Üye Girişi

Üye Girişi

Müslüman Distopya

10 Tem 2017

"Harda müsəlman görürəm, qorxuram."

Türkiye'de bir "müslüman şov" var, bunu islamcılar dahi inkar edemiyor. Okul kampüsünde namaz, Rumelihisarı'na mescit, apronda deve kurbanı... Olur olmaz her yerde Allah ve dinden bahsetmek artık bir zorunluluk oldu, üstelik sırf bu pespayeliğe uymadığınız için "din düşmanı"sınız. İnsan, Roland Barthes'in meşhur sözünü sürekli mırıldanmaktan geri kalamıyor: Faşizm konuşmayı engellemez, mecburi kılar. Bugün konuşmalarda zaruretlerimiz var, olur olmadık yerde "dinimiz amin", "Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem" yahut "Allah" demek zorundayız. O kadar sakil durumlarda bu faşist mecburiyet kendisini gösteriyor ki, Temel'in fıkradaki meşhur "kontes" kitabının başlığı dahi sıradanlaşıyor. 

Peki bu şov nereye kadar sürecek? Bu rüzigâr-ı bi-mededin inkılabı yok mu? Elbette var. Üstelik, hiçbir "din düşmanı"nın beceremeyeceği kadar etkili bir de-islamizasyon tehlikesiyle birlikte var. "Din düşmanı" olduğum halde çekindiğim, fevri ve hırçın, gergin ve gaddar bir anti-müslüman Türkiye'ye dair gelecek projeksiyonları yapınca, karşıma korkunç distopik manzaralar çıkıyor. 

Mara Salvatrucha

Devlet otoritesi, adalet hissi ve eşitlik algısı bozulduğunda insanlar mafya ve cemaatlere yönelirler. Tarikat ve cemaatler, yalnızca darbeye kalkıştıklarında değil, doğaları gereği teröristliğe yatkındırlar. Mafyöz yapılanmalar da, tarikatler ve cemaatler de dini değil, birbirine sibernetik benzerlikler gösteren seküler oluşumlardır: Genellikle sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı grupların göç, dönüşüm ya da ekonomik buhran gibi durumlarda kolektif hayatta kalma ve tutunma içgüdüsüne hitap ederek büyürler. Sicilya'dan endüstriyel Kuzey İtalya'ya göçen köylü, burada nasıl hayatta kalacağının bilgisiyle donanmamıştır. Aynı şekilde köyünde yaşayan parlak genç, köyü kente eğiterek taşıyan cumhuriyet kurumları ve propagandası ortadan kalktığı için, eğitiminde başarı gösterse bile, nasıl tercih yapacağından tutun, nasıl iş arayacağına kadar birçok sorusuna kendi birikiminden cevaplar bulamaz. Hazırda bekleyen tarikat ya da cemaat, ona reddedemeyeceği bir teklif yapar: Bütün bu sorunlarla boğuşma derdi ve sorumluluğundan kurtarır, karşılığında hizmet ister. Bu mutuali ilişkide din yalnızca bir afyondan, bir benzeşim aracından, kisveden ibarettir. Mesele teolojik değil, gayet dünyevidir, dolayısıyla tarikat ve cemaatlerin dini-kutsal addedilmesi, bu görünmez ve ne mertebe korkunç olabileceği 15 Temmuz'da ispatlanmış operasyonun anlaşılmasını engeller. 

Göç, hayatta kalma ve tutunma kaygısıyla doğan ve Amerika'nın başını oldukça ağrıtmış bir yapılanma var. Müslüman Distopya'dan ilk kesiti bu niş alandan vermek istiyorum. San Salvador'daki iç savaştan kaçarak Amerika'ya yerleşen San Salvadorlular, Mara Salvatrucha diye bilinen, tarihin gördüğü en yaygın, etkili ve baş edilemez suç şebekelerinden birini yaratmışlardı. En az 70.000 aktif üyesi ve yüz binlerce sempatizanı ile bu "mülteci örgütü", bugün hala aktif olup onlarca farklı suç alanında faaliyet gösteriyor. 

"Müslüman şov"un gayet ciddi, bilimsel ve gerçekçi ele alınması gereken mülteci sorununa "Ensar" goygoyunun dışına asla çıkmayan bir hamasi yaklaşım sergilemesi, distopyamızda en karanlık yapının Suriyeli "mülteci"lerin müstakbel mafyöz yapılanmasının olacağını gösteriyor. Kamplara yerleştirilip sıkı bir şekilde denetlenmeyen, geçici oldukları vurgusu hem Türklerin, hem sığınmacıların kafasına yerleştirilmeyen bu güruh, sürekli sorun yaratıyor. İşçi havuzunda yarattıkları sıkıntılar bir yana, kültürel uyuşmazlık ve doğru sevk ve idare olmayışından kaynaklanan toplum zararlılığı, sürekli basına yansıdığı üzre Türkler ve Suriyeliler arasında gerginliğe sebep oluyor. Karar alıcıların ise soruna yapısal çözümler önermek yerine, sosyal medyada Suriyelilerin yarattığı olaylar ve gerginliğe dair tweet atan gençleri gözaltına aldığını, örgüt muamelesi yaparak günlerce kimseyle görüştürmeden, Ankara'ya getirip Terörle Mücadele Şubesi'nde tuttuğunu görüyoruz. Tam olarak bu yüzden korkuyorum: Bu saçma tavır, tam olarak karar alıcının engellemek istediği manzaralara yol açacak.

Pekala ne olacak? Yakın geleceğimizde Türkiye'de bir Suriyeli "örgüt" ile karşı karşıya olacağız. Halihazırda sığınmacılar terörist faaliyetler için oldukça elverişli bir "avlanma" sahasıdır, ancak bu iş bunun ötesine geçecek ve yanlış yönetim yüzünden iyice marjinalleşip yeraltına itilen, bambaşka bir ülkede tutunma savaşı verirken, mezkur sebepler nedeniyle o ülke yerlilerinin kendilerince haklı nefret ve düşmanlığı ile karşılaşan Suriyeliler örgütlenerek büyük bir suç şebekesi oluşturacaklar. Sosyal dokuları buna elverişli, devletimizin bir terör örgütünü kendi eliyle devlete "sızdırıp", onun savcısı kesilip, uyarı yapanları "buna kargalar bile güler" diyerek alaya aldığı gözönünde bulununca, Suriyelilerin kuracağı müstakbel örgütün ne kadar korkunç bir güce ulaşacağını kestirmek mümkün. 

Hayal edin: İşe geç kaldığı için alelacele evden çıkan, metroya yürürken üç Suriyeli "ihvan"ın bir genç kızı sıkıştırdığını gören Aykut, dişini sıkar. Ancak yumruklarını sıkamaz, zira iktidardaki İhvan ve Ümmet Partisi'nin bu Suriyelilerin örgütüyle sıkı ilişkisi vardır, polisin yarısı ya Suriyeli, ya onlarla irtibatlı-iltisaklıdır. Kız güpegündüz metroya giden altgeçitte tecavüze uğrarken, Aykut da diğer birçok insan gibi bu örgütlü kötülükten korktuğu için içinden kahrederek, adımlarını hızlandırarak yürür gider. Fakat pek uzağa gidemeyecektir, zira bir başka ilde namuslu bir Jandarma komutanı bu örgüte operasyon düzenlediği için, "ihvan" bir intikam saldırısında bulunmuştur. Havaya uçan metroda Aykut'un aklı, hala yardıma yeltenmediği için vicdanına azap gibi çöken genç kızdadır. 

Müslüman Köleler

İşin bir diğer boyutu da, "müslüman şov"un nitelik yaratmayı engellemesi meselesi. Emeğin, işin, fikrin değil sözün, sembolün, yaltaklanmanın övüldüğü, özgür düşüncenin, merakın ve eleştirinin olmadığı bir ortamda bilim, sanat, ahlak gelişmez. Erdoğan'ın "Kültürel iktidar olamadık" sözleri bunun bir itirafıdır. Bir zaman önce, "Neden Yahudi Olmalıyız?" diyerek bunun biz "seküler"lik taraftarları için avantajlarından bahsetmiştim. İşe bir de bu "müslüman şov"un taraftarları yönünden bakalım.

İmam Hatip'te okumuş, Elifba'dan başka bir halt bilmeyen, olası sorunlara karşı onlarca dua, sihir, büyü, muska ile donanmış ama teknik namına hiçbir şey öğrenmemiş çocuklardan "adam" çıkmaz. Ömür boyu çocuk; yani bilgisiz, tecrübesiz kalmaya mahkumdurlar. Bu çocuklar, gelecekte Türkiye'yi ele geçirebilecek "yerli ve milli" olmayan bir yapının köleleri olacaklar. Bu yapı, gayet "yerli ve milli" de olabilir: Müslüman şovun uygulayıcılarının "kadın çalışmasın" derken karılarına kadro açıp yağlı maaşlar verdirdiklerini, "Erasmus'a giden kız ahlaksızdır" diyerek kızlarını yurtdışına okumaya gönderdiklerini biliyoruz. Onların arzusu, bu güzelliklerin yalnızca kendilerine has kalması, "müslüman marabalar"ınsa bunlardan uzak tutularak, yarattıkları kolektif değeri, bu oligarşinin daha da palazlanması için kullanmalarıdır. Fakat köleleştiren kim olursa olsun, akli melekeleri kasten geliştirilmeyerek gettoya hapsedilmiş bu çocukların köle olacağı aşikardır. 

"Özümüze dönüyoruz", "kimliğimizi aşikar ediyoruz" gibi müspet görünen söylemlerle gerçekleştirilen, yalnızca pespayeliğin, gelişmemişliğin medeniyetin karşısına "alternatif" olarak sunularak, ezilmiş yığınların öz ve yüksek kültürü denerek lanse edilmesi. Halbuki bu pespayelik "Eski Türkiye"nin alternatifi değildir, doğrudan doğası gereği "aşağıda" olduğu için aşağılanmış ve hor görülmüştür. Ancak niceliği arkasına alan demagoglar, bu pespayeliği "yüksek kültürün alanı"na taşıyıp işgal manevraları gerçekleştirerek, kitlelerini "artık bizim öz yerli milli has kültürümüzün devri geldi" diyerek kandırabilirler. Kitle de buna kanmaya yatkındır. Eğitimden sanata, devlet yönetiminden aile değerlerine her yeri kuşatan bu yeni ahlaksızlık, içinde doğup "başkasını tatma" şansı bulamayan kitleyi doğuştan mankurt, kölelikten başka bir şeye yeteneği olmayan insanlara dönüştürecektir. 

İslam dünyasında büyük bir savaş verip kendi sınırlarını kendisi çizen tek ülke Türkiye'ydi. Ve saçmasapan laflarla, Sevr'i atıp Lozan'ı yaratan müthiş başarıya saldırılar gerçekleşiyor. Yalnızca bu bile, "müslüman şov"un tertipçilerinin derdinin müslümanı edilgenleştirmek, köleleştirmek ve "diğerleri"yle eşit pozisyondan, savunmasız ve hor bir pozisyona tenzil etmek olduğunu gösteriyor. Zira bu "ümmet" için zararlıdır ama, ümmetin başına geçecek oligarşi için faydalıdır. Bunlar rahatça "batı" ile iş tutup, para kazanıp, saltanatlarını pekiştirirken, altta kalan müslümanın canının çıkması Allah'ın muradıdır. 

Şu halde, hayal edin: En basit teknisyeni bile yetiştirmekten aciz, her şeyini ithal eden, ithal edebilmek için de kızlarını pedofillere eğlence, oğullarını fabrikalara karın tokluğuna çalışan işçi olarak veren, gri, renksiz, neşesiz, "raşesiz" bir Türkiye. Köleleştirici ise, artık "yerli ve milli" görünmekten de vazgeçmiş, Cortes Azteklere nasıl davranıyorduysa müslümanlara öyle davranıyor. Aradaki kültürel, bilimsel ve ahlaki fark o kadar açılmış ki, köleleştirici bunu ahlaksız bir şey olarak da görmüyor: Nasıl bir inek insan menfaatine kullanılıyor ve bu vicdan azabı uyandırmıyorsa, ahlakı, fikri, kültürü olmadığı için inekten farkı kalmamış bu "müslümanlar"ın (esasen, Türklerin) da insanlık faydasına böyle kullanılarak, hiçbir vakur insanın tenezzül etmeyeceği işlerde çalıştırılması, karşılığında doyurulması, handiyse bir lütuf olarak dahi gösteriliyor. 

Ben bunları hayal ettiğim için korkuyorum. Hem de, "müslümanlar" adına korkuyorum. Ancak müslümanlar bundan korkmuyor ve "şov"larına devam ediyorlar. Dua etsinler ki, "din düşmanları" kazansın. Biz "din düşmanları" kazanırsak, hiç değilse müslüman Türkler, birkaç yüzyıllık arayı kapatma potansiyelini hala devam ettirip yol alan tek kitle olarak var olmaya ve ümmetin hamamının namusunu kurtarmaya devam edecekler. Yoksa, müslümanların şovmenleri arada bir Batı'ya gidip, İranlıların Türkiye'de yaptığı gibi "özgürlüğün keyfi"ni çıkaracak, şovu izleyenlerse sürekli Batı'nın ne kadar alçak, ahlaksız ve düşman olduğu fikriyle donanıp, Facebook'ta yaptıkları paylaşımlarla öfkelerini kusarken, Batı lehine köleleştirilip çalıştırılacaklar. Bunu fark ettiklerinde ise, yitirecekleri son şey imanları olacak. 

Sonrası? Hawking'in dediği gibi "uzun ve soğuk bir inilti."

İlgili yazılar:

Bir Jakoben'in Güncesinden
Müslümana Biçilen Don
Neden Cumhuriyet
Bilişsel Çelişki ve AKP
Dinine Değil Kafana Düşmanız
Ontolojik İslam
Yunus Emre Agnostisizmi
Pek Allahsız Bir Türk-İslam Savunması


M. Bahadırhan Dinçaslan

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 

 
mbdincaslan.com | © 2017 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

404 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi