Üye Girişi

Üye Girişi

Yeni Türkiye'de Hayatta Kalmak: Neden Yahudi Olmalıyız?

02 Kas 2016

Yahudilerin toprak sahibi olmaları, Avrupa'da Ortaçağ boyunca engellenmişti. Bu yüzden Yahudiler toprak sahibi olmadan geçinebilecekleri işlere yöneldiler: Ticaret, zanaatkarlık, hizmet ve bilim... Arada bir Ortaçağ tarihine dair okumalar yaparım. Ne zaman içinde "doktor" yahut "şifacı" geçen bir belge görsem, doktorun adı ya Moshei'dir, ya Mordecai, ya Salamon; çoklukla Yahudidir. "Yahudi banker" imajı bugün bile güçlü; muhafazakar(!) andavallar kopkoyu İngiliz asıllı adamları bile, sırf zengin diye Yahudi banker yapıyorlar mesela. Yahudi bilim adamı desek, Einstein, Richard Feynman, Niels Bohr... Ortaçağ'dan bu güne, bu gelenek devam etmiş; ülkemizde de özellikle "Yahudi kuyumcu/değerli taş ustası" stereotipi çok yaygındır. Vaktiyle hareket alanı kısıtlanan Yahudiler, çıkış buldukları mecralara çokça insan ve sermaye yatırımı yapmışlar, karşılığını da bugün dünyanın küçük de olsa en önemli, en saygın ve güçlü milletlerinden biri olarak almışlardır. Onları yok etmek yahut zayıf düşürmek için uygulanan baskı, nesilden nesile tevarüs eden müthiş bir güç olarak geri dönmüştü. 

Georges Dumézil, Hint-Avrupalıların iptidai sosyal manzarasını, üç sınıf yahut kast ile açıklar: Rahipler, savaşçılar ve üreticiler. "Bilgi"yi (hem dünyaya dair, hem de öteki tarafa dair) elinde tutan rahipler, en tepededirler; silahı, yani pratik gücü elinde bulunduran savaşçılar ortada, bunların hizmeti karşılığında onları besleyen üreticiler de, en altta. Elbette bugün bu kadar basit bir manzaradan söz edemeyiz. (Marksistseniz söz edebilirsiniz, zira ortalama bir Marksist ile Kadir Mısıroğlu'un hiçbir farkı yoktur, en girift meseleleri kendi şeytan ve melekleriyle açıklayıverirler.) Ancak Max Weber'in üç sınıfı, bizim için önemli bir referans olabilir.

Weber, özetle toplumdaki katmanların üç özelliğe yahut işleve göre belirginleştiğini söyler: Sınıf, statü ve kudret. Bunu para, prestij/şöhret ve mevki olarak da açıklayabiliriz. Elbette bugün, "para kudrettir" diyebiliyoruz, yahut mevki şöhreti getirir demek de mümkündür. Ancak burada olan, iki işlevin birleşmesidir: Para başlıbaşına bu üç "kuvvet"ten biridir, fizik kanunlarıyla açıklayacak olursak kuvvet bir cisime hız kazandıran ya da kazandırma potansiyeli olan etkidir. Güç ise, belli bir işi belli bir zamanda yapmanın adıdır. Yani bu üç kuvvet, birer güçtür, "iş" yaptırır, enerji kullanır. Bir cisme aynı anda iki, üç kuvvet etki ettiğinde işin, dolayısıyla gücün büyüklüğü de artar. O yüzden çeviride "kudret"i tercih ettim: Kudret sözcüğü, Arapça'da "iktidar" ile akrabadır. Weber'in kastı da, dünyevi iktidar ve organizasyon sayesinde elde edilen kuvvet ve güç. 

Örnek verelim: Zengin bir aileye mensupsanız, yahut bir anda büyük para elde ettiyseniz, bu sizi güçlü kılar, toplumu değiştirme, dönüştürme gücünüz de o mertebede artar. Yahut ünlü bir pop yıldızı, yahut çok okunan bir gazeteci iseniz, fazla paranız olmasa bile, toplumu etkileyebilirsiniz. Ve son olarak, diyelim ki bir müsteşar, bakan yardımcısı yahut danışmansınız. Paranız yoktur, adınızı doğru dürüst kimse bilmez, fakat karar alıcı noktadasınızdır, bir iktidarınız vardır. Bu üç kuvvet birbirine dönüşebilir kuvvetlerdir de: Paranız sayesinde şöhret ve iktidar, şöhretiniz sayesinde para ve iktidar, iktidarınız sayesinde para ve şöhret elde etmeniz mümkündür. 

Bugün Türkiye'de sekülarizm ve "laikçiler", hele ki seküler milliyetçiler büyük bir baskı altında. Görüşünüzü açıklarsanız işinizden olabilirsiniz, arzu ettiğiniz kıyafeti giyerseniz size tekme atarlar ve hükümet bunu doğru dürüst kınamaz bile, tekme atan adam salıverilir. Sosyal medyanız, devlet veya özel sektör fark etmeksizin takip altındadır, örneği ateist olduğunuzu anlarlarsa işten atılabilirsiniz, yahut falanca partiyi öven sözlere yeterince yer vermezseniz şüphe çekebilirsiniz. Hem yaşam tarzınız, hem diğer özgürlük ve haklarınız sürekli tehdit altındadır. Topyekün ülkeden defolmadıkça, bu baskının azalacağı da yok; zira hesap yapıldı ve evde zor tutulan yüzde ellinin, diğerlerinden yeğ olduğu ve Türkiye'ye "yeteceği" keşfedildi. 

Fakat defolup gidecek miyiz? Gitmek bir tercihtir ama bana göre değil. Kalıp uyum mu sağlayacağız? Kendi adıma Atatürk düşmanı, milliyetçilik düşmanı, kadın düşmanı, Turan düşmanı, Türklük düşmanı; hülasa beni ben yapan her şeye düşman yapı, kişi ve fikirlerle asla uyuşmam, barışmam. Öyleyse ne yapmalı?

Eşyanın tabiatı gereği, bazı işler bazı tiplere uygun değildir. Örneğin hayatını bir gecekonduda geçiren, sadece belli televizyonları izleyip bir de cuma vaazında doktrinizasyona maruz kalan adamın iyi bir diplomat olmasını bekleyemeyiz. Evrim teorisine karşı çıkan adamın hastalığa çare bulacak yaratıcılıkta bir doktor yahut iyi bir biyolog olma ihtimali çok düşüktür. (Olursa da, reddettiği evrim teorisinin buluşları ve katkıları neticesinde olur) Batı tü kaka, hepsi bizi bölmeye çalışıyor diyen ve böyle yetişen bir adam, devletini Batılı devletler, uluslararası kurumlar yahut basın nezdinde, "karşı"nın dilini ve hassasiyetlerini gözeterek savunacak bir lobici, avukat, danışman olamaz. Radyoda cinler var diyen, hepsi Kuran'da yazıyor diyen adamları dinleyerek büyümüş çocuklardan ciddi ve üstün bir askeri teknoloji yaratacak atılımları, keşifleri beklemek biraz abestir. 

Bu yüzden, ister hilafet gelsin ister başkanlık, bu "Yeni Türkiye"nin eski Türkiye'nin yetiştirdiği güzel insanlara ihtiyacı hep olacaktır. Fakat bu insanlar, çoklukla kendine has motif, fikir ve inanışları açıkça söylemesi ya da yaşaması yasaklanmış, birçok alan ona yasaklı ilan edilmiş "Türk Yahudiler" olacaklar. Lakin bu bizim avantajımız olabilir. 

Türkçüler yabancı dil öğrenmeli demiştim bir yazımda. Örneğin FETÖ operasyonunda, FETÖ'yü devletin başına bela eden islamcılar, dış dünyaya FETÖ'nün neden terör örgütü olduğunu anlatmaktan aciz; bunu biz anlatabilir, bu sayede kendimize alan kazanabilir, hem de Türkiye'yi FETÖcüler ile onların suç ortakları ikileminden kurtaran bir üçüncü tavrın temellerini atabiliriz. 

Seküler cephenin "Yumuşak Türk"lükten kurtulup, "Yahudi Türk"e evrilmesi gerekiyor. Ve önemli olan, "Türk"lüktür: Zira islamcı rejime karşı doğan tepki, Türksüz ancak seküler bir çizgide ilerliyor, özellikle Avrupa tarafından kasten ajite ediliyor. Meşdi İsmayilov'un Avrasyacılık eserinde açıkladığı üzre, Dugin örneğin, "Türk dünyası"nı tehlikeli bulurken, "İslam dünyası"nı müspet buluyor. Batı için de bu durum böyle: Türkiye'nin "Türk" olması sorun, "seküler" olması makuldür. Bu iki hastalıklı düşüncenin ortasında bir kurmay kurnazlığıyla hareket edecek seküler milliyetçiler, yarının Türkiyesini kurtarabilirler. 

Bilgi, bizdedir: Karşı taraf bilgili adam değil, en fazla retorik ustası çıkarabiliyor. "Pratik güç" bizdedir, karşı taraf pratikte en fazla linçci yaratabiliyor. Üretim bizde olmasa bile, bilgi tekeli ve pratik güç avantajımızı kullanarak; paramız olmasa bile şöhretimiz ve kudretimizi araca dönüştürerek hem yok olmaktan kurtulmamız, hem de Türkiye'yi kendimize mecbur bırakarak hukukun üstünlüğünü ve Atatürk ilkelerini yeniden hakim kılmamız mümkündür. En kolay ve etkili şöhret kazanma alanlarından biri, sosyal medya, bu yüzden ihmal edilmemeli.

Unutmamak gerekir ki, zamanın ruhu da bizden yana olacak. Yeşil sermayenin zengin çocukları, "günah"a daha meyilli oluyorlar. Yahut zengin ve kaliteli yaşam süren batılıları görüp, onlar gibi güzel yaşamak istiyorlar. Ayrıca, örneğin kentsel dönüşüm bile, bizim lehimize işliyor: Gecekonduda doğan yahut yaşan insan ile, apartmanda doğan yahut yaşayan insan aynı davranış özelliklerini göstermezler.

Bu yazıdan hoşlanan okura, aşağıda bu yazının öncüllerini teşkil eden diğer yazılarımı da okumasını tavsiye ederim.

Seküler Milliyetçinin Yol Haritası

Savaşçının Zihni

Türkiye'de Hayatta Kalma Kılavuzu

Bireysel Silahlanmaya Evet

Yumuşak Türkler

Yabancı Dil Bilmeyen Türkçü Olamaz


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

Yorumlara dahil kullanıcılar

  • Çok güzel yazılmış, umarım bu yazıdan etkilenen başka insanlar da olur. HaShem Türk'ü korusun.
    Barukh ata Adonai Eloheinu, melekh ha`olam...

Who's Online

496 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi