Üye Girişi

Üye Girişi

Yumuşak Türkler: Bombalar ve Terör

15 Oca 2016

İsmi Kürşad, ne bileyim Batur vs. olup, Türk milliyetçisi olmamayı geçtim, Türk düşmanı olanlar var. İfrit oluyorum, bir yandan üzülüyorum: İsmi Kürşad olan bir adamın babası ya da annesi kesinlikle Türk milliyetçisidir diyebiliriz. Zira Atsız'ın yarattığı bir isimdir, bütün Kürşadların isim babası Atsız'dır. 

Gelgelelim, babasının milliyetçi olduğunu bildiğimiz, neredeyse Bozkurtların Ölümü romanıyla yaşıt Kürşad Bumin örneğinde gördüğümüz gibi, bazen böyle çocuklar çıkıyor. Ya da Türk düşmanı bir hareket olan İslamcılığın kalesi Refah-Saadet çizgisinin önemli siması Oğuzhan Asiltürk'ü düşünün; adıyla, soyadıyla tam arzu ettiğimiz tipleme değil mi? Halbuki Türk düşmanı, ümmetçi bir ideolojiyi savunuyor.

Bir Türk milliyetçisi olarak hafif şakaya vuruyor, hafif üzülüyorum. Türkeş için de böyleymiş, nerede okuduğumu hatırlamadığım bir anekdotta, solcu öğrencilerin Mete, Alparslan gibi isimler taşıdığını duyan Türkeş'in "yahu bu çocukların isimleri de pek güzelmiş, niye böyle olmuşlar?" diye sorduğu yazıyordu. 

Pekala bu durum neden ileri geliyor? "Beyaz Türk" de denen bir kesim var, beyaz Türk bence daha dar bir tasnif ama, aşağı yukarı "şehirli, laik" diyebileceğimiz kesim. Bu kesim çocuklarına Abdullah, Yasin, İsfendiyar isimleri koymak istemiyor, ki bu güzel bir şey. Bunlardan bir kısmı, Vildan, Buse gibi Türkçe kökenli olmasa da dinle alakasız ve kulağa hoş, elit gelen isimleri seçiyorlar. Büyük bir kısmı da, ana Türkçe isimler koyuyor: Alp, Buğra, Berke gibi. 

Berke'yi düşünün. Jenerik "tıfıl, hafif efemine beyaz Türk çocuğu" ismi olarak kullanıyoruz, Türk askerine Mehmetçik dememiz gibi. Halbuki Berke "berk", yani güçlü, kavi sözcüğünden türemiş bir isim. Meşhur bir Altınordu Hanının ismi. Esasen "Berk" ya da "Berke", bencileyin oğlunun bıyığından kan damladığını görmek isteyen ruh hastası Türk milliyetçilerinin koymak isteyeceği isimlerden biri. Ama bir defa bu imaj yapışıp kalmış. 

Bu, Berke ismini kullanan kitlenin özelliklerinden ileri geliyor. Berk'in sertliği kadar, bu kitlenin halet-i ruhiyesi ve mayasının yumuşaklığı var. O yüzden bunlara topyekün "Yumuşak Türkler" diyebiliriz. 

Evvela söylemeliyim ki ben bu kitleyi aşağılamıyorum; hatta seviyorum. Babamın bana verdiği en önemli derslerden biridir. Bir gün, babamın "faşistliği"ne hayran olan, ülkücü bir aileden gelmediği için bunun hasretini çeken ülkücü bir arkadaşım ve babamla yürürken, yaşlı kurdu gaza getirip faşistliğini ortaya çıkarayım, biraz da hava atayım demiştim. O yıllar, asmak kesmek kelle uçurmak türküleriyle, Osman Öztunç'un "parkamın derdinde üç beş piç" mısraıyla kendimizden geçtiğimiz, kim olduğunu bilmediğimiz o piçlerle gölge dövüşü gibi kavga ettiğimiz yıllar. Bir parktan geçiyorduk, kafasının üzerinde dönerek dans eden hiphopçu gençler vardı. "Baba ya" dedim, "vatan elden gidiyor, şu şerefsizlere bak neyin derdindeler, ne yapıyorlar..." Aklımsıra babamın hepsini kesme fetvası vermesini bekliyorum, arkadaşın yanında gururlanacağım "bak nasıl faşist bir babam var" diye. Babam döndü, "oğlum" dedi, "öyle deme. Biz bu insanlar bu parklarda rahatça kafalarının üzerinde dönsünler diye mücadele verdik, vereceğiz." 

Bu kitle memleketin güzel ve huzurlu olmasının teminatıdır. "Ortalama iyi"yi belirleyen ve maalesef temsil bulamayan, dincinin, kasabalının vs. hoyratlığı ve kalabalığı arasında boğulan, siyasi denklemlerde pek değerlendirilmeyen, mecburi istikamet CHP ağırlıklı, önemsenmediği ve teyakkuza geçirilmediği için de küflenmiş, yozlaşmış ve boktan bir kimliksizliğe itilmiş bir kitle. 

Bu "yumuşak Türkler"in karakteristik özellikleri ve meselelerine dair yığınla laf edilebilir. Örneğin ben, bu kitlenin içten içe bir "seküler Türklük" özlemi duyduğunu düşünüyorum. Batıyı şöyle ya da böyle tanıyorlar, ona özeniyorlar da; ancak çoğu istese de batılı olamadığını ya da tam kabullenilmediğini tecrübe ediyor. Bu, batı "standartları"nda müspet ve çekici, ama "ondan" ve yerli olan, dolayısıyla gururlanabileceği, kendini tanıtırken referans gösterebileceği idol, sembol ve motiflere ihtiyacını arttırıyor. Örneğin Atatürk'ü bu yüzden seviyorlar. Ama boş bir sevmek: Atatürk çok sert bir adamdı, komitacıydı, Türk milliyetçisiydi ve "aydınlanmacı faşist"ti. Şahsi gözlemlerimden en önemlisi, belki de, bu kitlenin Türk mitolojisine inanılmaz ilgi duyduğudur. 

Pekala terör ile alakalı tarafı nedir? Malumdur, Sultanahmet'te bir bomba patladı. Sonra, gündemde bir akademisyenler bildirisi var. Bu kitlenin yumuşaklığı, islamcıların ihaneti ve liyakatsizliği ile birleşince, "Türk"ü ortada bırakıyor, öksüz bırakıyor. Şöyle bir manzaraya bakalım:

Eric Hoffer der ki, Fransız burjuvazisi en çok hak elde ettiği dönemde kralı kesti. Rus köylüsü en ferahladığı an Çar'ı kurşuna dizdirdi. Büyük ihtilaller, kalkışmalar statüko devam ederken değil, gevşeme başlayınca ortaya çıkar. AKP bu gevşemeyi yarattı. 

Eğer AKP yıkılırken başımıza çökmesini istemiyorsak, irili ufaklı örgütlenmelerle devletin ve ülkenin asıl sahibi olduğumuzu göstermeliyiz. Zira Türkiye'de temsili hiç olmayan kesim, "işinde gücünde, sıradan ve ortalama iyi Türkler"dir. Temsilsizlik ve güvensizlik felakete itiyor. Korkudan, bıkkınlıktan en büyük düşmanına taviz vermeyi kabul ediyor bu kesim. Bu tedavi getirmeyeceği gibi, acılı bir çileye dönüşecek. Nihayetinde Türkler "Türk olarak" yaşayamaz olacak ve ortadan kalkacaklar.

O yüzden Türkiye'de tek tek "Kürde" değil ama "Kürtler" olgusuna dizginsiz olmayan, fakat sert ve sürekli bir antipatinin yayılması lazım. Eğer "Kürtler", millet olma sancılarını Türklerin rahminde hissettiriyorlar ve doğarken o rahmi parçalayacaklarsa, bu gayrımeşru çocuğu reddetmemiz lazım. En iyimserimiz, belki kordon boynuna dolanır da ölü doğar diye dua ediyor, hayır. Bağır çağır geliyorlar. Bize düşmanlar, bize kinliler. Koç başı görevini üstlenen, zayıflatma amaçlı toplumsal etki ajanları var ve sürekli zayıflıyoruz.

Köylü din denen kıskacın avucunda, şehirli HDPli ve CHPli söylemlerle ajite edilmiş durumda. Bu böyle sürerse çıkış yok. Asıl varoluş mücadelesini Türkler veriyor. Geçenlerde bir dostuma dediğim gibi, "dışarıdan" devşirse bile Kürtlerin burada bir stratejik aklı var. Ama Türklerin yok. Devlete güvenemiyoruz. "Bir bilen" var diyemiyoruz. Apaçık yok. En fazla palyatif çözümler, ertelemeler.

Şehirlisinin, okumuşunun, zengininin, dil bileninin (vs) Kürtçü söylemler tarafından ajite edildiği bir millet ayakta kalamaz. Yumuşak Türklerin yumuşaklığı, korkuları ve tavizciliği, devletin(AKP'nin) bu kitleyi iyice gözden çıkarması varoluşunu üzerine bina ettiği akılsız, donanımsız, tecrübesiz ve afyona alıştırılmış kitlenin ayrık otu gibi diğerlerini boğduğu bir Türkiye'ye bizi götürmesi, bu mücadelede bize en çok lazım olan sınıfı, korkunç ve tuhaf bir biçimde Kürtçü tarafa itiyor. 

Vaktiyle Elitist Milliyetçilik diye bir yazı yazmış ve kendimce değinmiştim. Bize düşen, bu yumuşak Türklerin, sözkonusu hayati tehlike ise, sertleşmeleri gerektiğini onlara anlatmak. Zira kürtçü ve islamcı terörün elbirliği ile, uzun vadede onlara yaşam alanı bırakmayacağının farkında değiller. "Devlet kötüdür", "asker kötüdür" derken, silahlı Kürt güçleri ve Kürt örgütlenmelerinin faşizmi altında inim inim inleyeceklerini bilmiyorlar. Afedersiniz Türk yazımda dediğim gibi, Türk temsilini boktan biçimde üstlenenler, bu kitleyi hayati şeylerden soğutuyor.   

Yumuşak Türklerin bu süreçteki tepkileri, kavgadaki sevgilisini ayırayım diye tutmaya çalışıp, onun hasmından dayak yemesine sebep olan iyi niyetli ama tecrübesiz genç kız gibi. Hiç değilse "aşkım vur, aşkım aslansın, kaplansın" demelerini sağlayacak kadar sertleştiremezsek, bu savaşı kazansak da bir boka yaramayacak.

Ek olarak, şu akademisyenlere dair bir laf edeyim. Akademisyenlerin odaları çarpılanmış. Bundan şikayet edemezler. Zira hukuk düzenine başkaldırıyı desteklediklerini beyan ettiler. En boktan haliyle bile olsa bir "resmi düzen"in karşısına "örgüt düzeni" ile dikilirsen, resmi düzenin sana sağladıklarını yitirince ağlayamazsın. Bombacıları, savcı katillerini övenlerin Suruç ve Ankara'da öldüklerini gördük mesela. Övdükleri yöntemle öldüler. Bu akademisyenler de, övdükleri örgütün yöntemleriyle temizleniyor. Şikayet etme hakları yok.


M. Bahadırhan Dinçaslan

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.



 
mbdincaslan.com | © 2024 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

461 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Latest Park Blogs