Üye Girişi

Üye Girişi

Hasbıhal - II

30 Oca 2019

Şiirlerimde Hıristiyan motifleri İslami motiflerden fazla. Gerçi, geçenlerde bana anlattıkları bir hikayeye çok güldüm. Bir arkadaşım, şiir kitabımı birine hediye etmiş. Okuyan o zatın yaptığı yorum şu: Bu arkadaşın Allah'la alıp veremediği nedir? Evet, şiirlerimde İslami motifler de var; özellikle vadilerde şaşkın şaşkın dolanan şairler, "Karia'yı bilir misin?" sorusundaki dingin dehşet, "alsın beni Haviye" bedduası... Hele Ebu Leheb, hele Ebu Leheb! Ebu Leheb ve kuruyan elleri bende bir saplantı mertebesindedir. Fakat Hıristiyan motifleri daha fazla. Sebebi ne ola ki?

İncil dediğimiz metinler bütününün "tanrı sözü" olma iddiası yok. Daha çok İsa'ya, dine ve meselelere dair hikayeler, şahitlikler, iddialar derlemesi. Bu Hıristiyan motifleri daha "tarihi" ve daha "dünyevi" yapıyor gibi, en azından benim dimağımda böyle. İslam'ın temel metni Kuran ise, edebi açıdan etkileyici pasajlar bir yana, "tanrı sözü" kabul ediliyor. Dolayısıyla, hem ilham vermekten uzak (eksik, hatta çelişkili ancak dünyevi bir hikaye, buyurgan ve yalın bir dilden daha ilham vericidir) hem de ilham aldığınızda Allah'ın sözünü değiştirmeye kalktığınız, Kuran'a nazire yazmaya kalktığınız, FETÖcü olduğunuz vs. yazılıp çizilebilir. 

Bu yüzden belki de Hıristiyan motifler benim konfor alanımdır diyebilirim. Kimse onları "yeniden üreterek" yahut doğrudan kullanarak şiirimi ördüğüm için bana saldırmıyor. (Burada Hasbıhal - I yazısını okumanız uygun olabilir.) Hem sevdiğim İngiliz-Amerikan şairlerin de beslendiği bir kaynak. Palimpsest'i sevdiğimi söylemiştim, konforlu, bedelsiz, üstelik ilham dolu bir Palimpsest imkanı sağlıyor. 

Lafı çok uzatmadan, bu defa hasbıhalimize konu olacak şiiri paylaşayım. İsmi Sanhedrin. Sanhedrin, İsa'yı yargılayan Yahudi mahkemesinin adıydı. Şiir, İsa'nın yargılanışını, hüküm verilişini ve cezanın infazını uzaktan, birkaç sahneyi sadece detayları vererek, bütün resmi göstermeden resmetmeye çalışıyor. Mart 2018'de yayımlandı:

Sanhedrin


Bir müphem ümitle titreşir ufuk
İkrarının yükü sırtında kambur
Takılır gözleri bir kelebeğe
Uzatır boynunu kanlı kütüğe
Annesinin kandırdığı bir çocuk

Yazgıya boynunu eğişi mağrur

Kuru elleriyle ihtiyar adam
Bir şabbat ağıdı inleyip durur
Uyanır Celile horoz sesine
Günahsız kuzunun can kafesine
Cebel Musa olur kurulur makam

İlk taşı atanın elleri kurur

Sükut orucunda günahkar kadın
Hakikat ağırdır, dili tutulur
Gözlerinin derininde bir bulut
Baş taşı üstünde dikilir bir put
Boğazlanıp gömülmüş bir tanrının

Gizler göz yaşını ipince yağmur

___________

Hıristiyan ikonolojisinde pieta denen bir sahne vardır. İsa'nın cesedini tutan Meryem. Yazının görselinde, en meşhur tasviri değil, von Stuck'un fırçasından çıkan, daha az bilinen bir örneği var. Meseleye teolojik değil, tarihselci bir anlayışla bakarsak, la-dini perspektiften mesela... O zaman en anlamlı pieta tasviri bu tablodaki bence. 

Diyelim ki anlatılan her şey yalan. Evlilik dışı bir ilişkiden çocuk sahibi olmuş bir kadın... Biliyorsunuz, uzun süre susma orucu tutuyor... Bu önemli, "susan Meryem" zaten şiirlerimde sıkça karşımıza çıkan bir motif. Haklılığını ispat için susan Meryem ve mucize gösterip onun adına konuşan bebek İsa... Her ne ise, Meryem susarken, (burada inançtan ayrılıyoruz) aklına bir fikir geliyor, belki civardaki inanışlardan, belki çocukken dinlediği bir menkıbeden ilham alarak: Çocuğumun babası tanrıdır. Zavallı İsa da, bu yalana inanıyor. Kadına o yalanı söyleten baskı olmasa, İsa'yı çarmıha götüren yol önünde kıvrılmayacaktı. Ama yalan bir defa söylenmiş, ve kuzu, anneye inanmış. (Tanrının kuzusu, Agnus Dei, İsa'nın lakabı)

O kandırılmış çocuk, Yahudiler mahkemesinde, Sanhedrin'de yargılanıyor. En yakın dostu bile, onun kaderine ortak olmamak için onu inkar ediyor... Sonra kehaneti hatırlıyor bir horoz sesiyle, utanıyor: "Horoz ötmeden evvel, Peter, bana üç defa ihanet edeceksin..." Peter Sanhedrin'de olan biteni uzaktan izlerken, üç defa birileri "bu da onun arkadaşlarındandı!" der, ama Peter inkar eder. Ardından horoz ötünce, efendisinin söylediğini hatırlar, kendisinin nasıl da "hayır, ben seni asla satmam" dediğini anar, utanarak, ağlayarak uzaklaşır.

Fakat kuzu çarmıha vakur adımlarla yürüyor. Zira en şüphelenmeyeceği yerden yakalanmış. Annesinin ihanetine uğramış aslında. O kadar içeriden, o kadar derinden bir ihanet tasavvurunun olmayacağını düşünüyor, aklına bile gelmiyor.

Ve çarmıhta yaralı, susuz, bezgin, dayak yemiş bir adam olarak kafası göğe kalkıyor: Eli, Eli, lema şabaktani? (Tanrım, tanrım beni neden terk ettin?) Son anında bile, annesini suçlamıyor da, muhayyel babasını suçluyor. Ve o anne, o anda bile, yaşlı gözlerle izlemekten başka bir şey yapmıyor. İçi parçalanıyor mu? Evet. Ama yalan onu da, oğlunu da, Celile'yi (Galilee, İsrail'de bir bölge) de, bütün Kenan diyarını, hatta onu çarmıhta mızraklayanların ülkesini (Roma) avucuna alacaktır. Sanki bunu bilir gibi, kendisini aşan bir iradeye teslim, öz çocuğunu yalanına kurban ediyor.

İhtimal, Peter yahut bir başkası, Meryem'e parmak uzatsa ve dese ki "Kadın! bu çocuğu sen yaktın! Söyle, kimden peydahladın, söyle, niye sustun ve seyrettin?" Belki Meryem ilk taşı atacaktı. Belki Meryem, eline "kaderin mızrağı"nı (İsa'ya çarmıhtayken saplanan mızrak) geçirdiği gibi, öldürüverecekti öz oğlunu, yakalanmanın hıncıyla.

Ama olmadı. Bir daha bakın tabloya. burada klasik bir pieta sahnesi yok. Nedamet getiren bir Meryem var: Ben ne yaptım?

Şiirin sonunda, bir yalana kurban olan, hakimler, şahitler, seyirciler arasındaki tek günahsızın putlaşması var. Bu da sanırım Faruk Nafiz'in etkileyici mısraını yadıma düşürdüğünden: "Çarmıhından sana bir put çıkaran İsa kim?".

Böyleyken böyle. Başka bir şiirde görüşürüz. Meraklısına; Golgotha ve Solarliodh şiirlerim bu şiirin kardeşidir. 

 


M. Bahadırhan Dinçaslan

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 

 
mbdincaslan.com | © 2019 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

227 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Latest Park Blogs