Üye Girişi

Üye Girişi

Genetik Ahlaksızlık: Anadolu'da Türk Yok Mu?

11 Haz 2016

Bir genetik çalışması yapıp ardından "Anadolu'nun sadece yüzde üçü Türkmüş", "Dünyada herkes akraba, millet diye bir şey yok", "Ünlü ırkçı meğerse Aborijinmiş" gibi laflar etmek şu sıralar pek moda. Multi-kulti ahlaksızlığının nedense pek itibar gördüğü bu çağda, güya millet kavramının altını oyup piç ve kişiliksiz bir çorbaya dönüştürülmek istenen insanlar, bu propagandanın sonucunda "yığın"laşıyorlar. Buna dair bir "yarım biyomühendis" olarak bir yazı yazma ihtiyacı hissetim.

Son zamanlarda çokça paylaşılan bir propaganda videosu var. Kimi ırkçı, milliyetçi insanlara test yapıyorlar ve "sen yüzde 3 Alman, 60 Afgan, 5 zenci, 2 Basksın" falan diyorlar. Bir de Kürt kız var, "Türklerden nefret ediyorum" diyen, o da Kürt çıkmıyor ve sair. İlk etapta kulağa hoş geliyor ama kazın ayağı öyle değil.

Genetik araştırmalarda, ata-döl ilişkisini en iyi iki yolla inceleyebilirsiniz: Y kromozomu haplogrubu ve mitokondriyal DNA. Bunlar ne demek, anlaşılsın diye kısa da olsa bir açıklama yapmalıyım.

DNA, çoğumuzun aşina olduğu üzre insanoğlunun genetik materyalidir. Atadan döle geçen DNA, fiziki özelliklerimizi belirler. DNA'mızın yarısını annemizden, yarısını babamızdan alırız. Bu alma şekli, anlaşılır olması için "DNA paketleri" diyebileceğimiz kromozomlar yoluyla olur, 46 kromozomumuzun yarısını annemizden, yarısını babamızdan alırız. Bu kromozomlar içinde ilginç olanlar, cinsiyet kromozomlarıdır. Biçimlerinden dolayı birine X, birine Y denir. Her kromozom çifti anne-baba kromozomu şeklinde ikili gruplar halinde toplanır ve cinsiyet kromozomlarında XX ve XY şeklinde iki durum söz konusudur. XX durumunda, hem anneden hem babadan X kromozomu alınmıştır, bebek dişi olur. XY durumunda, babadan Y, anneden X alınmıştır, bebek erkek olur. Her erkeğin cinsiyet kromozomları XY şeklindedir, bu yüzden Y kromozomu sadece babadan alınabilir: O da onun babasından geçmiştir. Bu sayede sadece Y kromozomunun izini sürerek erkek atalarınızın tamamıyla paylaştığınız bir genetik arkaplanı öğrenebilirsiniz. (Bu yüzden seyyid olmadığınız da ortaya çıkabilir.)

Mitokondriyal DNA ise biraz daha farklı. Mitokondri, insan hücresinin içinde oksijenle tepkime yaratarak "solunum"un moleküler düzeyde gerçekleşmesini ve enerji üretmesini sağlayan organelin ismi. Yani mitokondri, hücrelerimizin enerji kaynağı. Ciddi ve büyük oranda kabul gören bir teoriye göre, mitokondriler, bir "birlikte yaşam pratiği"nin kalıntısıdırlar: Eskiden başlı başına bir canlı olan mitokondri, büyük tek hücreli canlıların içinde yaşıyor, onlara enerji sağlayıp onlar tarafından besleniyordu. Zamanla mitokondri hücre ile bütünleşti ve organele dönüştü. Tam olarak bu yüzden, mitokondrilerin kendilerine has DNAsı vardır: İnsan hücresinin ve vücudunun genetik özellikleri hücre çekirdeğindeki DNA tarafından belirlenirken, mitokondrinin genetik özellikleri kendi kalıtsal materyali ile belirlenir. İnsan dediğimiz canlı, nihayetinde ana rahmindeki tek bir hücreden başlar ve babanın spermi vasıtasıyla genetik materyali annenin yumurta hücresine aktarıldıktan sonra, yumurta hücresi bölünmeye başlar. Bu ilk hücrenin mitokondrilerinin neredeyse tamamı anneden gelir ve her kopyalamada annenin mitokondrileri de kopyalanır. Bu da, Y kromozomu örneğinde olduğu gibi, annenizin ve onun annesinin şeklinde giden bir silsilede genetik soyağacınızın çıkarılmasında kullanılır.

Y kromozomuna geri dönersek, Y kromozomu üzerinde oluşan bazı mutasyonlar, farklılaşmayı sağlarlar. Bu mutasyonlar "işaretçi" vazifesi görür: Aynı mutasyona sahip Y kromozomu taşıyıcısı iki erkek akrabadır. Bu akrabalık bir nesil önceden olabileceği gibi, 10.000 yıl önceden de olabilir. Buradan hareketle, "Türkiye'de Türk yoktur" diyorlar: Herkes akraba olduğundan, Türkiye'de de Türk olması abes olduğundan (öyle ya, burada Türkiye adını Mustafa Kemal'in komploları vermiştir, durduk yere buralar insanını Türk yapmıştır. Zaten kendisi de sarışın, Türk değil. Türk yok, Orhun abidelerini dikenler de mavi gözlü kağanlardı, böyle Türk mü olur? Türk bir mitostur. Daha fazla kendimden tiksinmeden parantezi kapatayım.) milliyetçilik kötü bir şeydir. Nasıl yaparlar bunu? 

Y kromozomu "türleri", yani haplogrupları, mutasyonlara göre farklı isimlerle adlandırılırlar: R1a, R1b, L, C, J, Q, N gibi. Sonra bu haplogruplar en çok hangi bölgede karşımıza çıkıyorlarsa, ona göre "şu bölgenin haplogrubudur" denebilir: Q daha çok Orta Asya ve Amerikan yerlilerinde, N daha çok Sibirya ve Finlandiya'da, L Indus bölgesinde, C Moğolistan ve Kore'de, J Akdeniz çevresinde çok yaygındır. Diyelim ki bir araştırma yaptık ve Türkiye'de insanların %10'u R1a, %20si L, 30'u J, 2'si C, 5'i Q, 15'i N çıktı. Türk oranı %20, geri kalanı Türk değil mi diyeceğiz? Öyle mi acaba?

Evvela şunu söylemek lazım, bu haplogrupların ortaya çıkış tarihi çoğu zaman 20.000 yıl öncesine dayanır. 30.000, 40.000 yıllık haplogruplar vardır. Yani ortada Türk, Kürt, Fransız vs. yokken, ortada Hun yahut Sümer bile yokken çıkan mutasyonlardır bunlar. Daha milletler değil, etnisiteler bile teşekkül etmemişken, daha o genin taşıyıcısı hangi bölgede kalıcı bir şekilde mukim olacak, Keltçe mi yahut Afganca mı konuşacak belli değilken, 30.000 yıl önce ortaya çıkmış bir genin yüzlerce nesil sonra birinde bulunması yahut bulunmaması üzerinden "ırk" tasnifi yapılamaz. Zira hepimiz biliyoruz ki insanlar ufak kemirgenlerden evrilen maymunumsulardan evrilen büyük maymunlardan evrilen homo genusunun evrimsel meyveleridir ve kuvvetle muhtemel Afrika'da ortaya çıkıp dünyaya yayılmıştır. Buradan hareketle "balina yahut kurt yoktur, hepsi memelidir" mi diyeceğiz? Kaldı ki, insanoğlunun "bilinç" ortaya çıktıktan sonra evrimini belirleyen temel düzlem, "sosyal uzantılar" olmuştur: Genetik farklılıklarımızdan çok, coğrafya etkisiyle kültürel farklılıklarımız önemlidir. 

Bunun ötesinde, bir yöntemsel hata daha var. Mesela Ömer Gökçümen bir araştırma yapıyor, bizim Avşar köylerinden birinin genetik haritasını çıkarıyor. Sözlü anlatıda Orta Asya'dan geldiklerini söyleyen bir köy olduğunu belirttikten sonra ekliyor: "Yüzde 57'lik L haplogrubu, Türkiye'deki L grubunun Hindistan değil, Orta Asya kökenli olduğunu gösterebilir, Orta Asya'dakiler de evvelinde Hindistan'dan almış olabilirler". Gayet mantıklı: Q ve N haplogruplarının yüzdesi Türkiye ortalamasına göre oldukça yüksek çıkan bu Avşar köyünde Indus merkezli bir haplogrup da yüksek çıkıyorsa, o L grubu Avşarlardan önce burada yaşayanların değil, Avşarların getirdiği bir genetik frekansın neticesidir. Pekala Avşarlar arasında bu L haplogrubu ne arıyor? 20-30 bin yıl önce, Türk "etnisitesi" şekillenirken, Indus, Doğu Asya, Kuzey Asya ve Yakın Doğu gen havuzları etkili oldu, her diğer ırk yahut ulus yahut etnisite yahut millet gibi Türkler de bu bakımdan "melez"dirler. Yani zaten Türk şekillenirken gen havuzunda L, J, Q, N, R1a vardı, bu sonuncusu örneğin "Hint-Avrupa"lıdır. Bozkırda bizden önce yaşayan "Aryani"ler vardı, onlarla da karıştık. Bu geç karışmanın öncesinde, ta paleolitik çağın sonunda mayamız karılırken farkl ıY haplogrupları taşıyan atalarımız vardı, her millet için böyledir. Zira "Türk"ün ortaya çıkışı Proto-Türk ile birlikte çok çok 5.000 senelik bir hikaye, haplogruplar çok daha öncesinde dünyaya yayılmışlardı. 

Ama tabii, haplogruplar bazı işaretler taşırlar. Örneğin Q frekansının haritası, Amerikan yerlileri ile akrabalığımızı ispatlar: Ancak bu akrabalık, Türk daha Türk olmazdan evveline dayandığı için, Kızılderililer Türk demek, balinalar ayıdır demek gibidir. Yahut bir Türk'ün Çinli ile, Hindistanlı ile akrabalığı, elbette Avustralya yerlisi yahut Sahra altı Afrikalı'dan daha yüksektir. 

Ahlaksızlığın bir diğer boyutu da şu: Atıyorum sadece N grubu Türk haplogrubu kabul ediliyor, sonra Türkiye masaya yatırılıyor, Türkiye Türk çıkmıyor. E Kazakistan'a bakıyoruz orada da Türkiye'den çok çok 1-2 puan yüksek frekans. Altaylar, ha keza. E Türk hiçbir yerde mi yok kardeşim? 

Beşeri bilimlerde bir "Hint-Avrupalı" ekolü vardır, etnosentrizmin çok güzel bir örneğidir. Mesela, dilbilim çalışmalarında ilk defa Avrupalılar bu işe büyük önem verip muhteşem bir dil ağacı çıkardıklarından, temel özellikler Hint-Avrupa dil ailesinin kaidelerine göre belirlenir. Bu yüzden Ural- Altay dil ailesi "yok" kabul edilir, zira Hint-Avrupa dil ailesindeki kuralları karşılamıyordur akrabalık. Türk sözkonusu olduğunda da hep "Türk bir şemsiye terimdir, farklı etnik unsurlar içerir" derler; halbuki örneğin Almanca, Hint-Avrupa dili olmasına rağmen, yaklaşık yarı oranda "Hint-Avrupalı istilası öncesi bir dil"den özellik ve kelime barındırır. Tutup Almanlara "Almanlık bir şemsiyedir" mi diyeceğiz? (Burada daha fazla kafa karıştırayım, Dede Korkut Alman mıydı?) Alman Almandır, Türk Türk; ancak sadece Türk sözkonusu olduğunda "Türk" demekten kaçınmalıyız, Türk'ün hep "uydurulmuş bir kavram" olduğunu vurgulamalıyız çünkü multi-kulti solculuğu bunu gerektirir. Hele ki, örneğin Wikipedia'da soyca Fars vs, olup dilce, kültürce Türk olanlar mutlaka "Fars", "Kürt", "Arap" gösterilirken, örneğin soyca Türk olup Farsça yazan ve "benim atalarım Türk idi, hepsi birer kurt idi" (Peder mer peder mera Tork bud / Der niru her yek yeki gorg bud) diyen, "Türkçe bize vefanın sıfatı değil" diye ağıt yakan Nizami'yi Fars gösterirler. Önemli olan kıstas ve yöntem değil, önemli olan "nasıl Türklüğü mümkün olduğunca küçük, aşağılık ve sefil gösterebilirim" kaygısıdır. 

Bu "ırkçılık düşmanları"nın, ırkçılığa karşı çıkayım diye en büyük ırkçıya şapka çıkartacak kadar kan, soy, gen işlerine girmelerine değinmiyorum bile. Girsinler, fakat akademik çarpıtma yapmasınlar, ciğerimizi yesinler. Anadolu'nun Türk olduğu, "internet üzerinde bir uluslararası ankette Türk varsa mutlaka o kazanır" kuralından bellidir, bugün zihnimizin en dibinde yaşayan Kızıl Elma'yı o internet anketinde görürüz de, Mete, Bumin, Bilge yahut Cengiz'in etrafında organize olan kafasına buyruk boylar gibi organize olur, o Türk'ü tepeye taşırız. 

Son olarak, Ahmet Taşağıl'ın anlattığı bir meseleyle bitireyim. Çinliler, Osmanlı için, vaktiyle Göktürkler'e kullandıkları harfi kullanıyorlarmış. Merhum Elçibey'in dediği gibi, "Ermeni, Azerbaycanlı'ya da Türk der, Türkiyeli'ye de. Düşman, bizi bizden daha iyi tanır." Altai Kai'ın "Kezer Taş" şarkısı vardır, o şarkıda bir balbal, Telenge dilinde konuşan birini görünce, "dilimiz hala konuşuluyorsa, biz hala yaşıyoruz" diyerek ağlar. Orhun'un dili bu coğrafyada konuşuluyor ve bir zamanlar Bizans gibi müthiş bir medeniyetin dili konuşulmuş olduğu halde konuşuluyor. Göçebeler zayıftır, yerleşik kültür onları asimile eder gibi lafların, her türlü düşmanlığın karşısına Türk, binlerce yıldır Ay'a dede, Yer'e ana diyen diliyle, bozkırlı irfanı ve ırkçılık bulaşmamış, hoşgören, kapsayan, kucaklayan genetiğiyle çıkıyor. 


M. Bahadırhan Dinçaslan

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 

 
mbdincaslan.com | © 2019 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

215 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Latest Park Blogs