Üye Girişi

Üye Girişi

Öğretmenlerin Öküzlüğü ve Efkan Ala Neden Kutadgu Bilig Diyemedi?

02 Oca 2016

Görünüşe göre, kıymetli okurlarımın büyük bir kısmı, ekşi sözlük'te arpad takmaadıyla yazıp çizdiğim mitoloji ve etimoloji başlıklarını özlemiş. Efkan Ala denen zatın Kutadgu Bilig ile imtihanından sonra, biraz geçmişi yad edip, vaktiyle ekşi sözlükte yazmış olduğum ve şimdi silinmiş bulunan bir iki bilgi kırıntısını bir araya getirip, bir manzara çizmek istedim.

Önce biraz etimolojiye değinelim. Sözcüklerin izini sürmek çok eğlencelidir. İki yıl önce, zaman zaman peşine düşüp kökenlerini avladığım sözcüklerin bir derlemesini çıkarmıştım, buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz. Bu yazıya konu edeceğim öküz meselesine de o çalışmada değinmiştim, aynen kopyalayacağım. Tarzımda biraz Nişanyan etkisi gözlenmiyor değil, dalgacı üslup falan; eh o kadar da olsun diyelim. Öküz meselesine geçmeden evvel daha basit bir örnek vereyim.

Biz "cesur", "yiğit", "bahadır" demek için "yürekli" deriz değil mi? Yürekli sözcüğü söylendiğinde aklımıza "bir adet kan pompalayıcı organ sahibi olan" gelmez, cesur anlamı gelir. Bir de, örneğin Arslanbek Sultanbekov'un Kanılı ağıdında "Arslan cürekli avul, Kanılı" dediği gibi "arslan yürekli" deriz, yine aynı anlamda, daha da pekiştirerek. Pekala elin gavuru niye aynını diyor? İlk aklımıza gelen, Arslanyürekli Richard, ya da Richard Lionheart, kendisi esasen İngilizce konuşmayıp Norman Fransızcası konuştuğu için Richard Coeur de Lion. Hepsi arslanyürekli anlamında. A-a, o da ne, Fransızca'dan İngilizce'ye geçen "cesur" anlamındaki sözcük ne? Courageous. Cor, coeur, corazon ne demek? Hepsi "yürek" demek, farklı Latin dillerinde. Courageous da direkt olarak "yürekli". 

Pekala bu bağlantı bir "calque" midir? Yani bir dilde yaratılıp, diğer dile sözcük olarak değil, bir çeviri olarak mı geçmiştir? (Örneğin, Büyükbaba deyimi, İngilizce'den Türkçe'ye calque olarak geçmiştir, Grandfather karşılığı; yanılmıyorsam. Direkt sözcük değil de, sözcük kurma mantığı alınıp, alındığı dilin ana kelimeleriyle yeni bir karşılık tesis ediliyorsa buna calque deniyor.) Hayır, öyle değildir muhtemelen: korku anında kalp sıkışır. Her ulus, birbiriyle etkileşime gerek duymaksızın, yürek ile cesareti ilişkilendirivermiş işte. Gelelim, öğretmek meselesine.

 

Öğretmek – Öğrenmek

Türkçe "öküz".
Moğolca "üker"
Macarca "ökör"

Diğer Türkçe dalları ile çok erken vakitte ayrılan Çuvaşça'da bu sözcük sonundaki "z" "r" olur, fena halde yanılmıyorsam. (mesela "kız" diğer Türk dillerinde kız, kıs, qız gibi iken, Çuvaşça'da hır gibi bir şey oluyor. Yanılmıyorum, tevazu göstereyim dedim de nerede yapacağımı bilemiyorum, alışkanlığım yok ya.) Çuvaşça - Hunca Macarca bağlantısı da oldukça ilgi çeken bir alandır, Bulgarca (Slav dili olan Bulgarca değil, bugün Bulgaristan Slavlarına ve coğrafyasına isim vermiş olan ancak onlarla kültürel bir bağı kalmamış İtil ve Tuna Bulgarlarının Türkçe dili, bugün yaşayan tek akrabası Çuvaşça) ile bağlantılıdır.

Şimdi efendim, bizim Avşar köylerinde çok sık duyarım "öküz öğretmek". Acemi öküze, ki "tor" denir, tarla sürmek öğretilir. (tor sözcüğüne verdiğim bağlantıdaki torun başlığında değindik) "Öküz öğredir gibi" de, sık kullanılan bir deyimdir.

Dedim acaba öküz ve öğrenmek alakalı olabilir mi? Tam da düşündüğüm gibi çıktı. Divan-ı lügat'it Türk'te "ögür", sürü anlamında kullanılmış, bu bir işaret. 

Nişanyan'dan öğrendiğimize göre "ögremek" alışmak, ünsiyet kazanmak imiş. 

(Ünsiyet şudur: "biganelerle ünsiyet etme / bana cihanı zından edersin")

Taklide dayalı öğrenme metodunun bu tarz etimolojik bağlantılar içermesi normaldir, beklenilen bir şey. Kesin bir sonuç olduğunu iddia edemeyiz ama, "öğrenmek" ve "öküz" sözcükleri ilişkilidir.

Buradan, tabii ki "öğrenim görenler öküzdür, öğretim görevlileri baş öküzdür" anlamı çıkmaz, yapmayın.

 

Pekala Kutadgu Bilig?

Efkan Ala ve Kutadgu Bilig'e değinmeden evvel, bir de "Rab" sözcüğüne değineyim. Rab, terbiye eden" demek, bir anlamı budur. tek başına "büyük kişi, efendi" anlamına gelir, terbiye ile aynı "büyümek" kökünden. Terbiye, bir çocuğu büyüterek ona adab-ı muaşeret öğretme ve ahlak kazandırma işinin adıdır. Eskiden çocukla ilgilenene "mürebbiye" derlermiş, aynı kökten.

Sami milletlerin tanrılarına "rab" demesi normal, terbiyesizlerin terbiye eden bir tanrıya ihtiyacı vardır. 

Türk? Gadasını aldığımın hiç falsosu yok ki, göğe tanrı, tanrıya gök demiş tapmış.

Anlatmak istediğim şu, Sapir-Whorf hipotezi gibi daha detaylı mevzulara girmek istemiyorum ama, her millet, her kültür dairesi, sözcükleri yaratırken kendi şahsına münhasır özelliklerine, tabiatına göre yaratır. Mesela, bir iddiaya göre Türkçe'de "kalabalık", "topluluk" bildiren sözcüklerde bir "o" vardır, Türkçe'de "o" ağzı kalabalık eden bir ses gibi görüldüğü için: ordu, toplum, toy, boy gibi. Ya da biz "ay karardı", "ay kayboldu" demeyiz de, "ay tutuldu" deriz, neden "tutmak" fiili? Zira şaman atalarımız, ay tutulmasını "ayın kötü ruhlar tarafından tutsak edilmesi" olarak görüyorlardı, bu fiili kullanmalarının nedeni budur.

Gelelim Kutadgu Bilig meselesine... Efkan Ala isimli zatın Kutadgu Bilig'i telaffuz edememesi ilahi bir müdahaledir. Dediğim gibi, her ulus "siyaset"e kendince isimler takar, etimolojisi o ulusun kültürel, zihinsel tabiatıyla uyumlu olur. 

Eski Yunan'da, "politika", etimolojik olarak "şehirle alakalı olan" demek, polis-şehir kökünden. Şehir devletlerinden oluşan bir toplum örgütlenmesinden bu beklenirdi. O toplumun tarihi seyriyle, tabiatıyla uyumlu bir isim. Araplarda, "siyaset". Seyis ile aynı kökten, at terbiyesi. Araplar, "tebaa"ya demek, böyle bakıyorlar, hayvan gibi görüyorlar. Mantıklı.

Türklerde "Kutadgu Bilig", yani kutlu bir yaşamın, güzelliğin, mutluluğun bilgisi. Devlet ancak bunu amaçlarsa devlettir diyor, bu da mantıklı. Bir nevi Türk siyasetnamesi.

Türk usulü "kutluluğun bilgisi"ni terk edip, biz arapmışız da, seyisimizmiş gibi siyaset yapan adama Türk Tengrisi o ismi söyletmez tabii. Hele bir de bu adam daha baştan, Divan-ı Lügat'it Türk'ü bir sahaftan bulup bize geri kazandıran Ali Emiri'nin, Kutadgu Bilig'i yazdığını ya da bulduğunu sanıyorsa, hiç söyletmez, billahi taş yapar adamı.

Bilge Kağan'ın deyimiyle "Türk Tanrısı", arada bir mevzuya müdahil olup "Hitler Almanyasında da başkanlık vardı" falan dedirtiyor, çok seviyorum kurban olduğumu.


M. Bahadırhan Dinçaslan

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.



 
mbdincaslan.com | © 2018 Tüm Hakları Saklıdır

Yorumlara dahil kullanıcılar

Who's Online

465 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Latest Park Blogs