Üye Girişi

Üye Girişi

Akşener, Renan, Milliyetçilik

27 Şub 2018

Milliyetçilik-millet çalışmalarında temel olarak üç akımdan söz edilir: Primordialistler, modernistler ve etno-sembolistler. Bunlar da kendi aralarında ayrılabilir, yahut sınıflandırma farklı da yapılabilir. Ancak temel olarak bu üç akımı özetlemek gerekirse; primordialistler milletin hep var olduğunu ve olacağını iddia ederler. Modernistler, milletin modern dönemde, güçlü kitle iletişimi, vatandaşların askere alınması, yaygın eğitimin ortaya çıkması gibi öncüller sayesinde ortaya çıktığını söylerler. Etno-sembolistler ise, milleti teşkil eden nüvenin evrim geçirdiğini, birtakım sosyal gerçekliklerin, sembollerin her zaman var olan bir "biyolojik ötesi" kimliği yoğurarak nihayet modern dönemde bildiğimiz haliyle milleti yarattığını kabul ederler. Ben elbette bu üçüncü sınıf okulun görüşlerini benimsiyorum ve bu alanda küçük de olsa literatüre doğrudan-dolaylı katkı yapmışlığım vardır. O yüzden Meral Akşener'in tartışma yaratan "bizim milliyetçiliğimiz Renan milliyetçiliğidir" sözlerine dair yorum yapmaya kendimi biraz olsun yetkin görüyorum.

İlk olarak aklıma Atsız'ın enfes "tarih türleri" sınıflandırması geliyor. Der ki, Fransızlar için tarih bir vatan tarihidir: Dil değişmiş, ırk değişmiş ancak vatan aynı kalmıştır. İngiltere için tarih bir devlet tarihidir; Araplar için tarih bir hanedanlar tarihi. Türkler için peki? Türkler için der Atsız, tarih bir millet tarihidir. Atsız'ın iki açıdan haklı olduğunu söylemek mümkün: Evvela, her "modern" millet için tarihi serüven farklı ve dolayısıyla "sui generis" tanımlar değişiyor. İkincisi, kesinlikle Türkler için tarih bir millet tarihidir ve modern millete şaşırtıcı derecede yakın bir "millet tasavvuru"nu tarihin çok erken devirlerinde geliştirmiş olmaları etno-sembolizm çalışmaları için büyük önem taşıyor. Renan'a gelmeden önce, Atsız'ın bu tezini ve "modern öncesinde de millet vardı" diyen bir çeşit etno-sembolizmi doğrulayan alıntıyı, Walker Connor'dan aktarayım (Dawning Nations kitabın adı, çeviri sevgili hocam İskender Öksüz'e ait): 

Onsekizinci asırdan önce milletlerin varlığına dair bir delile rastladım mı? Araştırmalarım bugün millet olduğu düşünülen halklar üstüne odaklanmıştır ve desteğimi çoğu tarihçinin, millî şuurun tarihin eski çağlarına kadar gittiğine dair iddiaların şüpheyle karşılanması gerektiği üstündeki fikir birliğinden aldım... [Bazı Avrupa örneklerinden bahsettikten sonra] Benim en eski favorim Altay Türkleridir. Onların altıncı ve yedinci asır tarihleri sekizinci asırda Moğol steplerindeki taşlara kazınmıştır. Seçkinlere odaklanan eski Avrupa tarihlerinin aksine bu tarih geniş anlamda “halk” üzerine odaklanmıştır ki onlara yazıtlarda “küçük insanlar” (budun?) denmektedir.  Küçük insanların nasıl bir zamanlar liderlerinden memnun iken liderlerin nasıl Çin’e satıldıkları; Han’ın emrine girdikleri, Çinli kadınlarla evlendikleri, Çin dilini ve kıyafetlerini benimsediklerini ve altın çağlarının böylece kapandığını gören küçük insanların (budunun) Çinliler’den nasıl nefret eder hâle geldiğini anlatmaktadır. 

Connor'un bahsettiği, Orhun abidelerinde, "beyler" Çin isimleri alır, Çin kıyafetleri giyerken, "budun"un "Kağanlı budun idim, kağanım şimdi hani? Devletli budun idim, devletim şimdi hani?" diye sorguladığı ve "Çin kağanına düşman olduğu"nun anlatıldığı pasaj. Tepki aynı zamanda "Türk" olan beylere de yöneliyor, demek millet etnisiteden yahut "ırk"tan ötede bir şey.

Renan da bunu sorguluyor. Kendisinin milliyetçilik anlayışını (Bkz: Millet Nedir, Ernest Renan) özetleyecek olursak, milletin "doğasında" birtakım objektif nüvelerin olduğunu inkar eder: Millet, bir arada yaşama iradesini ortak ve şanlı-yaslı bir geçmiş algısı ile güzel bir gelecek beklentisi üzerine bina etmiş insanlar arasında ortaya çıkan bir kimlik ve "günlük olarak referanduma sunulan" bir fenomendir. İmparatorluklardan, etnisitelerden ve şehir devletlerinden örnekler veren Renan, tezinin haklılığını ispatlamaya çalışır. Renan ileri giderek tarih çalışmalarının "millet" için zararlı olduğunu ileri sürer: Tarihteki trajediler milletin birliğini parçalayabilir. 

Girişteki meseleye geri dönersek, Atsız'ın tarif ettiği gibi her milletin teşekkül serüveni farklıdır. Dolayısıyla tarih algısı ile millet tanımı farklıdır. Renan'ın yaptığı, kendi milleti için, zamanının ruhu ve olaylarıyla uyumlu biçimde bir millet tanımı yapmaktan ötesi değil. 

Üstelik, bir Fransız'ın yahut İngiliz'in "Nation"dan anladığı ile, bizim "millet"ten anladığımız çoğu zaman aynı şey de değil. Sözgelimi ben, vatandaşlık ve devlet bağına dayalı "hal"i nation karşılığı ulus olarak tanımlamayı uygun buluyorum: Türkiye Türkleri ile Azerbaycan Türkleri iki ayrı ulustur. Fakat paralel yahut aşkın bir düzlemdeki millet bunun çok daha ötesine geçer: Ulus ve millet arasında etkileşim varsa da millet çok daha eski, ilk etnisitelerin ortaya çıkmasından beri sürekli evrilen etno-sembollerin yoğurduğu "transandantal" bir meseledir. (Bkz: Karşılaştırmalı Mitoloji: Tolkien Ne Yaptı?

Fakat Türkiye'nin özellikle Kürt meselesi nedeniyle "kolaycılığa kaçarak" yahut önceki tecrübelerinin yarattığı reflekslerden ötürü sığındığı yöntem, Renan'ın Fransız tipi Civic Nationalism'i olmuş. Cumhuriyet, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halka Türk Milleti denir" diyerek klasik Renancı bir refleks sergilemiş. Post-imperyal bir devletin ulus-devlet olma yolunda böyle bir strateji izlemesi anlaşılırsa da, hiç değilse benim milliyetçilik ve millet anlayışıma göre kusurludur. Atatürk'ün her ne kadar devlet tabiiyetinin ötesine varan bir millet anlayışı olduğunun emareleri varsa da, uygulamada Türkiye Cumhuriyeti milliyetçi değil, ulusçudur. 

Gelelim Akşener'in sözlerine. Evvela "Bizim milliyetçiliğimiz Renan milliyetçiliğidir, soyut milliyetçiliktir" dedikten sonra yöneltilen eleştirilere güldüğümü belirtmeliyim. Sözgelimi Renan'ın islam karşıtı yorumlarını paylaşarak Akşener'in o yorumu da akladığını ileri sürmek abes. Bizim milliyetçiliğimiz Atsız milliyetçiliğidir deseydi, Atsız'ın islam karşıtı yorumlarını da aklamış kabul edilecek miydi, yahut bunlar gündeme gelecek miydi? 

Sonrasında daha büyük bir sıkıntı var: İnsanlar "bizim milliyetçiliğimiz farklıdır" deme ihtiyacı duyuyorlar. Zira diktatör aklamayı milliyetçiliğin rüknünden sayan, memnuniyetsiz, edepsiz, terbiyesiz, hiçbir şey üretmeyen, her türlü kötülüğe meyyal, faşizan davranış kodlarını içselleştirmiş bir güruh var ve onlar da milliyetçiyiz diyorlar. Milliyetçiliği "soyut", daha doğru ifadeyle "aşkın" (transandantal) bir alanda arama, milletin gerçek bir tanımını yapıp eli yüzü düzgün, insanla, gerçekle, refahla, milletin "iyiliği" ile meşgul olan bir milliyetçilik geliştirme arayışındaki insanlar, bu güruhun bozuk imajı ve menfi tesiri yüzünden milliyetçiliğinin önüne sıfat (benim "seküler milliyetçilik" iddiam gibi) getirmek, bir farklı "ekol"e dahil olduğunu belirtmek zorundalar. Akşener'in çıkışının arkasındaki birinci saik budur.

İkinci saikse, Renan'ın eksik olmakla birlikte haklı olduğu bir husus: Millet tanımı günlük bir referanduma tabiidir. İnsanların birlikte olma iradesi sürekli olarak onaylanmalı, güçlenmeli, pekişmelidir. Türkiye'de bu hali yitirdik: Ortak geçmiş algımız olmadığı gibi, tasavvur ettiğimiz gelecekler de farklı. Birinin tarih algısı külahlı deli tarafından şekillendiriliyor (Külahlı delinin müritleriyle ittifak yapanların Akşener eleştirmesi kadar komik bir şey yok) ve gelecek tasavvuru Türkiye'yi Kuzey Kore yapmak. Ötekinin tarih algısı Türk düşmanı ve Cemşid Bender'e rahmet okutuyor, gelecek tasavvuru ise ya müphem, ya piçleşmiş. Toplum artık rijit, geçişkenliği büsbütün yok olmuş kamplardan müteşekkil ve bütün Türkiye irili ufaklı, birbiriyle teması (dikta eliyle, kolay yönetmek için) asgariye indirilmiş gettolardan oluşuyor. Bu kamplaşmaya çare olmak için yola çıkmış bir parti liderinin soyut ve bu "günlük referandum"u odağına alan bir milliyetçilik anlayışı araması abes değil, aksine sevindirici.

Akşener'in "milliyetçilik tanımlarını duymuyoruz" demesi bir başka önemli husus. Hakikaten "bunların" milliyetçiliği ya tek millet, ibrahimi millet gibi zırvalardan, beylik laflardan ibaret, ya trajikomik bir Fichte mukallitliğinden ibaret. "Bizim milliyetçiliğimiz şudur, budur, Renan alıntılayandan öğrenecek değiliz" diyenlerin milliyetçiliği ekseriyetle kabuktur, içi boştur, bilimsellikle, gerçeklikle rabıtası yoktur. 

Gelelim Akşener eleştirisine. İYİ Parti, yıl dönümünde Kırım işgalini hatırlayıp anan tek parti oldu. Klasik ya da "tümüyle" Renancı-ulusçu olmadığı, "milletçi" olduğu aşikar: Yahut parti içerisindeki bileşenlerden biri, milliyetçi. (Partinin bir koalisyon olarak teşekkül ettiğini unutmak ve ideolojik homojenlik beklemek abes olur) Akşener, Renan'ın soyutluğu ve mensupların birlikteliğinin aktif, mensubiyetin şuurlu olduğu milliyetçiliğini örnek verirken, sözlerinin topyekün Renancı bir milliyetçilik olarak anlaşılabileceğini bir siyasetçi olarak düşünmeliydi. Hem meslek itibariyle, hem akademik açıdan artık "Siyasal İletişim Uzmanı" sıfatını yüksek lisans teziyle taçlandırmama bir sene kadar kaldı, şimdilik sakalım yoksa da sözümü dinletecek olsaydım, bunun siyasal iletişim açısından büyük bir hata olduğunu söylerdim. Usulde bu hata varken, esastaki hatayı tekrar edelim: Elbette milliyetçilik okumaları yapar, tanımları ortaya koyarken yabancılardan referanslar, örnekler vereceğiz, benim Connor'dan alıntıladığım gibi. (Hatta milliyetçilik üzerine yazıp çizerken referans verdiğim bilimsel keşif, tespit ve teoriler ekseriyetle yabancılara aittir.) Ancak "milliyetçiliğimiz şudur" diye özetleyeceğimiz zaman, tabiatı itibariyle kendi ulusunun-milletinin gerçeklerine, ihtiyaçlarına ve doğasına göre ortaya bir anlayış koyan bir yabancıyı örnek vermemiz sadece taktik açıdan değil, esas açısından da sakattır.

"Milliyeti münhasıran antropolojik mânâda ırk esasına istinat ettirmek, ilmî bakımdan doğru değildir. Milletlerin menşei bir taraftan etnolojik manada ırkî maya ise, diğer taraftan tarihî ve sosyolojik âmil ve şartlardır." diyerek, bugünün etno-sembolist araştırmaları, sosyoloji ve antropoloji tespit ve nazariyeleriyle uyumlu, gayet bilimsel, gerçekçi ve "Türkçü" bir bakış getiren Sadri Maksudi Arsal, Akşener için daha doğru bir tercih olurdu. Yani milletin teşekkülünde elbette bir "etni" var, soy bağı var, ancak millet bundan ibaret değil ve ötesi. İşte o ötesini kurcalarken, Türkiyecilik-Anadoluculuk tuzağına da düşmeyip, bütün Türk Dünyası'nın gerçeklerini gündemine alarak analizler yapan Arsal, Öksüz (bir elli yıl sonra buraya Dinçaslan da gelir umarım) gibi düşünürlerimizden referanslar almak ve kendimizi o "ekol"den tanımlamak gerekiyor. 

Hülasa, Akşener'e "Renan" dedirten saiklerde bir sıkıntı yok, ancak Renan demesinde bir sıkıntı var.


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

133 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Latest Park Blogs