sadece şahsından ibaret değildir, bir semboldür, ikon-adamdır. Adını andığımızda ta Çarlık Rusyası'ndan başlayıp bugüne dek süregelen Kırım Tatar davasının tamamını anlatmış oluyoruz, özellikle Sovyet dönemini vurgulamış oluyoruz. Pekala, siyasette böyle ikon-adamlar ne işe yarar? Kırım Haber Ajansı için çalışan biri olarak, gündelik hayattan örnek vereyim: Havaalanında çekim yapmak için izin peşinde koştururken, nöbetçi güvenlik amiri "Kırım Haber Ajansı mı? Kırımoğlu'na canımız feda!" diyerek her türlü kolaylığı göstermişti. Daha büyük plandaki etkisi de şudur: Bu ikon sayesinde, önüne gelene "Amerigancı" yaftası vuran Rus ajanları, Kırım Davası'na leke sürmek istediklerinde başarılı olamazlar. 

Özellikle hanım kızlarımızın pek yakından takip ettiği "moda"nın olmazsa olmaz bileşenleri "marka"lar da böyle. Bir marka, bir kişilik ve/veya hikayenin paket halidir. Nike simgesi gördüğünüzde, sadece kavisli bir çizgi görmezsiniz, o marka kişiliğine kasti bir şekilde dahil edilen bütün değerler, Nike marka ürün kullanan arkadaşlarınızın genel imajı, toplumdaki konumu, ilgili konular (spor, okul, hafiflik) aklınıza bir anda gelir. Bu akla geliş de çoğu zaman bilinçaltında başlar ve biter. Siz farkında olan zihninizle uzun uzadıya "Ha, Nike, sportif ürünler yapan, gençler arasında tutulan, şöyle şöyle imajı olan bir marka" diye düşünmezsiniz. "Nike" Nike'tır ve farkında olmadan bu kelimeyi ve simgeyi çok büyük anlamlar yükleyerek duyar-görür-okursunuz. 

Türkiye'de siyasetin eski anlatılarının eskidiğini, yıprandığını söylemek bile eskidi. AKP'nin rüzgarı, uzun zaman "yeni siyaset" arayışının bir yansıması olarak gösterildi ki, şükür aslına rücu etti de bu güzelim potansiyel AKP elinde erimemiş oldu. Fakat en ikonik halini Gezi'de gördüğümüz bir yeni nesil ve yeni düşünce-davranma kodları var. "Gezici olmayan"lar da buna dahil: Genç sivillerin, Fethullahçıların, AKP'nin "Kenar mahalle entelleri"nin belli nişlerde çok sağlam kök salabilmesinin nedeni de bu: Gezi'deki gençliğin başka ideolojik alanlardaki eşdeğeri bunlardır. Herhalde yalnızca milliyetçiler için adı konmuş bir nesil dönüşümünden bahsedilemiyordu ki bu da ilginç: Belki de en büyük ihtiyaç milliyetçiler arasında baş gösteriyordu ama "kurum"ların direnci, ilk defa "toplumsal dönüşüm"ü ciddi anlamda baskılamayı başardı gibi görünüyor. Hatta bu dönüşüm yaşanamadığından, faşist-zenofobik meyiller gösteren yahut şerefini lidere sadakatinde arayan iki tür sorunlu milliyetçi trend iyice belirginleşiyor. Bunlar, çocukken yaşadıkları travmalardan ötürü kendini gerçekleştirememiş ve nevrozların elinde psikolojisi bozulmuş orta yaşlıları andırıyorlar.

Fakat siyasette yeni bir tür ikonolojinin doğduğu iddiasına geri dönersek, milliyetçiler de yeni bir ikonoloji tutturma fırsatı yakalıyorlar diyebiliriz. (İkonolojiyi bu yazıda söylem inşasının bütün kopyalanabilir, memetik elemanları, bir nevi retoriğin motif haznesi anlamında kullanıyorum.) Kendi kurumunda temsil bulamayan milliyetçiler, vaktiyle oluşmuş ve MHP'de "marka şemsiyesi" altında ortak ve örgüleşmiş bir temsile kavuşan ikonolojiye benzer bir semboller dizgesi ve retoriği çoğu zaman farkında olmadan inşa ediyorlar. Bu el yordamıyla süregiden arayışta mutlaka tali ürünler veriliyor, yukarıda değindiğim iki tür milliyetçi tipine benzeyen sorunlu evrimsel formlar ortaya çıkıyordur, ancak aynı doğal seçilimdeki gibi bir seçilim var ve Türkiye siyasetine yeni giren %50 dayatması, milliyetçilerin de müspet bir dönüşüm yaşamaları için temel motivasyonu sağlayabilir

Bu yeni ikonolojinin iki tipik ve ciltler dolusu tefsiri yapılabilecek elemanı var: Rabia ve kınalı el. Birincisi yayıldı ama derinleşemedi, ikincisi ise yeni doğuyor ve çok etkili. Rabia işareti, asla "yerli ve milli" değil, ihvancı transnasyonel anlayışın bir tezahürü. Türkiye'yle hiç alakası olmayan ve zoraki ümmetçi dayatmanın söylemini inşa ederken ihtiyaç duyduğu "ortak sembol" açığına cevap vermek için kurgulanmış. Resmi anlamından çok, gayrıresmi anlamıyla yayılmış: Erdoğan'a yahut "reis"e kayıtsız şartsız itaat. (Bu ikonolojinin diğer elemanları "reis" lafı, "pelikancılar", "hocacılar", "paralel yapı", "faiz lobisi" böyle uzar gider.)  Erbakan'ın milli görüş işaretini artık bu ikame ediyor.

İkincisine, yani Akşener'in Türk bayrağı imgesiyle kınalanmış eline ise daha geniş bir yer ayırmak lazım. Nitekim Foreign Policy yazarının gözünden kaçmamış, uzun uzadıya bahsetmiş. Bir iletişimci olarak, bu fikri düşünen ekibi kutlamak isterim: Yeterince "ikonik", yani ayırdedici, fakat yeterince tanıdık; pek aşina olunan, yaygın bir motifi yeniden üreterek kullanmak ve sembolleştirmek şüphesiz bir marka inşasında çok kolay olmayan ama en başarılı yollardan biridir. Akşener'in "ikonoloji"si henüz tam olarak olgunlaşmış değil. Fakat "bozkurt" sembolünün %50 siyasetinde dışarıda bırakabileceği alanlar, bozkurtu incitmeden, bozkurttan korkanları da ürkütmeden ancak böyle bir sembolle kazanılabilirdi. Merkez sağ siyasetine doğru dokunuşlarla eklemlenecek milliyetçi söylemler, birer sembol olarak dört başı mamur bir ikonoloji oluştururlarsa, Türk milliyetçiliği cumhuriyetin kuruluşundan sonra ilk defa bu kadar ciddi bir kitleselleşme ve dönüştürme fırsatı yakalayacaktır. Tekrar sembole, kınalı ay yıldıza dönersek, bozkurtu ikame etmesine üzülürüm, ben yine bozkurt çekerim ama, bu sembol de "eski sembollerin" yerini alıyor.

Bir gün takside, Serdar Ortaç'ın bir şarkısını dinlemiştim. "Gıybet" sözcüğü geçiyordu. Ortaç pek "gıybet" sözcüğünün kullanılacağı jargonda konuşan bir adam değil. Doğru mudur, değil midir bilemem ama, ben bunun AKP'nin kendi dilini, sembollerini, siyaset alanını sulanarak da olsa toplumun bütün katmanlarına az-çok zerk ettiğine yormuştum. Bize bunun tam tersi lazım: Şehirli bir milliyetçilik inşası, bu milliyetçiliğin söylem paketlerini kamuya mâl etme, insanlara aşina kılma. 

Milliyetçilik bunu başarır, yeni bir söylemle konuşursa, vaktiyle bir yazımda değindiğim "balina leşi"nin organik materyalinden en etkili şekilde faydalanmış olacağız. Aynı söylem, ideoloji ve kurum, fakat farklı adamlar arayışımızın hem pratik başarısızlığı, hem de teorik yanlışlığı ortada. Aynı insanlar, aynı ruh, farklı söylem, ideoloji ve imaj ise, başarının anahtarı gibi duruyor. 


Not: Ayrıntılı okuma yapmak isteyene İkonoloji, W. J. T. Mitchell ve Göstergebilimsel Serüven, Roland Barthes kitaplarını tavsiye ederim.

M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

126 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi