Üye Girişi

Üye Girişi

Süper-Medeniyet: Kültürlerarası İletişime Bakış

30 May 2019

I. Giriş

Kolektif kimlikler nasıl inşa edilir? "Millet", "etnisite", "ırk" ne demektir? Bunlar hep mi varlardı, sonradan mı ortaya çıktılar, yoksa iptidai nüvelerden evrimleşerek mi bu hale geldiler? Daha önce sorulması gereken bir soru: Bunlar var mıdır? Hakikat midir? Hakikatlerse, içeriği nedir? Bir başka soru: Lazım mıdırlar? Kölelik, mesela, hakikatti, gerçekten vardı. Hatta lazımdı da. Öyleyse bir başka soru: İyi midirler? Kölelik iyi değildi. Daniel Dennett'in "Darwin'in Tehlikeli Fikri" kitabının girizgahı gibi oldu, evet, ama bu sorular kendimce sürekli sorduğum, sürekli cevabını araştırdığım sorular. Cevap da öyle kolayca, tek cümlelik bir halde gelmiyor. Yavaş yavaş şekilleniyor, katman katman beliriyor. Hatta bazen, gözlemleyebildiğin katman seni yanıltıyor; ayrıntıların daha belirgin olduğu yeni bir faza geçtiğinde, evet diyorsun, yanılmışım. Şimdilik, evet şimdilik, cevaplarım şöyle: Etnisite ve millet arasında, Newton fiziği ile izafiyet teorisi, yahut kuantum fiziği ile Newton fiziği arasındaki rabıta vardır. İkisi de hakikattir, vardır, ilişkisi de vardır ancak ölçekler farklıdır, dolayısıyla gözlemlediğimiz kurallar ve sonuçlar bambaşkadır. Millet, iptidai nüvelerden evrilen bir kimliktir, mutasavverdir ve lazımdır. Üstelik iyidir de. Milliyetçilik de, basitçe, milleti dönüştürme yollarına hakim olup, milliyetçiliğin kendisinin değil, bilimin, aklın, ahlakın, felsefenin (...) verdiği kararlar doğrultusunda, milletini dönüştürme çabasıdır. 

Bunun yanında, tabii, sorulması gereken bir sor seti de, "medeniyet nedir" ve "kültür nedir". Türlü izahlar var, Türkiye'deki milliyetçilik anlayışının kurucu babalarından Gökalp, ideolojik örgüleştirmesine uygun bir şekilde medeniyet-hars ayrımı yapmıştı. Medeniyet bir "havza"nın, birden çok milletin katkısıyla tesis olunuyor, hars ise milli kimliğin mayasını teşkil ediyordu: Aynı medeniyete mensup farklı harslar olabilirdi. 

Peki medeniyet ve harsın, ya da kültürün ilişkisi nasıldır? Devlet ve millet ilişkisine mi benzer, mesela? Din ve kültür ilişkisine? Bu sonuncusu önemli, "Protestan Ahlakı"nı sürekli alıntılar dururuz; bu alanda düşünen biri için en önemli sorulardan biri bu. Kuzey ülkelerine hakim kültür "öyle" olduğu için mi protestanlık orada doğdu, yoksa protestanlık orada doğduğu için mi oralarda "öyle" bir ahlak gelişti? Ben ilkinin geçerli olduğunu düşünüyorum.

II. Kültürün Belirleyiciliği

Marksizmin büsbütün değil, ama kısmi haklı olduğu bir husus vardır: Ekonomik ilişki ve faaliyetler toplumda belirleyicidir. Buna Haldun'un coğrafyasını da eklemek lazım tabii. Göçebe hayvan tarımında uzmanlaşmış bir milletin, mesela, kadın-erkek eşitliği konusunda diğerlerine nazaran daha olumlu bir durumda olacağını öngörebiliriz. Zira kadın da üretime katılıyordur, katılmak zorundadır. Yahut, fiyortlarla, ormanlarla, dağlık arazilerle bölünmüş, tarım yapılabilir alanı küçük ve dağınık olan coğrafyalarda, bireycilik yaygınlaşır diyebiliriz. Toprak tarımına elverişli genişçe bir bölgesi olup, homojen olarak dağılmamış coğrafyalarda ise (Mezopotamya, Mısır) totaliter yönetim anlayışlarının gelişeceğini söylemek de belki mümkün. Bir başka boyut: J. Diamond, "Düne Kadar Dünya" kitabında basitçe diyor ki, insan toplulukları arasında çatışmanın yokluğu ancak iki durumda gözlemlenir: Tam bir kaynak yoksunluğu ya da aşırı bir kaynak bolluğu. 

Bir kültürün evrimleştiği coğrafya, o coğrafyanın izin verdiği ekonomik faaliyetler, iklim, komşularıyla etkileşimleri gibi hususlar, kültürün nasıl evrileceğini büyük ölçüde belirler. (Tabii yüzde yüz bir belirleyicilik değil. Tesadüf ve kaos burada da sözkonusudur, mesela ciddi anlamda yetenekli bireylerin ortaya koyduğu işler nadiren de olsa bir toplumun akış yönüne etkide bulunabilir, ya da evrimsel süreçte gelişmiş, çok faydası olmasa da zarar vermediği için yaşamaya devam etmiş bir motif, bir anda faydalı ya da zararlı bir sıçramaya sebep olabilir.) Uçsuz bucaksız ve yeknesak bozkırda yaşayan bir topluluğun üyelerinin, ekonomik faaliyetlerin yanında, her gün gördükleri manzara da karakterlerini etkileyecektir mesela. 

Kültür böyle evrilirken, ürünler de verir. Dil, kültürü "mümkün kılan" ilk ürünlerimizden biriydi, dil muhtemelen icat ettiğimiz bir şey değil, beynimizin evrimleşerek yarattığı, donanımızda "verili" gelen bir şey. Dil olmadan kültürden bahsetmek mümkün mü? Ancak silik bir gölgesinden bahsedebiliriz, zira farklı iletişim usulleri de mümkündür. Kültürün ikinci önemli ürünü, "devlet" ya da "hegemonya" ya da "hiyerarşi/örgüt", adını ne koyarsak koyalım. Bu iki ürün, kültürün hem yaratısıdır, hem de kültür üzerinde en büyük tesir sahibi iki olgudur. 

Dili ele alalım. Sapir-Whorf hipotezinin modern versiyonu, kültürün dille gerçekten belirleyici bir ilişkisi olduğunu gösteriyor.1 Dil, düşünce tarzımızı doğrudan etkiliyor; anadilimiz ne ise, o dilin özelliklerine göre düşünce kalıplarımız oluşuyor ve bu da davranışlarımız üzerinde etki sahibi. Pekala, diyelim ki Türkçe, Orta Asya'da doğdu. Ora coğrafyasının, ikliminin ve orada mümkün olan yaşam tarzının, bir de oradaki komşularla etkileşimimizin sonucu olarak doğdu. Doğduktan sonra da, haliyle, o dili konuşanların, diyelim ki, tezcanlı, şimdi-odaklı, kavgacı (...) olmasını sağlayacak özellikleri sürekli diri tuttu. Coğrafyamız değişince ne olacak peki? Kalktık Anadolu'ya geldik, oradan Rumeli'ye geçtik. Türkçe'yi yaratan şartlar ortadan kalktı, ama hala o dili konuştuğumuz için, bozkırlı davranışlarımız devam etti. Bugün de devam ediyor: Dilimizde iki farklı geçmiş zaman kipi olduğu için, bir olaya şahit mi olduk, yoksa birinden mi duyduk, konuşurken bilinçaltımızdaki sessiz işletim sistemi buna odaklanıyor. Farkında bile olmuyoruz, cümleyi "Ayşe'nin babası mafyaymış" ya da "Dün Ali bize geldi" şeklinde kuruveriyoruz. Böyle iki farklı geçmiş zaman kipine Türkçe'nin evrimleştiği ilk topluluk neden ihtiyaç duymuştu? Sürekli bir çatışmanın olduğu bozkırda, belki de, gözcünün ya da keşifçinin raporundaki bu detay, büyük önem arz ediyordu. Sebebini bilmiyoruz, ama emin olabileceğimiz bir şey var: Coğrafya değişti, zaman değişti, hala iki farklı geçmiş zaman kipimiz var ve beynimiz bu iki zaman kipini içermeyen dilleri konuşan insanlardan farklı çalışıyor. 

Devlet? Devlet istediği şeyi kültüre katar. Devletlerin nasıl işlediğini belirleyen, o devleti kuranların kültürüdür, evet; mesela ahlaksızlık tabir ettiğimiz davranış özelliklerinin yaygın olmasına neden olan bir kültürünüz varsa, devletinizin düzgün işleme şansı yoktur. Bu bakımdan kültür devlet üzerinde belirleyicidir. (Şimdiye dek akademik formata şöyle böyle uygun yazdığım tek makalede, E. T. Hall'un kültürel sınıflandırmasına göre yüksek bağlamlı kültür sahibi olmakla yolsuzluk arasında bir ilişki olduğunu tespit etmiş, ya da iddia etmiştim diyelim. 2) Fakat devlet de, istediği motifi, "gösterge"yi (Hız göstergesi değil, semiotic anlamında gösterge) kültüre sokar. Türkler İstanbul'u alınca, bir anda Eyüp Sultan'ın kabrinin "rüyada" bulunması tesadüf müdür? Sonra devlet geleneğinde de, halk inanışlarında da bu türbe ve caminin yer edinmesi? Yahut cumhuriyet devrinde, bayağı genişçe bir kesimin, dini bayramlarda likör ikram etmeyi bir geleneğe dönüştürmesi? Bunlar basit ve aşikar örnekler. Dil ile kültür ilişkisinde olduğu gibi, devlet ile kültür ilişkisinde de karşılıklı tesirden söz etmemiz gerektiği herhalde inkar edilemeyecek kadar aşikar bir gerçek.

Biraz asıl odaktan sapacağız ama, ben dinin de böyle olduğunu düşünüyorum demiştim. Aynı dine inanan, benzer coğrafyada yaşayan ama farklı kültürlere/dillere sahip toplulukların, farklı yollar izlediklerine ve bu izledikleri yolların da nihayet dinlerin, hiç değilse mezhep seviyesinde farklılaşmasına neden olduğunu görüyoruz. Mezhebin farklılaşması, yani "Protestan Ahlakı" bu yüzden, bir sebep değil, sonuçtur. Belçika ve Hollanda'yı düşünün. Latin havzada kalan Belçika, Cermenik havzada kalan Hollanda'ya göre daha geç "modern"leşmiştir. Halbuki bu iki toplumun coğrafyaları çok benzerdir, başlangıçta dinleri de aynıdır. (Hatta genetikleri de aynıdır.) Fakat Roma'nın doğal sınırının ötesinde kalan Hollanda'da dini reform kendine yer bulabilmiş ve kapitalizm doğabilmiştir. Belçika'nın "böyle" olmasına neden olan kültürüdür; dini değil. Kültürü buna uygun olmadığı/elvermediği için yanıbaşındaki Hollanda'da yaşanan gelişmelerin sağladığı avantajlara daha geç kavuşmuştur. Yahut Türkiye ile herhangi bir diğer sünni Arap ülkesini kıyaslayın. Din aynı, kitap aynı. Fakat maceralar bambaşka, çıkan sonuç da bambaşka. Üstelik, uzaktan bakınca birbirinin aynı gibi görünen din anlayışlarının, pratikte ne kadar farklılaştığına şahit olmak çok kolaydır, merceği biraz büyütmeye bakar. Çok yakınlaşırsanız, aynı Allah'a inandığını, aynı peygamberi kabul ettiğini söyleyen bu iki topluluğun dininin kesinlikle aynı olmadığını söylemeniz gerekir. Elbette, din kültürleri birbirlerine yakınlaştırır, başka kültürlere, o dini doğuran kültürün motiflerini ekler, fakat kültürün din üzerindeki belirleyiciliği, dinin kültür üzerindeki belirleyiciliğinden daha yüksektir demek lazım. Belirtmek gereken bir başka husus da şu: Doğan her din, içinde doğduğu kültürün özelliklerini taşır. Yayılması, aynı zamanda bir kültür difüzyonu da getirir. 

Hülasa, kültür, bireyler üzerinde ciddi bir belirleyiciliği haizdir. Bir araba lafı, bu cümleyi kurmak için ettik, evet.

III. Süper-Medeniyet

Buradaki süper, "muhteşem", "aşırı ileri" anlamında değil. Üstünde, ötesinde anlamında; Freud'un "süper-ego"su gibi. Süper ego, aşırı şişmiş bir ego değildir. Süper-medeniyet de, bazı futuristik nazariyelerdeki "gezegeninin ışık aldığı yıldızın enerjisini yüksek verimle hasat edebilen" bir muhteşem medeniyet değil. Kültür havzalarının/kümelerinin nihayet globalleşmesiyle, bütün küreye hakim olan bir kültürlerüstü kültürün, kültür üzerinde belirleyicilik kazanan bir maşeri medeniyetin ifadesi. 

Kültür emperyalizmi, Amerikanlaşmak, Batı özentiliği, ilahiri ve ila derken aslında, süper-medeniyeti kastediyoruz. Basit gibi görünen bu konsept, bir kere aklıma geldikten sonra, kültürlerarası girift etkileşimleri, sınıflandırmaları (...) kolaylaştıran bir reçeteye dönüştü. Globalleşme, kültürlerin, ya da milletlerin, Amerikan tesirine girmesine mi neden oluyor? (İlginçtir, kapitalizmin bu yüzüne yönelen en estetik eleştirilerden biri, bir "kültür endüstrisi" ürününün, Rammstein'in Amerika şarkısında.) Hepimiz Amerika'da mı yaşıyoruz? Anadilimizde düşünmüyor, "Amerikanca"da mı düşünüyoruz? Buna cevabım hem evet, hem hayır. 

Tarihin daha erken çağlarında, kültür havzaları ya da kümeleri, evet vardı. O yüzden "medeniyetler"den söz etmek mümkündü. Zira İndus'taki medeniyetle (medeniyeti, insan zihninin ürünlerinin toplamı, hülasası diye özetleyebiliriz) Mısır'daki medeniyet arasında iletişim sınırlıydı. Medeniyetler, evet, çoğul kullanılabiliyordu. Mesela eski Türklerin dahil oldukları "Bozkır Medeniyeti", bir çıkmaz sokaktı. O an için müthiş bir avantaj sağlıyordu: Bozkırda göçebe hayvan tarımı yapan bir toplum, doğal silahlarla donanıyordu. Folkloru dahi, birlikte uyum içinde hareket edebilme yetisini çocukluktan itibaren bireylere kazandırma işlevini önceliyordu. Asker almak için kimseyi eğitmek zorunda değildiniz, atlı göçebe yaşam tarzı, toplumun her ferdini bedavaya asker gibi eğitiyordu. Böyle bir milletle neler yapılmaz! Bozkırdan çıkan büyük fatihlerin birkaç defa Avrasya'nın büyük bölümüne kök söktürmesinin sebebi buydu. Bu yaşam tarzının avantajı. Ancak tarih, bize bu tarzın, medeniyetin, çıkmaz yol olduğunu gösterdi. Bugün bu satırları yazdığım bilgisayar, atlı göçebe, hayvan tarımına dayalı medeniyet kapsamında asla keşfedilemezdi. Türklerin de, büyük bir kısmı, farklı coğrafya ve dönemlerde, bunu öğrendiler. Roux, mesela, Osmanlı'nın başarısını burada görür. Yakın Doğu'nun yerleşik tarım yapan medeniyetine, bize has kültürümüzle girdik. Daha sonra, Batı Medeniyeti'ne...

Bugün, Andaman Adaları ya da Amazon içleri gibi tecridi süren birkaç yer müstesna, dünyanın her bölgesi arasında daha önce asla görülmemiş, korkunç hacim ve etkililikte bir iletişim söz konusudur. Zihin ürünleri, bu sayede, tek bir havuzda toplanmaktadır. Bu yüzden, artık "medeniyetler" diyemeyiz, tek bir medeniyet vardır: Yerleşik, sanayi üretimine dayalı, enformasyon medeniyeti. Nerede yaşarsanız yaşayın, nasıl yaşadığınız üzerinde belirleyiciliği olan ilk olgu, bu medeniyettir. Sanayi üretiminiz yoksa ya da göçebe yaşıyorsanız bile bu medeniyete dahilsinizdir: O sanayi ürünlerinden tüketiyor, o medeniyetin mümkün kıldığı devlet sistemleri tarafından yönetiliyorsunuzdur. Sanayiniz yoksa da bu medeniyete dahilsiniz: İşçi olarak, ya da pazar. 

Tek bir medeniyet var, ancak bu medeniyet, Amerikan Medeniyeti değildir dedim. Amerika'da bir kültür ve bir millet var. Evet, bir millet var. Bizde yaygın bir tavır vardır. Jenerik markayı, janrın tanımlayıcısı sayarız. Afilli bir cümle değil mi? Şöyle ki, mesela, geçenlerde sosyal medyada "şamanizm din midir" tartışmasına şahit oldum. Din deyince insanların aklına Sami Dinler geldiğinden, bu dinlere benzemeyen inanışların "din olmadığı"nı iddia ediyorlar. (Tabii art niyetli bir tavır da var, onu geçelim) Aynı, "medeniyetler"den evrimsel olarak en sürdürülebilir ve devamlı yolun yerleşik medeniyet olduğunu görmemizden sonra, göçebe medeniyeti "medeniyetsizlik" sayanlar olduğu gibi. Hatta bu temeli sorunlu görüşü benimseyip, milliyetçiliğe de bok sürdürmeyip, "Türkler göçebe değildi, şöyleydi böyleydi" diyenler var; Türklere medeniyetsizliği yakıştıramadığı için. Ancak her din, birer dindir, şamanizm de bir dindir. (Şamanizm, çeşitli şamanistik dinlerin ortak, şemsiye adıdır) Amerika'da da, bir kültür ve millet vardır, evrimi bizimkinden farklı olduğu için bize her ne kadar tuhaf ya da yanlış gelse de. Nüvesi, Batı Avrupa'nın etnik motifleridir, ancak Amerika'da doğan motiflerle de katışarak, nihayet kendine has bir kültür ve millet yaratmıştır. Batı-Kuzey Avrupa'nın "wild hunt" motifi, Amerika'da kovboy şarkısına dönüşür mesela.

Yine o "wild hunt" motifinden evrilen bir yeni motif, "Noel Baba", peki, nasıl global bir figüre dönüştü? Noel Baba benzeri motifler evet bazı kültürlerde vardı, ancak zihinlerdeki Noel Baba imgesi, Amerikan "milleti"nin, "kültür"ündeki motiftir. Difüzyonla yayılmıştır. 4 Nasıl yayılmıştır? Süper-medeniyet yoluyla.

Dünyanın demir yolları, telgraf hatları, okyanus-altı kablolar, nihayet uydularla birbirine bağlanmasının ürünü, süper-medeniyet "düzlemi" ya da "medium"udur. Bu düzlem, altında yer alan "kültür"lerden beslenir ve onları etkiler; aynı devlet-kültür ilişkisinde olduğu gibi. Bugün, endüstrisi, sermayesi, ordusu (...) en güçlü ülke ABD olduğundan, ABD ile süper-medeniyetin ilişkisinde, kültürden süper-medeniyete motif transferi söz konusudur. Fakat Türkiye gibi saydığım alanlarda zayıf, "geri kalmış" ülkelerde, aksi bir durum söz konusu: Motif transferi, ekseriyetle, süper-medeniyetten kültüre doğru. Fakat süper-medeniyetin kendisi Amerikan kültürüyle birebir aynı değil, hatta süper-medeniyetin Amerikan kültürünü etkilediği, dönüştürdüğü, görüşünüze göre "bozduğu" durumlar da mevcut. 5

Dilbilimde bir kaide vardır. "Yüksek" kabul edilen dilden "edebi" kelime alırsın. Aşağı kabul edilen dilden ise, ekseriyetle o dili konuşanların uzmanlık alanlarına giren kelimeleri ve argoyu alırsın. Osmanlı yargı dilinin Arapça'dan, edebiyatının Farsça'dan, denizcilik terimlerinin Rumca'dan, argosunun ise Rumca ve Ermenice'den kelime almasının nedeni budur. Türkiye'nin bugünlerde argosunun Kürtçe ya da Kürtçevari kelimelerle bezeli olmasının sebebi budur. Herhangi bir Türk'ün yahut Türkçe konuşan şehirli Kürt'ün gündelik dilinde Kürtçe alıntı sözcük yoktur. Ama argosunda "kıro", "barzo", "tırsmak" gibi Kürtçe yahut Kürtçeye benzetilmiş kelime boldur. 6 Süper-medeniyet kültür ilişkisi de böyle: Yüksek seviyeye gelmiş kültürler, bu medeniyete motif ödünç veriyor. Geri kalmış kültürlerse, "zamanın ruhu"nu belirleyen bu üst-düzlemden, motif alıyorlar. Bu medeniyete katkı yaptıkları nadir anlarda ise, karikatürize edilmiş bir imajla katkı yapıyorlar; aşağı kabul edilen dillerden ancak argo alınması gibi.

Globalleşme yahut "milletlerin ortadan kalkması" dediğimizde kastettiğimiz bu. Kültür emperyalizmi dediğimizde kast ettiğimiz bu. Bu yeni düzen, bu "medeniyet", tesis edildi ve yıkılmayacak. Bununla mücadele etmekse beyhude bir çaba; "korumacı" bir yol yalnızca geri kalmanızı pekiştirecek ve günü geldiğinde, bu müthiş gücün karşısına kültürsüz, dolayısıyla tam anlamıyla edilgen, tamamen onun insafına kalmış bir şekilde çıkmanıza neden olacak. (Kuzey Kore'nin kapılarının birden açıldığını düşünün, ya da geleceğe gitmeyin, bugüne, Grönland'da intihar oranları aşırı artan Eskimolara bakın)  

O halde yol ne? Hep düşünürüm, ben Amerikan İç Savaş'ını biliyorum. Amerikan "halk şarkıları"nı biliyorum. Amerikan kültürüne dair, kulaktan dolma da olsa, birçok malumata sahibim. Bunların bir kısmı benim kişisel merakımdan, ama temeli de, süper-medeniyet sayesinde. Kırmızı Başlıklı Kız, benim çocukluğumda, Keloğlan'dan daha yaygın bir figürdü mesela. O bir "Batı folklorik motifi" idi, Amerika'ya gitti, oradan Süper-Medeniyetin motifine dönüştü ve benim ülkeme geldi. Fakat Amerika'da yaşayan bir çocuk, benim "Yellow Rose of Texas"ı bildiğim gibi, "Ay Akşamdan Işıktır"ı bilmiyor. Ben çizgi filmden Paul Bunyan diye bir adamın ismini duydum, ama o Köroğlu'nu duymadı. Demek, yol, süper-medeniyetle kavga etmek değil. Mümkün olmamasının yanında, dediğim gibi, büsbütün kültürsüz kalmak ve yeni yaşam tarzı karşısında, piç, kimliksiz bir yığın olarak, süper-medeniyetin mankurtları olmakla sonuçlanacak, tehlikeli bir yol. Mantıklı, faydalı ve doğru yol, kültürü güçlendirmekten geçiyor. Kültürü yaratan milleti güçlendirmekten geçiyor. Kültür de ancak sağlam bir ekonomiyle, devlet rejimiyle, orduyla (...) güçlenip serpilebiliyor, gelişiyor, gelişimini muhafaza ediyor. Demek, derdimiz süper-medeniyetin tesiriyle taktik sahada mücadele edip, çıkmaz yolda kıvranıp durmak olmamalı. Derdimiz, süper-medeniyete katkı yapan bir kültüre dönüşmek olmalı. Ki, süper-medeniyet kategorik olarak "kötü" değil, kötü sonuçları yaratan, bazı kültürlerin/milletlerin diğerlerinden daha zayıf olması. İskender Öksüz, serbest piyasa ekonomisini savunurken, "fakat, uluslararası düzlemde serbest piyasa koşulları oluşmaz, dolayısıyla o düzlemde böyle davranamayız" demişti. Bunun gibi, süper-medeniyetin bütün kültürlerden faydalı ve insanlığın serüvenini sürdürmesini temin edecek katkıyı almasını sağlamak lazım. Yoksa, dünya eskiden daha iyi değildi, süper-medeniyetin yarattığı dünyada, hiç değilse, "iyi", "ahlaklı" fikirler daha kolay yayılabiliyor, dün alışıldık gelen birçok motif, bugün korkunç olarak damgalanıyor ve dışlanıyor. Evet, Geneva Konvansiyonu her yerde geçerli değil, ama Ortaçağ'da mı harp esiri olmak isterdiniz, şimdi mi? Yahut evet, İnternet çocuğunuzu kumarbaz ya da porno müptelası yapabilir, ama aynı zamanda şehrinizde kütüphane yoksa dahi insanoğlunun şimdiye kadar ortaya koyduğu entelektüel birikimin neredeyse tamamına kolayca ulaşabiliyor.

Süper-medeniyete motif veren bir Türk milleti/kültürü... Bir Türk milliyetçisi olarak benim ereğim budur. Bu "süper-medeniyet" konsepti, dediğim gibi basitse de, zihin dünyamda mayalanan birçok fikri açıklamada çok kolaylık sağladı. O yüzden sık sık kullanacağım, belki bir gün kabul edilmiş bir aydın olurum da, benden yadigar bir terim olarak kalır, kim bilir? (Gerçi kesin birileri benden evvel kullanmıştır. Ah o birileri!)


M. Bahadırhan Dinçaslan

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 

 

***

Dipnotlar:

1: Lütfen Boroditsky'den yaptığım bu çeviriyi ve şu yazımı okuyunuz. Aslında yazdığım her yazıyı okuyunuz bence. Çok işe yarar. Bence şimdi yazılarımı derlediğim Seküler Milliyetçinin El Kitabı'nı satın alın. Evet burayı tıklayarak.

2: Mezkur yazıyı burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.

3: Mezkur şarkıyı burayı tıklayarak dinleyebilirsiniz.

4: Lütfen bkz "Karşılaştırmalı Mitoloji: Tolkien Ne Yaptı?", M. Bahadırhan Dinçaslan

5: Amerikan kültürünü, pop kültürü ve daha birçok şeyi anlamak için lütfen Herbert J. Gans'ı, özellikle Sembolik Etnisite kuramını okuyunuz.

6: Etimolojiye dair, ilginizi çekebilir.

 

Son not: 

Evet en çok sevdiğim şey sürekli kendime referans vermek. Nash kadar olamadım ama, içimde yaradır.

 
mbdincaslan.com | © 2019 Tüm Hakları Saklıdır

  • Mevcut yorum yok.

Who's Online

360 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Latest Park Blogs