Üye Girişi

Üye Girişi

Türkiye Erdoğan'dan Büyüktür

13 Eki 2019

Barış Pınarları Harekatı sürer ve teröristler etkisiz hale getirilirken, Türkiye daha önce hiçbir operasyonda görmediği kadar yoğun, sürekli ve etkili bir kara-propagandaya maruz kaldı. Bir nevi yaklaşık 10 yıldır inşa edilen "Yeni Kürtçü Anlatı" ile, Erdoğan'ın inşa ettiği "Yeni Türkiye Anlatısı" çarpıştı. Maalesef uluslararası kamuoyu nezdinde Kürtçü anlatı baştan kazanmış görünüyor. Bir bürokrat ağabeyimin dediği gibi, bu operasyonu Ermeni meselesine benzer şekilde Türkiye'nin üzerinde yıllarca gölgesi kalacak bir masala dönüştürme çabası, dört koldan Türkiye'yi hedef aldı. Bu iş buraya bir günde gelmedi elbet. Türkiye'nin itibarını iki paralık eden Erdoğan ve şürekasının 17 yıllık iktidarı, bu işte baş sorumludur. Türkiye'nin çıkarlarını etkili ve makul bir şekilde savunan/savunacak herkese ajan, paralı asker, şucu bucu iftirası atan Rus ve Çin köpeklerinin de bunda payı vardır. "Bu iş böyle olmamalıydı, başka türlü olması mümkündü" dediğimizde, bu cenahtan genellikle "Batı bizi zaten sevmiyor, onlara yaranmaya mı çalışalım?" gibi pespaye bir argüman geliyor, ancak duygusal açıdan etkili olduğu için, Türk milliyetçilerinde tesir yaratabiliyor. Biz Batı bizi seviyor, yahut Batı bizi sevsin demiyoruz; dünyanın hakikatlerinden bahsediyor, ülkelerin imajının, kamu diplomasisinin, "Türk Dostu" mihraklar yaratmanın öneminin altını çiziyoruz. Güzel bir vaka analizi olarak, PKK elebaşı Öcalan'ın yakalandığı esnada dünya basınını taramak fikir verebilir.

Apo'nun Yakalandığı Günler

İlk haber, Apo'nun yakalanmasından birkaç ay önce yazılmış bir The Guardian haberi. Apo'yu olumlu bir ışıkta sunduğu söylenebilir, ancak Suriye, Rusya, İtalya derken ülke ülke gezmek zorunda kalması ve Amerika ile İngiltere'nin Apo'ya destek vermediğinin belirtilmesi güzel.

İkinci haber, CIA'nın yayımladığı bir rapordan. "Nairobi Fiyaskosu" başlıklı analizde, Apo'nun Yunanistan'dan aldığı desteğin neden olduğu sonuçlar irdeleniyor. İngilizcesi olanların mutlaka okumasını öneririm, Yunan devletinin Kenya'da operasyon yapmaya kalkarken kendi içinde nasıl bölündüğünün, neticede operasyonun nasıl fiyaskoyla ve kabineden istifalarla sonuçlandığının güzel bir hikayesi. Baş aktör, Pontus kökenli bir Rum. 

Üçüncü haber, Apo yakalanıp yargılanınca, Kürtçü teröristlerin Türkiye ve Avrupa'da düzenlediği şiddet eylemleriyle ilgili. Kürtçü terörizmin Avrupa için de bir güvenlik sorunu olduğunu anlatmak ve hatta, güvenlik sorunu olmasını sağlamak bizim işimizdi, neden yapmadık acaba? Bin yıllık kardeşlik teranesi yüzünden olabilir...

Dördüncü haber, bu şiddet eylemlerinden en ilgincine dair bir kesit. Berlin'de İsrail konsolosluğunu basan Kürtçü teröristlerden 3'ü İsrail güvenlik görevlileri tarafından öldürülüyor. Örgüt neden İsrail'e saldırmayı tercih etti acaba? 

Beşinci haber, Avrupa'nın nasıl bir terör kangrenine dönüştüğünü gösteriyor. Kendilerine bir tehdit oluşturmasın diye terörü besleyip Türkiye'ye yönelttiler. Türkiye, haberde "Almanya'da en az 10.000 örgüt üyesi, 30.000 sempatizan var" diye tespit edilen yıllarda, bu yapının Almanya'nın başına bela olmasını sağlayabilirdi. 

Altıncı haber, pek önemsediğim bir meseleye dokunuyor. Apo'nun yargılanmasını protesto etmeye hazırlanan bir militan, Güney Kıbrıs ve Filistin'de PKK'ya destek eylemleri olduğunu söylüyor. Öyle ya, PKK'nın Filistin bağlantısı eskidir. Türkiye, ne halt etmeye kendisine her fırsatta zarar veren, umum sol örgütün gidip eğitim aldığı, dinci, solcu, radikal ve katil örgütler yatağı bir bölgenin davasını dava edinir, üstelik karşılığında hiçbir şey kazanmaz? Haber PKK'nın kendi yayın organından, Türkiye'den girmek isteyenler sorun yaşayabilir. 

Yedinci haber, yine ilginç. PKK, Amerika'yı ve özellikle İsrail'i suçluyor. Kendilerine destek verilmediğinden yakınıyorlar. O dönem PKK marksist eksende olduğundan, İran, Suriye, Rusya gibi ülkelerle daha yakındı, İsrail'in doğal düşmanıydı. Suriye, Türkiye'yle savaşan bir PKK'yı destekliyor, hatta, PKKyumuşadığı zaman desteğini çekiyordu. (Bkz: Turkey's Kurdish Question, Henri J. Barkey ve Graham E. Fuller, sayfa 22)

Sekizinci haber, CIA ve Mossad'ın, Apo'nun yakalanmasında Türkiye'ye destek verdiğini söylüyor. 

Dokuzuncu haber yine Kürtçülerin Apo'nun yakalanması bahanesiyle yaptıkları eylemlere dair. İran işgali altındaki Türk toprağı Urumiye'deki konsolosluğumuz günlerce kuşatma altında kalmıştı mesela. 

Bütün bu haberler ne anlama geliyor? Batı eskiden bizi seviyor, PKK'ya tü kaka diyordu demiyorum, ancak Türkiye'nin ve muhatap ülkelerin çıkarları, Apo'nun yakalanması hususunda kesişmişti. Türkiye bunu başarabilmişti. Öte yandan PKK, Apo yakalanınca dağılmamış, eylemlerine devam kararı almış ancak pasif bir görüntü çizmeye başlamıştı. Yeni hesaplar yapıldığı belliydi ve zaten Apo uzun süredir politik çözümü gündeme getiriyor, zaten niyetinin bağımsızlık olmadığını belirtiyordu. PKK, daha doğrusu PKK'nın askeri kanadı "tece"yi masaya oturmaya zorlayacaktı, misyonu buydu. Peki siyasi kanat? Ona uygun ortamı, Filistin'den tanışmış olabilecekleri bir müttefik sağladı.

Erdoğan'ın Günahı

2002'de iktidara gelen zihniyet, askeriyeyi ve devleti "tağut" görüyordu. PKK'nın biraz sonra geçireceği değişimi de daha evvel geçirmişler, Batı'yla "onun dilinden" konuşmaya başlamışlar, yoğun bir destek almışlardı. "Ilımlı İslam" lafzını o günlerden hatırlarsınız. Tam da bu esnada, örgüt bir değişim geçirmesi gerektiğinin farkına varmıştı, klasik marksist örgütlerin çağı geçmişti zira. Öcalan'ın "İmralı Notları"nda Sırrı Süreyya'ya "Habermas okuyun" diye tavsiye etmesi boşuna değildi, radikal demokrasi, radikal sol temalı bir yeni söylem gerekiyordu. Zira, gerilla harbinin karakteristiği zaten düzenli orduyu yenmek değildir; ordunun savaşabilme kabiliyetini kısıtlamak, masaya oturmaya zorlamaktır. Bu da altyapıya zarar vererek, propaganda yaparak, karşı tarafın söylemini ve moralini bozucu hamleler uygulayarak mümkün olur. Yepyeni bir BDP, devamında HDP inşa edildi. Yardım eli de devletten geldi: Çözüm süreci. Bu süreçte, PKK'nın meşrulaşması sağlandı. Türkiye'nin temel anlatısının dibine dinamit koyuldu. PKK'nın kendi yayını Serxwebun'da açıkça üstlendiği eylemler, "Ergenekon" öcüsüne ihale edildi. Türk askerine iftira atıldı. Halkın ikna olması lazımdı, yıllarca cani terör örgütü dediğiniz bir yapıyı nasıl aklayacaktınız? Elbette, PKK'nın menfur eylemlerini bir "derin devlet" yapılanmasına ihale ederek. PKK yapmaz, onlar cici çocuklardır, hain Ergenekoncular sırf terör devam etsin diye böyle yaptılar demek zorundasınızdır. Dediler, halk buna pek ikna olmadı ama, resmi ağızlardan, kanaat önderlerinden ve gazetecilerden gelen bu tür demeçler, uluslararası planda PKK tarafından çok güzel kullanıldı. Amiyane tabirle, "adamın gol diyor" manzarası oluştu, PKK uzantıları uluslararası kamuoyunu alışılmadık ve görünürde "Türkiyeli" kaynaklardan gelen istihbaratla ikna ederlerken, Erdoğan'ın borazan medyası askere ve terörle mücadeleye dil uzatmak, örgüt aklamakla meşguldü. 

Burada uzun süredir konuşulmayan bir meseleye de değinmek lazım: AKP-FETÖ ortaklığı. Uzun yıllar özellikle yurtdışı temasları FETÖ eliyle yürüten AKP, Türkiye'nin gücünü bunların emrine vermişti. Bu güçle hareket eden FETÖcüler, kendi başlarına asla elde edemeyecekleri bir nüfuz sahibi oldular. PKK'nın yaratmak istediği algıyı yurt içi ve dışında oturtmak için uğraşan gazetecilerin FETÖ'den tutuklu olması tesadüf değildir. 

Burada "tezkere" meselesine de değinmek lazım. Şahsi kanaatimce, Batı'nın Türkiye'dense PKK'yı ve uzantılarını müttefik olarak gündemine aldığı dönüm noktası burasıdır. PKK da buna uygun bir söylem geliştirince, Türk devleti de islamcılar eliyle maceralara girişip, itibarını zedeleyince; üstelik iç piyasada PKK'nın bu manevrasına destek olunca, PKK devletdışı bir aktör olarak tarihte görülmemiş bir güç kazandı. Hariciyesi, ticari ilişkileri, enstitüleri, uluslararası antlaşmalarıyla koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletini zor durumda bırakabilecek bir PR ağı kurdu. Bu esnada Erdoğan rejimi, başı kapalı olmaktan başka bir özelliği olmayanları oraya buraya atamakla meşguldü. Bir de "monşer" diyerek hariciyeli aşağılamakla. 

Ve Bugün

Bugün, Erdoğan'ın eli kolu bağlanmış bir durumda. Yurtdışındaki algısını net, sansürsüz bir biçimde söyleyeyim: IŞİD'in hamisi. Erdoğan bence IŞİD'in hamisi değildir, fakat PKK-FETÖ eliyle, böyle bir algı oluşturuldu. Türkiye'nin tek ve külli sahibi gibi davrandığından ötürü de, Türkiye IŞİD hamisi olarak algılanıyor. Gülnur Aybet'in bir yabancı televizyonda güzel bir şekilde ifade ettiği gibi, IŞİD'le savaşan Türkleri unutuyorlar. Zira, devlet zayıf düşmüştür, devleti temsil eden şahıs itibarını sıfırlamıştır. Gezi olaylarında "Fethullah'ın piçleri, yıldıramaz bizleri" diye slogan atan gençliği teröristlikle itham ettikten sonra, hocaefendi dediği adamı terörist ilan etmek... Masaya oturtup kebap ısmarladığı PKK Suriye elebaşını, birkaç ay sonra düşman göstermek... Bunlar iç pazarda kullanılabilir, medyayı iğdiş ettiğiniz için gündemi istediğiniz gibi belirleyebilirsiniz, ancak uluslararası planda Erdoğan helezonlar çizerek dibe doğru çekildi. Yaptığı hatalardan nedamet getirmediğini de görüyoruz, "ne aldatan olduk ne aldanan" lafıyla, her hareketinin arkasında durduğunu da gösterdi. 

Türk Musevileri harekata destek açıklamışken, mecliste birisi "yahudilerin askerlerisiniz!" diye bağırırsa... Terör örgütüyle masaya oturmasının üzerinden çok geçmemiş Erdoğan, "uzlaşın" çağrılarına "Nerede görülmüş bir devletin teröristle masaya oturduğu" derse... Bu tezatlar, bu zaaflar, zayıf noktalar elbette el kol bağlar. Ne NATO'yu kullanabiliyoruz, ne bu coğrafyadaki doğal müttefikimiz İsrail'le ilişkilerimiz düzgün. Hiçbir ülkenin dostluğu, sevgisi diye bir şey sözkonusu değildir, ancak 15 yılda söylemler, anlatılar ve eksenler değişirken, Türk devletinin olabilecek en kötü eksene oturması temin edildi. Türkiye'yi diktatörler kulübüne yaklaştırma hayalleri kuranlar da gemi azıya aldı. Bu yüzden, askerimizin haklı ve gerekli operasyonu, bize tehdit ve saldırı olarak geri dönüyor.

Yapılması Gereken

Türkiye Erdoğan'dan ibaret değildir. Sorun, operasyon yapmamız değil, sorun Erdoğan'ın operasyona zarar vermesi. Muhalefetin ve milletin Erdoğan'a rağmen ordusunun arkasında durmasını bile fırsat bilip AKP'ye katılım çağrısına bahane etmesiyle, ne kadar liyakatsiz bir cumhurbaşkanı olduğunu, belki bininci defa göstermiştir. 

Evvela, Türk milliyetçilerine düşen, Batı nezdinde, İngilizce propaganda yapmak. Ancak bu propagandanın Batı'nın diline, anlayışına ve dağarcığına uygun yapılması gerekmekte. Erdoğan bir gün gider, ancak itibarı sıfırlanmış, diktatörler kulübüne sığınmak zorunda kalmış, yaptırımlara uğramış bir Türkiye bize kalırsa, gitse de zarar vermeye devam edecek. Avrupa'nın sağ kesimlerine hitap etmeyi başarmalı, Batı'yı "kendi söylemleri"yle vurmalıyız. Şimdiye dek, Erdoğan rejiminin yandaşlarına aktardığı milyon dolarlarla böyle bir propaganda mekanizması on kere tesis edilirdi, çok da etkili olurdu. Apo'nun orman yakmayı tavsiye eden demeçlerini yabancı bir gazeteciye dosya konusu yaptırmak kaç milyona mal olurdu? Vekillerimizin, HDP vekilleri kadar olup, parlamentoları dolaşıp PKK'yı, onun neo-feodal yapısını anlatmaları mesela... Bunlar yapılmadı, evet, ancak bir şekilde bir yerden başlamak gerekiyor. 

Literatürde, "tooth to tail ratio" diye bir kavram vardır, "diş ve kuyruk oranı." Bir ordunun doğrudan çatışmaya giren unsurlarına diş, destek unsurlarına kuyruk denir. Modern ordularda bu oran çok düşüktür, çatışan her 1 adam için, 2, hatta 3 adam lojistik, ikmal, muhabere gibi görevler üstlenir. Operasyonel seviyede, kuyruk bütün millettir. Ordumuz bir operasyon yapıyorsa, bütün imkanlarımızla, "diş"in en etkili şekilde ve en az kayıpla görevini yapması için seferber olmak gerekir. Yine operasyonel düzlemde, moral ve propaganda, savaşın bileşenlerindendir. Harekatlar, yalnızca Mehmetçiğin silahı ve çizmesiyle kazanılmaz. Örneğin, Kurtuluş Savaşımız döneminde İngiltere'de kamuoyu savaş karşıtı olmasaydı, bugün belki de müstemlekeydik. Türkiye'nin ekonomisinin yıpranması, yaptırımlara maruz kalmamız ve itibar suikasti, operasyonlarımızın verimini azaltacaktır ki, şimdiye dek terörle mücadelede bu yüzden çok kayıp verdik. Cephede savaşmayan herkese, bu "efor"a bir şekilde destek olma görevi düşüyor. Yalnızca teröristle değil, küresel bir haber ağıyla da çarpışıyoruz. 

Öncelikli hedeflerden birisi, Türkiye'nin Erdoğan'dan ibaret olmadığını, Türkiye'yi sahiplenir bir şekilde göstermek olmalıdır. Yurt dışına "hitap" eden muhaliflerin çoğu, yalnızca Erdoğan eleştirmiyor, ülkenin milli menfaatlerine de zarar veriyor, Erdoğan'ı başımıza bela eden ve Erdoğan'ın başımıza bela ettiği olguları güçlendiriyorlar. 

Bir diğer hedef, Kürtlerin ve Kürtçülerin ne idüğünü göstermek olmalıdır. 

Bunlar yapılırken, anaakım medya değil, Avrupa'nın ve Amerika'nın sessizleri, görünmezleri hedef alınmalıdır. Bizimle özdeşim kurabilecek kesimler tespit edilmelidir. 

Erdoğan'a da düşen bir görev var elbette. İstifa etmek. İddia ettiği gibi yerli ve milli ise, Türkiye'nin cumhurbaşkanı oluşunun Mehmetçiğe zarar verdiğini, ordumuzun ve ülkemizin hareket kabiliyetini kısıtladığını görmeli ve derhal istifa etmelidir. Edeceğinden değil de, bunu net ve doğrudan ifade etmek lazım: Erdoğan ülke için bir beka sorunu haline gelmiştir. O görevde durdukça, FETÖ ve PKK ile mücadelemiz sürekli handikaplıdır. Operasyon başladığından beri, bunu baltalamaya çalışanlara tepki gösteriyoruz, ancak sol gözümüz görürken sağ gözümüz kör olmamalı. AKP zihniyeti de operasyonun yürütülmesine zarar veriyor, yanlış demeçlerle milletin birliğini, azmini baltalıyorlar. 

Batı nezdinde Türk çıkarlarını savunan ve karınca kararınca ülkesinin yalnızlaştırılmasına, diktatörler kulübüne doğru itilmesine karşı koyan herkese selam olsun. Türkiye ticaret yapmaya, gelişmeye, dünyanın bir parçası olmaya devam edecek. Çözüm, "vay efendim bize böyle yapıyorlarsa Kuzey Kore gibi olalım" demek değil, alternatif cepheler açıp bu kuşatmayı kırmak ve Batı'nın yeniden bir "parçası" olmaktır. 


*Mavi yazılı kısımları tıklayarak linke gidebilirsiniz.

M. Bahadırhan Dinçaslan

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 

 
mbdincaslan.com | © 2019 Tüm Hakları Saklıdır

Yorumlara dahil kullanıcılar

  • Bazı kelimelerin eski kullanımlarını seçmişsiniz. Kendi tercihiniz. Pek bana göre değil hatta kendime de engel olmaya çalışırım ama ''Müstemleke''yi TDK'da aratınca Mustafa Kemal'in daha önce karşılaşmadığım bir sözüne denk geldim. Bilgisayarımda yeni pencereler açıldı. nları okuyana kadar bu sayfayı çoktan unutmuştum. Araştırmalarınızda ve okumalarınızda zihni disiplini nasıl sağlıyorsunuz?

Who's Online

227 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Latest Park Blogs